KÜLTÜR, SANAT VE EDEBİYAT ÖDÜLLERİ DUYURULARI

2009-09-19 · Kategori: Odul

2010 Ümit Kaftancıoğlu Öykü Yarışması

1- Eser sahipleri yayımlanmamış ve ödül almamış 2'şer öykü ile katılacaklardır.        Konu serbesttir.

2- Öyküler iki aralıklı olarak (bilgisayarda yazılmış) en az 2 en çok 10 sayfa olacaktır.

3- Öykülerin yazılı olduğu dosyanın sağ üst köşesine büyük harflerle rumuz yazılacaktır. Kesinlikle gerçek ad ve soyadı belirtilmeyecektir.

4- Katılımcılar öykülerini 5 kopya olarak gönderecekler ve gönderinin içine ayrı bir dosyada kısa özyaşamı, adresi ve telefon bilgilerini belirteceklerdir. Aksi durumda öyküler değerlendirmeye alınmayacaktır

5- Değerlendirme 1., 2., 3. şeklinde olacak, ilk 10'a giren öyküler kitap olarak yayımlanacaktır. Dereceye giren katılımcılar plaket ve kitap seti ile ödüllendirileceklerdir.

6- 30.11.2009 son katılım tarihidir. Gecikmelerden ve kaybolmalardan düzenleyen kurum sorumlu değildir. Öykü yarışması sonuçları 20.03.2010 tarihinde basın yolu ile açıklanacak ve Ümit Kaftancıoğlu'nun öldürülüşünün 30. yılı olan 11 Nisan 2010 günü yapılacak anma töreni ile ödüller sahiplerine verilecektir.

Seçici Kurul: Adnan Özyalçıner, Öner Yağcı, Mehmet Güler, Zeynep Aliye, Mustafa Sancar, Dr. Canan Kaftancıoğlu, Öztürk Tatar,

ADRES

2010 ÜMİT KAFTANCIOĞLU ÖYKÜ YARIŞMASI

YALIN SES YAYINLARI

CAĞALOĞLU YOKUŞU ERGÜÇ HAN NO:5/8

CAĞALOĞLU-İSTANBUL

TEL: 0212 528 67 31

         0555 254 27 26

 

www.umitkaftancioglu.com

www.yalinses.com


                                           *****                            *****                                  *****

Oğuz Tansel Halkbilimi Ödülü’ne başvurular başladı...

 

1940 kuşağının lirik ve özgün sesi Oğuz Tansel’i anılarda yaşatmak, kişiliğini, düşüncelerini ve yapıtlarını gelecek kuşaklara aktarmak, genç kuşakların dil duyarlılığını artırmak, yazınsal becerilerini değerlendirmek amacıyla verilen Oğuz Tansel Halkbilimi Ödülü’ne başvurular başladı. Ödül, Folklor/Edebiyat Dergisi, Troya Folklor Araştırmaları Derneği ve Ankara Aydınlığı Girişimi’nin çabalarıyla gerçekleştiriliyor.

Oğuz Tansel, halkbilimi çalışmalarına masal derlemeleriyle 1930’larda başlamıştı. “Al’lı ile Fırfırı” adlı masal kitabıyla 1977’de Türk Dil Kurumu Çocuk Yazını Ödülü’nü kazanan Oğuz Tansel’in Altı Kardeşler, Yedi Devler, Üç Kızlar, Mavi Gelin, Çobanla Bey Kızı, Konuşan Balıkla Yalnız Kız adlı masal kitapları ve Bektaşi Dedikleri (Metin Eloğlu’yla birlikte) adlı şiirleştirilmiş Bektaşi fıkraları ve halkbilimi konulu makaleleri vardır.

Ödüle katılım koşulları:

1- Ödül bu yıl Halkbilim alanında bir yapıta verilecektir.
2- Ödüle aday yapıtın 01.01.2008 - 31.12.2009 tarihleri arasında yayımlanmış kitap ya da kitap oylumunda dosya olması gerekmektedir.
3- Ödüle son başvuru tarihi 15.03.2010’dur. (Postadaki olası gecikmeden düzenleme kurulu sorumlu değildir.)
4- Ödül, düzenleme kurulu ve seçici kurul üyeleri dışında tüm katılımcılara açıktır.
5- Ödül tek yapıta verilecektir.
6- Yapıt daha önce yayımlanmış ise 8 adet gönderilmelidir. Daha önce yayımlanmamış yapıtlar, A4 boyutunda kağıda,12 punto ve 1,5 satır aralığıyla bilgisayarda yazılmış 8 ayrı dosya biçiminde düzenlenmiş olarak posta ile gönderilecektir.
7- Katılımcı, kısa özgeçmiş, iletişim bilgileri ve bir adet fotoğrafının bulunduğu ayrı bir zarfı yapıtıyla birlikte ulaştıracaktır.
8- Ödül tutarı 2.000 TL olarak belirlenmiştir.
9- Ödüle tek yapıtla başvurulmalıdır.
10- Ödüle katılmak için gönderilen eserler iade edilmeyecektir
11- Ödül töreni Mayıs 2010’da  yapılacaktır. Törenin kesin tarihi ileride bildirilecektir.
12- Seçici kurul Prof. Dr. Ali Rıza Balaman, Prof. Dr. İlhan Başgöz,  Prof. Dr. Cevat Geray, İlhan Gülek,  Doç. Dr. Muhtar Kutlu, Doçent Dr. Nüket Tör ve Metin Turan’dan oluşmaktadır.
13- Başvurular şu adrese yapılacaktır: OĞUZ TANSEL HALKBİLİM ÖDÜL KURULU, Folklor/Edebiyat Dergisi,  Konur Sokak 36/13, Kızılay, 06650 Ankara
                                      
Ayrıntılı bilgi için: folkloredebiyat@gmail.com

MAYIS DURAĞI

2009-05-15 · Kategori: Siir

MAYISLAR GÖRÜCÜYE ÇIKMIŞ KIZ

 

kanımız yiğit namuslu pervasız

infaz hükmünde kaşları çatık

hapsedilmiş kocaman ağızlar

eylüller dökülmüş dut yaprağı

mayıslar görücüye çıkmış kız

 

Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 46)

***   ***   ***

MAYIS DURAĞI

 

yılları çekip çevirdik

izleri kaldı sıcak ince

uçup gitmedi kuşlar gibi

zoru görünce

 

mayıslar emekçe düğün dernek

dudakların ölüme uzak şarkı

bırakıp gitme yenilgiyi

nasılsa ısınır havalar

söyle hangisi

ağıtları saklayamam

sokaklar bizden biri

sesi tanıdık

küskün yaşama çekilen çizgi

 

saçları düne ilişkin

bize yürüyen sızı

aklığı tükenmez azap

yıllanmış güzellik

engel değil tanrılar

zeus eskisi yontu

ne olur suçlama beni

tarihi emziren kadın

 

hepiniz için geçerli dört duvar

dal dal büyüyen kilim

hüznü gülen aydınlık

dostluklar izne bağlı

ilk durak burası

deniz anası eylül

mayıs durağı kanlı meydan

karanfil tarlası ölüm

sarısından utanan gül

 

düşleri de biliyorum

ulaşılmaz ferhat'ın dağı

ölümün çanı çalınca

duramaz can alıcı

ağzı thernede bir tay

izini yi tirmiş şaşkın

talihsiz anılar sığınağı

 

rüzgar ağızlı tebessüm

harmanım savrulan çığlık

ateş artığı sevi

alışık olduğumuz sıkıntı

tutulmuş köşeler birer birer

işi ne bu kanlı günün

emeği yüreğe işleyen sözcük

 

Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 57-58)

Alsah 2005 Arşivi'nden / Ali ŞAHİN

2009-02-15 · Kategori: Ali SAHIN _Alsah_ Yazilari

2005-12-30: TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI KURULTAYI
2005-12-29: Kültür- Sanat 2005/ Devlet Babanın Gölgesi Düştü (Radikal'den)
2005-12-28: Diyet bozmayan yılbaşı sofrası!
2005-12-28: 169 AYDIN, PAMUK'A DESTEK İÇİN BİLDİRİ YAYIMLADI
2005-12-27: Nakkaşların Çiçekli Bahçe Gezintisi...
2005-12-27: Gazeteler ve Kitap Ekleri
2005-12-27: Tanpınar Hikaye Yarışması Sonuçlandı/ Yeni Edebiyat
2005-12-24: TÜRK EDEBİYATINDA DENEME 3/ Nurullah ÇETİN
2005-12-24: TÜRK EDEBİYATINDA DENEME 2/ Nurullah ÇETİN
2005-12-24: TÜRK EDEBİYATINDA DENEME 1/ Nurullah ÇETİN
2005-12-24: http://www.ntvmsnbc.com/news/EDEB_front.asp
2005-12-24: Everest’ten ‘gizli’ romancılara şans
2005-12-23: Cemal Süreya ödülü Ergülen’in/ Cemal Süreya'dan son kalanlar
2005-12-23: Yapı Kredi Yayınları'nda Çağdaş Türk Edebiyatı 1
2005-12-23: Yapı Kredi Yayınları'nda Çağdaş Türk Edebiyatı 2
2005-12-23: Kahraman Türk Kadınları...
2005-12-23: Bir Edebiyat Sitesi: Edebiyattürk
2005-12-22: BİRKAÇ TAŞIN ARASINDAN GEÇTİĞİNİ GÖRMEK İÇİN/ H. İhsan SÖNMEZ
2005-12-22: Ah Kalbim... Burgaç Hengame/ H. İhsan SÖNMEZ
2005-12-22: ELİM ELİNE DEĞSİN/ H. İhsan SÖNMEZ
2005-12-21: Memet Fuat Ödülleri'ne aday olabilmek için üç hafta kaldı.
2005-12-20: Aslı ERDOĞAN
2005-12-20: 2000'li YILLARDA ÖNE ÇIKANLAR/ 1
2005-12-19: Ölümünün 90. yılında bir kez daha gündemde: Işıltılı Yürek Tevfik Fikret
2005-12-19: YKY'deki Nazım Hikmet Kitapları
2005-12-18: Şair Nevzat Çelik'le romanını konuştuk/ Önder KIZILKAYA
2005-12-17: Taşköprü ve Kastamonu Linkleri
2005-12-16: Kitle Coğrafyasında Kültür ve Edebiyat/ H. İhsan SÖNMEZ
2005-12-16: Aziz Nesin'in elli yıl önce yazdığı ama kimsenin bilmediği bir roman: 'Düğümlü Mendil'
2005-12-16: İnsanı, İnsana Yine İnsanla Anlatır Tiyatro/ Orhan Güler'le Söyleşi- H. İhsan SÖNMEZ
2005-12-14: Mecmua Devrinin Sol Devlerinden Resimli Ay
2005-12-14: 'Gitme Kal' Haydar Ergülen
2005-12-14: Orhan Pamuk ne yaptı? / Semih GÜMÜŞ
2005-12-14: Şükran Kurdakul 1. ölüm yıldönümünde yapıtlarıyla yaşıyor
2005-12-12: Bir Site: Mevsimsiz/ Bir Şair: Betül TARIMAN
2005-12-12: Yıldız ECEVİT: "Oğuz Atay'ı okumaktan ve onun üzerine yazmaktan çok keyif alıyorum"
2005-12-12: Bu yılın Behçet Necatigil Ödülü'nü alan Betül Tarıman'la ödülü ve şiirini konuştuk
2005-12-12: Attilâ İlhan'dan Şükran Kurdakul
2005-12-10: Betül TARIMAN/ Dergilerdeki Şiirlerinden Seçmeler 2
2005-12-10: Betül TARIMAN/ Dergilerdeki Şiirlerinden Seçmeler 1
2005-12-10: Orhan Veli KANIK/ Seçme Şiirler
2005-12-10: 2 Şiiri ve 1 Öyküsüyle Fahri Erdinç'i Anarken
2005-12-07: Bir Dergi: Türk Dili Dergisi (Kasım-Aralık 2005)
2005-12-07: Sabiha Sertel'in Fikret yorumu /ATAOL BEHRAMOĞLU
2005-12-06: Edebiyat Tartışmaları: 1
2005-12-05: 10. Cide Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali’nden İZLENİMLER...
2005-12-03: İki Hapishane Kitabı: Hapishane Şiirleri / Hapishane Öyküleri
2005-12-03: Edebiyat Dergileri 1
2005-12-03: Yeni Edebiyat Şiir Antolojisi/ Suphi Nuri İleri (Derleyen)
2005-12-03: Enver Gökçe/ Şiirler...
2005-12-03: Enver GÖKÇE 19 Kasım 1981 tarihinde Ankara'da yaşama veda etti.
2005-12-03: Süreli Yayınların İçeriği/ Dergiler Arşivi
2005-12-03: Fethi Naci: Eleştiri Yazını Deyince.../ Vecdi ERBAY
2005-12-03: Anahatlarıyla Türk Edebiyatının Dönemleri
2005-12-03: Ölümünün 1. Yıldönümü'nde Şükran KURDAKUL
2005-12-03: Şükran KURDAKUL'u Anmak
2005-12-03: Şair Şükran Kurdakul Üzerine/ Ahmet Miskioğlu
2005-12-03: Nâzım Hikmet’in Şiirlerinde Diyalektik Materyalizm/ Alaattin Bilgi
2005-12-03: Şükran Kurdakul'u Anarken...
2005-12-03: Bir Sunullah Arısoy Vardı.../ Burhan Günel
2005-12-03: Kısa Ve Öz Bir Edebiyat Dersi/ Mustafa Kara
2005-12-03: Umudun Türküsü: Filistin Şiiri/ Evrensel Basım Yayın’dan “ Filistin Şiiri” Antolojisi
2005-12-03: Dünya Şairi Nâzım Hikmet/ Afşar Timuçin
2005-12-03: Nâzım’ı Büyük Şair Yapan Nedir?/ Asım Gönen
2005-12-03: Nâzım Hikmet’in Şiirinde Ayrılık Ve Özlem/ Eray Canberk
2005-12-03: Enver Gökçe'yi Yeniden Okurken/ Sennur Sezer
2005-12-02: Güzel Bir Site: Berfin Org.
2005-12-02: 1980-2000 Yılları Arasında Türk Öykücülüğü 2 (Ömer LEKESİZ)
2005-12-02: Doğan Kitap, Can Yücel’in şiir kitaplarını basmaya devam ediyor.
2005-12-02: Lo-li-ta, bilumum edep/sizlikler ve edebiyat
2005-12-01: Romancı İşigüzel, Başbakan Erdoğan'ın edebiyata bakışını şu sözlerle eleştirdi:
2005-12-01: Arkası yarında "Benim Adım Kırmızı" ile yeni dönem başlıyor
2005-12-01: "Çıplak kadın yazarlara öfke duyuyorum"/ Perihan MAĞDEN
Hüsamettin Bozok’u kaybettik
Türkan Saylan ile 'Yüz Soruda Sivil Toplum'
En çok kazanan yazarlar
Alsah Blokları - "Edebiyat Gündemi" Arşivinden
Fethi'nin Fethedilmezliği
GÖKBONCUK / ÖYKÜ / FİKRİ UZUN
Türkçe'nin 73 yaşındaki çınarı Ali Püsküllüoğlu "sözcüklere" veda etti.
İngiliz işgaline razı Müslüman veya mankurt! / Arslan BULUT
Yani, Solun Aytmatov'u gitti, yerine Sağın Aytmatov'u geldi.(3)
Solda Aytmatov Ne Zaman Öldü?
Cengiz Aytmatov Öldü
Nâzım’ın şiirleri elden ele dağıtılacak
Karanlıktaki ışık Orhan Kemal! / Refik Sıla Güvenç / 06/2008
Çankaya Şiir Akşamları Etkinliği ve Ergin Günçe Şiir Ödülleri Töreni
HOCALAR İLÇESİ OKUYOR
“İç dünyam çok karmaşık değil”
Faruk Nafiz Çamlıbel’e Mektuplar
Avrupa Romanına Dair
Sevim Burak Yazarlığını Anlatıyor
Laiklik kavramı üzerine
Mehmet Akif'ten Başbakan'a...
2007 Tudem Edebiyat Ödülleri sahiplerini buldu
Necati Cumalı 10-12 Ocak 2008'de Urla’da Anılıyor
Hikmet Altınkaynak´tan ´Türk Edebiyatında Yazarlar
Yılmaz (Elmas) Öğretmeni Kaybettik / Kadir İncesu
2005-11-27: Hasan Hüseyin/ Yolcu

2005-11-25: Suzan Samancı: Yaşamı, Yapıtları ve Bir Öyküsü İle (Errik Adam)
2005-11-25: 2005'te Roman/ A. Ömer TÜRKEŞ
2005-11-24: Öğretmenler Günü
2005-11-23: Şiir: Dünya Dili/ Tuna Erdem
2005-11-23: Latife Tekin, Dil ve Masumiyet/ Sennur Sezer
2005-11-23: “Resimli Ay” Sonrasında Sabiha Sertel/ Mehmet ERGÜN
2005-11-23: Nazım Hikmet ile Sabahattin Ali/ Mehmet ERGÜN
2005-11-21: Can YÜCEL/ Baharla Ölüm Konuşmaları (Şiir)
2005-11-20: Yaşamöyküm ve Sitelerim/ Ali ŞAHİN
2005-11-10: Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan/ Nazım HİKMET
2005-11-10: Atatürk'ten Son Mektup/ Halim YAĞCIOĞLU
2005-11-08: Sulhi Dölek'in Ardından (Basından Seçmeler)
Hüsamettin Bozok’u kaybettik
Türkan Saylan ile 'Yüz Soruda Sivil Toplum'
En çok kazanan yazarlar
Alsah Blokları - "Edebiyat Gündemi" Arşivinden
Fethi'nin Fethedilmezliği
GÖKBONCUK / ÖYKÜ / FİKRİ UZUN
Türkçe'nin 73 yaşındaki çınarı Ali Püsküllüoğlu "sözcüklere" veda etti.
İngiliz işgaline razı Müslüman veya mankurt! / Arslan BULUT
Yani, Solun Aytmatov'u gitti, yerine Sağın Aytmatov'u geldi.(3)
Solda Aytmatov Ne Zaman Öldü?
Cengiz Aytmatov Öldü
Nâzım’ın şiirleri elden ele dağıtılacak
Karanlıktaki ışık Orhan Kemal! / Refik Sıla Güvenç / 06/2008
Çankaya Şiir Akşamları Etkinliği ve Ergin Günçe Şiir Ödülleri Töreni
HOCALAR İLÇESİ OKUYOR
“İç dünyam çok karmaşık değil”
Faruk Nafiz Çamlıbel’e Mektuplar
Avrupa Romanına Dair
Sevim Burak Yazarlığını Anlatıyor
Laiklik kavramı üzerine
Mehmet Akif'ten Başbakan'a...
2007 Tudem Edebiyat Ödülleri sahiplerini buldu
Necati Cumalı 10-12 Ocak 2008'de Urla’da Anılıyor
Hikmet Altınkaynak´tan ´Türk Edebiyatında Yazarlar
Yılmaz (Elmas) Öğretmeni Kaybettik / Kadir İncesu

Hüsamettin Bozok’u kaybettik

2008-10-30 · Kategori: Yorum

Hüsamettin Bozok’u kaybettik

image

Yazar, gazeteci ve eleştirmen Hüsamettin Bozok, önceki gün Balıkesir’de yaşamını yitirdi. PEN Türkiye Merkezi’nin kurucu üyelerinden olan 92 yaşındaki Bozok için bugün bir tören düzenlenecek.

soL (HABER MERKEZİ) PEN Türkiye Merkezi’nin 1950’deki kurucu üyelerinden, yazar, incelemeci, gazeteci, çevirmen, eleştirmen, editör ve yayıncı Hüsamettin Bozok, 28 Ekim Salı günü, Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde vefat etti. Bozok için uğurlama töreni, bugün öğleden sonra, Topkapı Kozlu Mezarlığı’nda düzenlenecek.

PEN Türkiye Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada, vefatından duyulan üzüntü dile getirilerek, örnek bir aydın olan Hüsamettin Bozok’un pek çok devre yalnızca tanık olmadığı, olumlu hamlelere yol açtığı, birçok eser verdiği ve birçoğuna da katkıda bulunduğu belirtildi.

İkinci Yeni Akımı’na doğru Yeditepe
20 Şubat 1916’da İstanbul’da doğan Hüsamettin Bozok, Pertevniyal Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nden mezun oldu. İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun “Yeni Adam” dergisinin yazı işlerini yönetti. Çeşitli dergilerde edebiyat ve sanat konularında incelemeleri yayınlandı. Meydan Larousse ve Cumhuriyet Ansiklopedisi’nin tiyatro ve opera bölümlerini yazdı. “Emile Zola” (1940) ile “Portreler” (1941) adlı eserleri yayınlandı.
1950’den 1984’e kadar Yeditepe Dergisi’ni çıkaran Bozok, Yeditepe Yayınları’nı kurdu. 1954’te yılın en beğenilen kitabına verilmek üzere “Yeditepe Şiir Armağanı”nı başlattı. İkinci Yeni akımının ağırlık merkezi Yeditepe dergisi oldu. Yıllar sonra yaptığı bir açıklamada, Bozok, “Yeditepe sanat okulu olmadı, ama yüzü Batı’ya dönük, yenilikçi, avangard bir sanattan yana oldu” diyordu. İkinci Yeni’nin en önemli temsilcilerinden şair Cemal Süreya da bu yayın politikasının önemini vurgulamıştı.

Hüsamettin Bozok 1963-1972 döneminde İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin, 1974-75’te ise İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun basın danışmanı olarak çalıştı. 1974’te Beyrut’ta düzenlenen Asya-Afrika Uluslararası Yazarlar Birliği Toplantısı'nda Türkiye’yi temsil eden Bozok, Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü ve Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Onur Ödülü’nü aldı. Basın şeref kartı sahibi olan Bozok, Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği (AICA), Uluslararası Edebiyat Eleştirmenleri Derneği (AICL), Edebiyatçılar Derneği, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve PEN üyesiydi.


Oğuz Tansel anılıyor

image

Halkbilimci ve şair Oğuz Tansel, ölümünün 14. yılında, Ankara’da Petrol-İş Sendikası Konferans Salonu'nda düzenlenen etkinlikle anılacak.

soL (HABER MERKEZİ) 1 Kasım 2008 Cumartesi günü, saat 16.00’da, Petrol İş Sendikası Ankara Şubesi Konferans Salonu'nda, Tansel ailesi ve Ankara Aydınlığı Girişimi’nin düzenlediği toplantıda, halkbilimci ve şair Oğuz Tansel anılacak.

Oğuz Tansel’in edebiyatçı ve bilim insanı kimliği konulu panele, Prof. Dr. Aysıt Tansel, Nermin Küçükceylan, Ümit Sarıaslan ve Günay Güner konuşmacı olarak katılacaklar. Etkinlikte Ülkün Tansel’in hazırladığı dia gösterisi eşliğinde Günay Güner’in bağlama dinletisi de yer alıyor.

Oğuz Tansel, geçen yıl ODTÜ Edebiyat Topluluğu’nun girişimiyle düzenlenen etkinlikte, çok sayıda edebiyatçının katılımıyla anılmıştı. Geçtiğimiz aylarda, Oğuz Tansel Yazın Ödülü’nün verilmeye başlanacağı duyurulmuştu.

"Gül'den zamansız ödüller"

image

Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan basın açıklamasına göre Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nün, edebiyat dalında Yaşar Kemal’e, mimari dalında, Turgut Cansever’e, müzik dalında, Dr. Alaeddin Yavaşca’ya verilmesi kararlaştırıldı.

soL (HABER MERKEZİ) Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamayla, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü uzun bir aradan sonra yeniden sahiplerini belirledi. Periyodu belli olmayan ödüller, Resmi Gazete’de yer alan açıklamayla birlikte her yıl farklı dallarda sahiplerini bulacak.

Frankfurt Kitap Fuarı’nın protestolarla açılması, Altın Portakal ödül töreninde AKP’lilere verilen tepkiler, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ölümün ardından Erdoğan’ın bir başka şairin şiirini okuyarak Dağlarca’yı övmesinin hemen sonrasında verilen “zamansız” ödüller, yazarlar tarafından, AKP’nin sanata dair imaj düzeltme çalışması olarak yorumlandı. 

“Değerlendirme kurulu çok renkli”
Çankaya Köşkü’nde gerçekleşecek ödül töreninin değerlendirme kurulunda RTÜK tarafından Bakanlar Kurulu kararıyla TRT Yönetim Kurulu üyeliğine getirilen, ancak Danıştay'ın işlemi iptal ederek görevden aldığı M. Emin Kuz, Hürriyet yazarlarından Doğan Hızlan, daha önce Gül’ün sözcülüğü yapmış H. Gürcan Türkoğlu, Gül’ün AB danışmanlığını yapan Zeynep Damla Gürel, Zaman gazetesi yazarlarından Beşir Ayvazoğlu’nun yanı sıra İmam Hatip Lisesi mezunlarının haksızlığa uğradığını savunan İmam Hatip Mezunu Prof. Dr. Mustafa İsen de yer alıyor. 

Ödül sahiplerinin ve son dönemde basında AKP karşıtı demeçleriyle yer bulan Yaşar Kemal’in ödülü kabul edip etmeyeceği bilinmiyor. 

Sen neymişsin be Tayyip

image

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye göre Kürt illerinde bir “isyan provası” var ve bunun sorumlusu Kürt sorununda yumuşak davranan Erdoğan ve Gül. Bahçeli partisinin meclis grubunda yaptığı konuşmada Erdoğan’a 1991’de hazırlattığı Kürt Raporu ile yüklendi.

soL (HABER MERKEZİ) MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin partisinin grup toplantısında hedefi Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül oldu. Her iki lideri Kürt sorununda yumuşak davranmakla suçlayan Bahçeli "terör ve etnik gerilimin çok fazla tırmandığını" belirterek "bu konuda bir yol ayrımındayız" dedi. Bahçeli Erdoğan'a 1991 yılında hazırlattığı Kürt Raporu'nu hatırlatarak "kararınızı verin" dedi. 
 
"Ne mozaiği mermer"
Gül'ün yabancı bir dergiye verdiği mülakatta "önceden Kürtlere ayrımcılık vardı" sözlerini eleştiren Bahçeli, Erdoğan'ın pasif ve "çok kimlikçi" tutumunun da sorunun tırmanmasının nedeni olduğunu savundu. Bahçeli'ye göre ordunun prestijini yok etmeye çalışanlar ve "tekrar ortaya çıkan siyasi çözüm çığırtkanları" Türkiye'nin kararlılığını ortadan kaldırarak ülkeyi PKK ile siyasi hedeflerin tartışılacağı bir zemine çekmeye çalışıyor. Bahçeli, AKP'nin "tabuları yıkıyorum, ezber bozuyorum, alt-üst kimlik" söylemleri ve “Türkiyelilik” çözümü adı altında Türkiye'yi 36 etnik kimlik ekseninde bölmeye çalıştığını savundu.

Erdoğan'ı raporla vurdu
Erdoğan'ın Refah Partisi İstanbul İl başkanı olarak altında imzası bulunan 1991 tarihli Kürt sorunu raporunu tekrar gündeme getiren Bahçeli, rapordaki "Güneydoğu Anadolu sorunu gerçekte ulusal bir sorundur, istenilen Kürt ulusal kimliğinin tanınması ve eşit ve gönüllü bir birliktelik oluşturulmasıdır. Bu makul bir taleptir. Biz siyasi parti olarak, resmi ideolojiyi sorgulamalıyız. Kemalist devletin geleneksel zora ve silaha başvuru yöntemi artık iflas etmiştir. Devlet terörünü de kınamalıyız. PKK ile devlet çatışmasında devlet safında görünmemeliyiz. Bunun için devletin PKK'yı bölücü, terörist ve ayrılıkçı olarak nitelendiren söyleminden uzak durmalıyız. Kürtçe eğitim serbest olmalıdır" ifadelerini hatırlatarak Tayyip Erdoğan'dan karar vermesini istedi. 
 
Kürt sorununda geriye çark
Erdoğan bundan 16 yıl önce, daha RP İstanbul İl Başkanı olduğu dönemlerde hazırlatıp lideri Necmettin Erbakan'a sunduğu "Kürt Sorunu Raporu"nu Mehmet Metiner'e hazırlatmıştı. Rapor aslında Milli Görüş hareketinin Kürt illerinde nasıl örgütlenebileceğini tartışıyordu. Bu nedenle şimdi sert çıkışlar yapan Erdoğan o dönemde Kürt sorunu konusunda oldukça ılımlı bir tutum takınmıştı.  
 
"-Bu bir Kürt sorunudur: Bugün "Doğu" veya "Güneydoğu Sorunu" olarak adlandırılan sorun, aslında bir "Kürt Sorunu" dur... Sorun gerçekte ulusal bir sorundur, yani bir Kürt sorunudur... Bugün Doğu ve Güneydoğu olarak adlandırılan bölgeler, tarihin en eski devirlerinde "Kürdistan" olarak adlandırılan coğrafyanın içinde yer alan bölgelerdir... Kürtler'in konuştuğu dil olan Kürtçe, Türkçe'yle ilgisi olmayan müstakil bir dildir... 
 
"-Özel Tim'in bölgedeki uygulamaları âdeta hesap dışıdır. Bölgede yaşayaninsanların ne mal ve ne de can güvenlikleri söz konusudur. İnsanlara bölgede gerektiğinde "bok" bile yedirilmektedir. Demokratikleşme ve insan hakları noktasında Güneydoğu son derece geridir. Yakın bir zamana kadar anlamsız ve çağdışı Kürtçe yasağı dolayısıyla bölge insanları hayli baskılarla yüz yüze gelmiştir.  
 
"-Bugün Güneydoğu'da PKK eliyle sürdürülen Kürt silahlı mücadelesi şehre inmiştir. Devlet, kontrgerillasıyla, özel timiyle, harcadığı trilyonlarca lirasıyla, köy korucularıyla vs. bu sorunun üstesinden gelinemeyeceğini artık anlamış bulunmaktadır. Kemalist Devletin geleneksel zora ve silaha başvurma yöntemi artık iflas etmiştir."
 
Erdoğan'ın rapordaki öneriler kısmı da oldukça ilginç. Zira Erdoğan "anadilde eğitim hakkı"ndan başlayarak "75 yıldır asimilasyoncu, inkarcı ve baskıcı olan resmi ideolojinin açıkça eleştirilmesini" istemişti. "Doğulu vatandaşımıza Kürt diyelim" diyen Erdoğan "devlet terörüne açıkça karşı çıkılmasını" da talep etmişti. Erdoğan PKK'ye yönelik olarak "bölücü, terörist" gibi "devlet tanımları"nın da bir kenara bırakılması çağrısı yapmıştı.  
 
Erdoğan'ın raporunun üzerinden geçen 17 yılda değişmeyen tek tavrı ise Güneydoğu'da İslami kimlikten yararlanmak oldu. İslami kimliği RP'nin avantajı sayan Erdoğan bölgeyi Türkiye'ye bağlamanın önemli bir yolunun "Müslümanlık" olduğuna yer vermişti.

Türkan Saylan ile 'Yüz Soruda Sivil Toplum'

2008-09-30 · Kategori: Soylesi

Türkan Saylan ile 'Yüz Soruda Sivil Toplum'

Türkan Saylan'ın, editörlüğünü ve sorularını Prof. Dr. Kenan Mortan'la birlikte hazırladıkları yeni kitabı '100 Soruda Sivil Toplum' üzerine bir söyleşi yaptık. Sivil toplum hakkında bilmeniz gereken her şeyi bulacağınız nehir söyleşi türündeki kitapta, bir toplumun tüm yöreleri ve insanlarıyla kalkınması, fırsat eşitliğinin yetkililerce ödünsüz ve içselleştirilmiş bir şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğine vurgu yapılıyor en önce.

Gamze Akdemir

Cumhuriyet / Kitap- Bütün bu çalışmalarda, ülkesini ya da yöresini çok iyi tanıyan ve sorunları bilip çözümler üretebilecek STÖ'lerin devreye alınması, dinlenmesi ve katılımının sağlanması gerektiği, yoksa asla sonuç alınamayacağı irdeleniyor. Umudu daima diri tutan ve mücadeleden vazgeçmeyen/vazgeçmeyecek iki 'çılgın Türk', Türkan Saylan ve Prof. Dr. Kenan Mortan'ın emeğini ve söyleşisini okumak bir ayrıcalıktı. Türkan Saylan'ın ülkemizin bugünkü durumuna ilişkin yaptığı, sonuna kadar katıldığımız şu değerlendirmesini söyleşiden kopararak burada kullanmak istiyorum:

"Kitabımızı tamamladığımız Mayıs 2008'den sonra Türkiye yenibaştan karıştı. STÖ'ler başta olmak üzere kişi ve kurumlar, 12 Eylül'ü anımsatacak şekilde tedirgin hale geldi. Tıpkı Sysphos efsanesindeki gibi, siz istediğiniz kadar taşı omuzlayıp tepeye, yerine çıkarın, orantısız güç kullanmayı, her şeyi oy gücüyle yapmayı hak sayan iktidarlar özellikle karşıt görüşlüleri sindirmek ve gerektiğinde yok etmek üzere, o taşı sarsıp düşürüyor, ta derinliklere! Kafalar karışıyor, korku egemen oluyor. İyimser bakışla, yapıcı eleştiriler ve yaşanan örneklerle hazırlanan kitabımızın yine de halkımıza, hak arayıcılarına, ülkenin yurtseverlerine ön açıcı olabileceğini umuyorum."

'Ajanlar STÖ'lerin peşinde'

- Prof. Dr. Kenan Mortan'ın sorularını hazırladığı '100 Soruda Sivil Toplum' neyi salık veriyor, nasıl bir yol gösteriyor en çok?

- Prof. Dr. Kenan Mortan'ı Anadolu yollarında, herkesin sürgün yeri saydığı 'sevgili ve yalnız' yurdumuzun cennet illerindeki karşılaşmalarımızla tanıdım. Ortak paydamız 'kırsal kalkınma' idi. ÇYDD'nin çalışmalarıyla kanıtlanan şekilde alana Ankara'dan bakılamayacağı, sorunların boyutlarının anlaşılamayacağı ve gerçekçi çözümler üretilemeyeceği konusunda anlaşıyorduk. O toprağın insanını, düşlerini, beklentilerini anlamadan, yüreğinizde hissetmeden, o toprağa, insanların omzuna elinizi sürmeden, göz göze gelip sevginizi -saygınızı- değer verdiğinizi algılatmadan çözüme varamazsınız. Kenan Hoca'yla burada da ortaktı düşüncelerimiz.Yıllarca Anadolu'daki cüzzam çalışmalarımızda genç hekim adayı öğrencilerime şöyle derdim. 'Gençler, insanların bitten kurtulmalarını sağlamak için önce kendimiz bitlenmeli, sonra söylem ve eylem geliştirmeliyiz.' Yani, 'Orada bir köy var uzakta, gitmesek de gelmesek de o köy bizim köyümüzdür' şiirinin bir aldatmaca olduğu açıktı.Kitabın sorularını, Kenan Hoca, alanı tanımadan, alanda çalışmadan, insanlara, toprağa dokunmadan başarıya ulaşılamayacağı kanısını, ÇYDD ve Türkan Saylan örneklemesiyle topluma yansıtmak ve ülkesi için sorumluluk duyanlara, engellerden yılmadan çaba gösterilebileceğini yansıtmak istedi ve sanırım konuyu deneyimli bir gözlemci olması nedeniyle çok da iyi sorguladı.

'Sloganla yetinmeyin!...'

- Kitapta Prof. Dr. Kenan Mortan'ın ve sizin ortak yaklaşımınızı nasıl özetlersiniz?

- Bir toplumun tüm yöreleri ve insanlarıyla kalkınması, fırsat eşitliğinin yetkililerce ödünsüz ve içselleştirilmiş bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekir. Bütün bu çalışmalarda, ülkesini ya da yöresini çok iyi tanıyan ve sorunları bilip çözümler üretebilecek STÖ'lerin devreye alınması, dinlenmesi ve katılımı sağlanmalıdır. Yoksa asla sonuç alınamaz.Buna karşın STÖ'ler de, kurumları, siyasete atlama ya da etiket sahibi olma, protokolde yer alma vb. gibi amaçlara feda etmemeli, çağa uygun şekilde kendilerini sürekli geliştirerek, 'slogan'larla yetinmekten kurtulup gerçekçi çözümler üretebilmelidirler. Sorunlar, saldırılar karşısında gerektiğinde yargıya başvurabilmeli, yılmamalı, sabırla ve sakinlikle ve tüm yasal kurallara titizlikle uyarak çalışmalarını sürdürmeli, bu cesareti göstermelidir.

Korkutan sözcük: Örgüt

- 'Örgütlülük' zamanında halka doğru ve yeterince anlatılamadı mı örgütlülük... Halk bir örgüte, STÖ'ye üye olmak, destek vermek deyince neyi anlıyordu? Bugün neyi anlıyor? Bugün ne değişti de STÖ'ler hedef gösterilir oldu? STÖ'lere üye olmak yasadışı örgütlere üye olunmuşçasına tepki gördü kimi iktidarlarca...

- Osmanlının çözülme döneminde, sarayın, şeyhülislamın emirleriyle içine düşülen perişanlıktan kurtulmanın olanaksızlığı karşısında, örgütlenmeler başlamıştır. Kurtuluş Savaşı öncesi kurulan 28 Kongre devleti (B. Tanör) sivil halkın kendini kurtarmak için örgütlenmesinin, böylece kurtuluşun altyapısını hazırlamalarının en ilginç örneklerindendir.Cumhuriyet döneminde de başta kadın olmak üzere irili ufaklı çeşitli konularda örgütlenmeler gelişmiş ve çok yararlı değişim ve gelişimlere yol açmıştır. Zamanla, çoğu ister istemez muhalif tutum gösteren, yanlışlara, haksızlıklara karşı çıkan STÖ'lerden egemenler huzursuz olmaya başlamışlar, peşlerine ajanlar takılmış, en masum eylemler, kitaplar yasaklanmış, acılar yaşanmıştır.Ancak bütün bunların hepsini aşan tutum, bugünlerde bol bol anımsadığımız 12 Eylül darbesi ve sonrası yaşanmıştır. O dönemde insanlara salınan korku, işkenceler, tutuklayıp yıllarca içerde tutup ilk duruşmada tahliyeler gibi 'ben yaparım olur' tavırları, özellikle ana babaların evlatlarına 'sakın gitme, sakın okuma, sakın düşünme' öğütleri ile 'örgüt' sözcüğüne büyük bir 'korkunçluk' giysisi giydirilmiştir.Mayıs 2008'e kadar tamamlanan bu kitapta, AB havucuyla da olsa Dernekler Yasasının, örgütlenmek isteyenler lehine değiştiği, korkmamak gerektiği örneklerle öğütlenmiştir. Oysa son aylardaki baskın tutuklamalar, ihbarlar, telefon dinlemeleri, hele hele tanık koruma yasası vb. herkesin yeniden ürküntü içine düşmesine yol açmıştır. Umarım bir kez daha güç yitirmez ve vatandaşlık görevimiz olan örgütlü çalışma ve engelleri yenme gücümüzü pekiştiririz.

'STÖ'ler genelde muhaliftir, çünklü hak arar'

- En doğru yanıtı ilk elden verebilmek, varsa kafa karışıklığını dağıtabilmek adına sorarsam STÖ'lerin görevleri nelerdir? Neler yapar STÖ'ler? Ve politik duruş, kimlik olayı ajandalarının kaçıncı önceliktedir?

- STÖ'ler kurulurken tüzüklerini çok net ve açık yapmalı, eksik kalırsa ilk genel kurulda eklemelerle tamamlamalıdırlar. Seçtikleri konu/konularla ilgili her türlü yeni bilgiyi, gelişimi öğrenip üyelerine de iletmelidirler. Ayrıca gönüllü üyelerin her biri ülke ve dünya politikalarını, farklı kaynaklardan izlemeli, satır aralarını okumayı öğrenmeli, kulaklara fısıldanan dedikodulara kanmamalı, bunların asla taşıyıcısı olmamalıdır. Aralarına katılmak isteyenleri iyi incelemeli, ajanları sokmamalıdırlar. Üyeler birbirleriyle yarışa girmemeli, bir zamanlar el ele oldukları kişilerin arkasından dolaplar çevirmemeli, eleştirilerini yıkıcı değil, gerçekçi ve yapıcı olarak yüz yüze yapıp birbirlerini iknaya ve huzuru sağlamaya çalışmalıdırlar.STÖ'ler genelde muhaliftirler, buna sendikaları da dahil edelim, çünkü hak ararlar. Öldürülen, imha edilen hayvanların hakları bile çok önemlidir. Kadın hakları, insan hakları, işçi hakları... Tuzla yıllar önce sendikasız işçi alınmayacak durumda olsaydı bu ölümler gerçekleşir miydi? Siz hiç sağ sendika olabileceğini ve işçiyi sömürenlerin yanında yer alınabileceğini, diğerlerine, üye olanlara baskılar yapılabileceğini düşler miydiniz?Bence örgütlenmek, temel varlık hakkı ve nedenidir. Bütün gelişmiş toplumlar Demokrasiye ve insan haklarına böyle ulaşmışlardır. Türkiye için de aynı durum söz konusudur. Daha iyi, daha eşitlikçi bir yaşam istiyorsak STÖ'lerde yer almak ve çalışmaktan korkmamalıyız.

'Gongolar'

- Örgütlü bir sivil toplum denilince akla hep solcular mı geliyor?

- Genelde haksızlıklarla, baskılara direnmekle, egemenlerin kendi çıkarlarını öne alışlarıyla, işkence ve diğer insanlık dışı davranışlarla, sosyal eğitsel eksikliklerle, çevreyle uğraşan STÖ'ler, eşitlikten yana oldukları için sol ya da sosyal demokrat olarak toplumda yerlerini alırlar. Buna karşın ülkemizde son yıllarda artan şekildi sağcı, radikal İslamcı ya da siyasetçilerce yönlendirilip kurdurtulan, GONGO denen (hükümetlerin yönlendirdiği STÖ'ler) kurulmaktadır. Bunlar taşıdıkları adlarından, kendilerine tanınan ayrıcalıklardan hemen fark edilmektedirler. (Cumhuriyet 23.07.2008 Deniz Som)

'Devlet STÖ'lerden nefret ediyor'

- Devlet STÖ'lerden nefret ediyor diyorsunuz kitapta: ' Kuma olayı'

- Nedense pek çok gelmiş geçmiş hükümetler STÖ'leri sevmedi. İktidarlar eylemlerini eleştiren gruplar istemedi. Hep derim: Biz asılız, siz vekilsiniz. Halk bir süre için sizleri seçti. Eleştirileri, önerilerimizi dinlemeli, yer vermelisiniz. Bizi kuma gibi, yani iktidarınıza ortak gibi görmeyin. Siz bugün varsınız, bir süre sonra başkaları olacak. Oysa halk, vatandaşlar, bizler hep olacağız. Gelin elbirliğiyle eşitlikçi bir kalkınmayı, örneğin çağdaş bir eğitimi temellendirelim. Ne yazık ki bu anlayışsızlık ve isteksizlik ülkenin gelişimine set çekiyor.

'Halkın desteği yanımızda'

- STÖ'lere duyulan güven ne noktada günümüzde? Halk nezdinde en sık 'ama'lar neler?

- STÖ'ler özellikle hükümeti eleştiren, çözümler üreten başarılı STÖ'ler diğer uysal, şakşakçı GONGO'larca sürekli taciz edilir. Haklarında uydurma ihbarlar yapılır, öyle noktalara varılır ki çoğu pes eder, 'ben miyim her şeyi kurtaracak? Böyle gelmiş böyle gider' deyip çekilir arenadan, işte bu çok yanlış bir tutumdur.Halk her zaman STÖ'lere destek verir. Kendi katılmaz belki, korkudan; oysa sizi en candan duygularla kucaklar. Sizin onların iyiliği için çalıştığınızı hemen kavrar, kucak açar. Ne yazık ki bu arada pek çok da istismar edilebilir. Yılmamayı öğrenmeli, her türlü zorluğu yenmeliyiz.Çözüm önerilerimizi ısrarla topluma anlatmalı, yanlış ya da doğruları bulmayı onlara bırakmalıyız. Günümüzde halkımız, cahili, okumuşuyla kendisine destek olacak STÖ'lerin yolunu beklemektedir.

'Durmak yok, devam!'

- Türkan Saylan, tedirgin ve daha çok bilgilenmek, çözümün bir parçası olabilmek isteyen insanlara nasıl bir yol gösteriyor?

- Şu gün geldiğimiz nokta çok acı bir karmaşa içinde, sanki bir bilim kurgu filmindeyiz. STÖ'lerin muhalif sayılanları çok tedirgin. Bu bir süreçtir, sonsuza dek sürmez. Biraz bekleyip düğümün çözülmesini görmeliyiz. Durmak yok, devam!- Bir de dernek enflasyonu konusu var, anlatır mısınız? Sapla saman nasıl birbirine karıştı?- Ben böyle düşünmüyorum. 72 milyon için 67 bin STÖ vardı kayıtlı. Şimdi biraz daha artmıştır. Bu sayı yetersiz ve çoğu büyük kentlerdedir bu STÖ'lerin. Oysa örgütlenme köyde, kasabada, 'güzelleştirme dernekleri' gibi kuruluşlarla başlamalı ve gelişmeli, hak aramayı öğrenmeliyiz. Toz duman var ortada ama STÖ'lerden değil belki de STÖ'lerle GONGO'ların karmaşasındandır.

'Gizil güç'

- Herkesin içindeki gizilgücü keşfedebileceğini söylüyorsunuz kitapta. Nasıl?

- Ben kimim ki, ne yapabilirim ki, baş eğmekten, susmaktan ve köşemde oturmaktan başka diyen ama içi dolu ne çok insan var. İşte onlar bir kez olsun başarılı bir katkı yaratsalar, kendilerini keşfetseler açılacaklar. Kuşkusuz kendi kendini keşfetme okullarda başlamalıdır.Oysa eğitim sistemimizdeki yozlaşma, itaate dayalı olup sorgulamayı, tepki göstermeyi (her ne kadar aksi söylenir ve yazılırsa da) yasaklar neredeyse.Bazen bir dost, çoğu kez bir kitap, bir öğretmenin iki sözü insanın kendi gizil gücünü yakalamasına yol açabilir. Yeter ki antenlerimizi açık tutalım ve yaptığımız işi, arkadaşlarımızı sevelim, inanalım ve değer verelim; işe yaramaktan keyif alalım.- Gönüllüler uygulaması' İyi gidiyor, başarı sağlanıyor değil mi? Diyelim ki bir yurttaş daha önce bir sivil toplum örgütüne hiç üye olmadı ama olmak istiyor, ne yapması gerek?- Öncelikle kendi görüşüne, bilgi birikimine uygun bir STÖ'yü incelemeli, dinlemeli, izlemeli. Sonra ben bu örgüte üye olursam nasıl bir hizmet verebilirim, bir gönüllü olarak diye kendini sorgulamalı, üyeliğe bu hazırlıkla başvurmalı ve de öncelikle mutfakta çalışmaktan kaçmamalı. Ben Prof.'um, ben şuyum buyum diye hemen en öne geçmeyi hesaplamamalı. İçtenlik ve eşitlikçi düşüncede olmak her şeyi çözecektir.

'Korkulara teslim olmayan'

- Son soruda kitaptaki yanıtlarınızdan birinde 'sabır sabır sabır' düsturundan bahsediyorsunuz. Bu, mücadele azmini nasıl perçinliyor Türkan Saylan'ın? Sabır, yerinde duramayan, atak bir STÖ lideri için nasıl bir erdem olsa gerek?

- Eğer siz birey ya da STÖ sorumlusu iseniz ve belli konularda çalışmayı hedeflemişseniz, istemlerinizde haklı olduğunuza inanıyor, kendinize ve ekiplerinize güveniyorsanız, öncelikle hedefe ulaşmakta sonsuz bir kararlılık ve sabır örneği olabilmelisiniz. Bıktırıcı ve yıldırıcı engeller karşısında sabırla ve sakinlikle yol alınması şarttır ve de ancak bu şekilde sürdürülebilir projeler yürütebilirsiniz.Böyle sabırlı olurken, hedeften kaçmadan, pes etmeden heyecanınızı da canlı tutabilir, etrafınıza coşku saçabilirsiniz. Bunlar çelişki gibi gözükse de aslında birbirini tamamlayıcı durumlardır. Önümüze birbiri ardına konan engeller, iftiralar, gammazlıklar çoğu kez size güç katabilir, yeter ki korkulara teslim olmayın.

gamzeakdemir@cumhuriyet.com.tr

100 Soruda Sivil Toplum/ Türkan Saylan/ Cumhuriyet Kitapları/ 173 s.

22 Ağustos 2008

En çok kazanan yazarlar

2008-09-08 · Kategori: Yorum

En çok kazanan yazarlar

İŞTE RAKAMLAR!

Forbes dergisinin Eylül sayısındaki habere göre, Türkiye'de geçen yıl en çok satan kitap, Turgut Özakman'ın "Şu Çılgın Türkler'i oldu. Ama Özakman gelir liginde yurtdışı satışlarından 3 milyon dolar kazanan Orhan Pamuk'un arkasında kaldı.

Orhan Pamuk: 2007'de 4.3 milyon YTL kazandı. Yurtdışında fırtınalar estiren Pamuk'un satış adedi, bağlı bulunduğu Wylie Agency'nin verdiği bilgiye göre son üç yılda 5,5 milyon.İngilizce 1,7 milyon adet sattı. 1 milyon adet barajını aştığı diğer bir dil Almanca. Çince, İspanyolca, İtalyanca ve Fransızca'da da 1 milyon sınırına yaklaştı. Orhan Pamuk Türkiye'deyse geçen yıl 83 bin sattı...

Ahmet Altan: Geçen yıl yeni kitap yayınlamadı. Sadece yayınevi Alkım, eski kitaplarından Karanlıkta Sabah Kuşları"nın yeni basımını satışa sundu. Ancak kitap hiçbir yayınevi ve dağıtım raporunda 'çok satanlar' listesinde yer almıyor. Ahmet Altan'ın yayıncısı Alkım, geçmiş yıllarda basılan ve çok satan kitaplarının 2007 satış rakamını ise paylaşmıyor. Ahmet Altan ise bu konuda açıklama yapmaktan kaçındı. Bu nedenle yazar, Forbes listesine giremedi.

Ergün Poyraz: "Musa'nın Çocukları" ve "Musa'nın Gülü" kitapları ile 2007 yılında 140 bin adetlik satış adedine ulaşan Ergün Poyraz, Ergenekon Davası kapsamında 27 Temmuz 2008'de gözaltına alındı. Hala cezaevinde. Ama kitapları 2007'de 2 milyon YTL ciro yarattı. Yazarın kazancı 350 bin YTL.

Ahmet Tevfik Küflü: Şu Çılgın Türkler'in yayımcısı Bilgi Yayınevi'nin sahibi, 2006'da Ankara Vergi Rekortmenleri Listesi'nde beyan ettiği 2 milyon 165 bin YTL'lik kazançla 11'inci sırada yer almıştı. Küflü, 859 bin YTL vergi ödedi.

Soner Yalçın: Efendi serisinin yazarı 2007'yi kitapsız geçirdi. Bu nedenle listede alt sıralarda. Yine de eski kitaplarının satışı 38 bin adedi buldu. 2008'de yayımlanan "Siz Kimi Kandırıyorsunuz"un ilk baskısı, 100 bin adetti ve tükendi. Yalçın, şimdiden 270 bin YTL'lik telif gelirini garantiledi.

Ela Güntekin: Edebiyat uyarlaması dizilere olan ilgi, kitap satışlarına da yansıdı. Reşat Nuri Güntekin'in aynı adlı kitabından uyarlanan "Yaprak Dökümü" dizisi, kitabın satışını 50 bine çıkardı. Yazarın dizisi çekilen diğer kitapları, "Dudaktan Kalbe" ve "Çalıkuşu"nun satışları da 10 bine ulaştı. Bu işten en karlı çıkan isim Reşat Nuri Güntekin'in telif haklarını elinde tutan kızı Ela Güntekin oldu. ATV'de yayınlanan "Hatırla Sevgili" de 1974 basımı "Darağacında Üç Fidan"ı 50 bin adetlik satış rakamına taşıdı.

ELİF ŞAFAK VE AYŞE KULİN

Metis Yayınları'ndan Doğan Egmont Yayıncılık'a transfer olan Elif Şafak'ın son kitabı "Siyah Süt" 100 bin adet sattı. Bu satışın 55 bini 2007'de gerçekleşti. Şafak'ın elde ettiği telif geliri ise 132 bin YTL oldu.Aynı şekilde Ayşe Kulin'in 2007'de ilk baskısı yapılan ve bugüne kadar 162 bin satan son kitabı Veda'nın 102 bin adetlik kısmı geçen yıl satıldı.

Alsah Blokları - "Edebiyat Gündemi" Arşivinden

2008-08-18 · Kategori: Inceleme

2005-11-27: Hasan Hüseyin/ Yolcu
2005-11-25: Suzan Samancı: Yaşamı, Yapıtları ve Bir Öyküsü İle (Errik Adam)
2005-11-25: 2005'te Roman/ A. Ömer TÜRKEŞ
2005-11-24: Öğretmenler Günü
2005-11-23: Şiir: Dünya Dili/ Tuna Erdem
2005-11-23: Latife Tekin, Dil ve Masumiyet/ Sennur Sezer
2005-11-23: “Resimli Ay” Sonrasında Sabiha Sertel/ Mehmet ERGÜN
2005-11-23: Nazım Hikmet ile Sabahattin Ali/ Mehmet ERGÜN
2005-11-21: Can YÜCEL/ Baharla Ölüm Konuşmaları (Şiir)
2005-11-20: Yaşamöyküm ve Sitelerim/ Ali ŞAHİN
2005-11-10: Kurtuluş Savaşı Destanı'ndan/ Nazım HİKMET
2005-11-10: Atatürk'ten Son Mektup/ Halim YAĞCIOĞLU
2005-11-08: Sulhi Dölek'in Ardından (Basından Seçmeler)
Fethi'nin Fethedilmezliği
GÖKBONCUK / ÖYKÜ / FİKRİ UZUN
Türkçe'nin 73 yaşındaki çınarı Ali Püsküllüoğlu "sözcüklere" veda etti.
İngiliz işgaline razı Müslüman veya mankurt! / Arslan BULUT
Yani, Solun Aytmatov'u gitti, yerine Sağın Aytmatov'u geldi.(3)
Solda Aytmatov Ne Zaman Öldü?
Cengiz Aytmatov Öldü
Nâzım’ın şiirleri elden ele dağıtılacak
Karanlıktaki ışık Orhan Kemal! / Refik Sıla Güvenç / 06/2008
Çankaya Şiir Akşamları Etkinliği ve Ergin Günçe Şiir Ödülleri Töreni
HOCALAR İLÇESİ OKUYOR
“İç dünyam çok karmaşık değil”
Faruk Nafiz Çamlıbel’e Mektuplar
Avrupa Romanına Dair
Sevim Burak Yazarlığını Anlatıyor
Laiklik kavramı üzerine
Mehmet Akif'ten Başbakan'a...
2007 Tudem Edebiyat Ödülleri sahiplerini buldu
Necati Cumalı 10-12 Ocak 2008'de Urla’da Anılıyor
Hikmet Altınkaynak´tan ´Türk Edebiyatında Yazarlar
Yılmaz (Elmas) Öğretmeni Kaybettik / Kadir İncesu
'Tutunamayanlar'ın tutuşu
Edirne'den Kars'a Türk okurunun profili 3 Ağustos 2006
Zeynep Aliye: "Yazarın öncelikle öz ve biçem uyumunu sağlaması gerekir"
Özgürlüğün Ağırbaşlı Oğlu / GÜNAY GÜNER
2005-12-30: TÜRKİYE YAZARLAR SENDİKASI KURULTAYI
2005-12-29: Kültür- Sanat 2005/ Devlet Babanın Gölgesi Düştü (Radikal'den)
2005-12-28: Diyet bozmayan yılbaşı sofrası!
2005-12-28: 169 AYDIN, PAMUK'A DESTEK İÇİN BİLDİRİ YAYIMLADI
2005-12-27: Nakkaşların Çiçekli Bahçe Gezintisi...
2005-12-27: Gazeteler ve Kitap Ekleri
2005-12-27: Tanpınar Hikaye Yarışması Sonuçlandı/ Yeni Edebiyat
2005-12-24: TÜRK EDEBİYATINDA DENEME 3/ Nurullah ÇETİN
2005-12-24: TÜRK EDEBİYATINDA DENEME 2/ Nurullah ÇETİN
2005-12-24: TÜRK EDEBİYATINDA DENEME 1/ Nurullah ÇETİN
2005-12-24: http://www.ntvmsnbc.com/news/EDEB_front.asp
2005-12-24: Everest’ten ‘gizli’ romancılara şans
2005-12-23: Cemal Süreya ödülü Ergülen’in/ Cemal Süreya'dan son kalanlar
2005-12-23: Yapı Kredi Yayınları'nda Çağdaş Türk Edebiyatı 1
2005-12-23: Yapı Kredi Yayınları'nda Çağdaş Türk Edebiyatı 2
2005-12-23: Kahraman Türk Kadınları...
2005-12-23: Bir Edebiyat Sitesi: Edebiyattürk
2005-12-22: BİRKAÇ TAŞIN ARASINDAN GEÇTİĞİNİ GÖRMEK İÇİN/ H. İhsan SÖNMEZ
2005-12-22: Ah Kalbim... Burgaç Hengame/ H. İhsan SÖNMEZ
2005-12-22: ELİM ELİNE DEĞSİN/ H. İhsan SÖNMEZ
2005-12-21: Memet Fuat Ödülleri'ne aday olabilmek için üç hafta kaldı.
2005-12-20: Aslı ERDOĞAN
2005-12-20: 2000'li YILLARDA ÖNE ÇIKANLAR/ 1
2005-12-19: Ölümünün 90. yılında bir kez daha gündemde: Işıltılı Yürek Tevfik Fikret
2005-12-19: YKY'deki Nazım Hikmet Kitapları
2005-12-18: Şair Nevzat Çelik'le romanını konuştuk/ Önder KIZILKAYA
2005-12-17: Taşköprü ve Kastamonu Linkleri
2005-12-16: Kitle Coğrafyasında Kültür ve Edebiyat/ H. İhsan SÖNMEZ
2005-12-16: Aziz Nesin'in elli yıl önce yazdığı ama kimsenin bilmediği bir roman: 'Düğümlü Mendil'
2005-12-16: İnsanı, İnsana Yine İnsanla Anlatır Tiyatro/ Orhan Güler'le Söyleşi- H. İhsan SÖNMEZ
2005-12-14: Mecmua Devrinin Sol Devlerinden Resimli Ay
2005-12-14: 'Gitme Kal' Haydar Ergülen
2005-12-14: Orhan Pamuk ne yaptı? / Semih GÜMÜŞ
2005-12-14: Şükran Kurdakul 1. ölüm yıldönümünde yapıtlarıyla yaşıyor
2005-12-12: Bir Site: Mevsimsiz/ Bir Şair: Betül TARIMAN
2005-12-12: Yıldız ECEVİT: "Oğuz Atay'ı okumaktan ve onun üzerine yazmaktan çok keyif alıyorum"
2005-12-12: Bu yılın Behçet Necatigil Ödülü'nü alan Betül Tarıman'la ödülü ve şiirini konuştuk
2005-12-12: Attilâ İlhan'dan Şükran Kurdakul
2005-12-10: Betül TARIMAN/ Dergilerdeki Şiirlerinden Seçmeler 2
2005-12-10: Betül TARIMAN/ Dergilerdeki Şiirlerinden Seçmeler 1
2005-12-10: Orhan Veli KANIK/ Seçme Şiirler
2005-12-10: 2 Şiiri ve 1 Öyküsüyle Fahri Erdinç'i Anarken
2005-12-07: Bir Dergi: Türk Dili Dergisi (Kasım-Aralık 2005)
2005-12-07: Sabiha Sertel'in Fikret yorumu /ATAOL BEHRAMOĞLU
2005-12-06: Edebiyat Tartışmaları: 1
2005-12-05: 10. Cide Rıfat Ilgaz Sarıyazma Kültür ve Sanat Festivali’nden İZLENİMLER...
2005-12-03: İki Hapishane Kitabı: Hapishane Şiirleri / Hapishane Öyküleri
2005-12-03: Edebiyat Dergileri 1
2005-12-03: Yeni Edebiyat Şiir Antolojisi/ Suphi Nuri İleri (Derleyen)
2005-12-03: Enver Gökçe/ Şiirler...
2005-12-03: Enver GÖKÇE 19 Kasım 1981 tarihinde Ankara'da yaşama veda etti.
2005-12-03: Süreli Yayınların İçeriği/ Dergiler Arşivi
2005-12-03: Fethi Naci: Eleştiri Yazını Deyince.../ Vecdi ERBAY
2005-12-03: Anahatlarıyla Türk Edebiyatının Dönemleri
2005-12-03: Ölümünün 1. Yıldönümü'nde Şükran KURDAKUL
2005-12-03: Şükran KURDAKUL'u Anmak
2005-12-03: Şair Şükran Kurdakul Üzerine/ Ahmet Miskioğlu
2005-12-03: Nâzım Hikmet’in Şiirlerinde Diyalektik Materyalizm/ Alaattin Bilgi
2005-12-03: Şükran Kurdakul'u Anarken...
2005-12-03: Bir Sunullah Arısoy Vardı.../ Burhan Günel
2005-12-03: Kısa Ve Öz Bir Edebiyat Dersi/ Mustafa Kara
2005-12-03: Umudun Türküsü: Filistin Şiiri/ Evrensel Basım Yayın’dan “ Filistin Şiiri” Antolojisi
2005-12-03: Dünya Şairi Nâzım Hikmet/ Afşar Timuçin
2005-12-03: Nâzım’ı Büyük Şair Yapan Nedir?/ Asım Gönen
2005-12-03: Nâzım Hikmet’in Şiirinde Ayrılık Ve Özlem/ Eray Canberk
2005-12-03: Enver Gökçe'yi Yeniden Okurken/ Sennur Sezer
2005-12-02: Güzel Bir Site: Berfin Org.
2005-12-02: 1980-2000 Yılları Arasında Türk Öykücülüğü 2 (Ömer LEKESİZ)
2005-12-02: Doğan Kitap, Can Yücel’in şiir kitaplarını basmaya devam ediyor.
2005-12-02: Lo-li-ta, bilumum edep/sizlikler ve edebiyat
2005-12-01: Romancı İşigüzel, Başbakan Erdoğan'ın edebiyata bakışını şu sözlerle eleştirdi:
2005-12-01: Arkası yarında "Benim Adım Kırmızı" ile yeni dönem başlıyor
2005-12-01: "Çıplak kadın yazarlara öfke duyuyorum"/ Perihan MAĞDEN
Başlıksız
Fethi'nin Fethedilmezliği
GÖKBONCUK / ÖYKÜ / FİKRİ UZUN
Türkçe'nin 73 yaşındaki çınarı Ali Püsküllüoğlu "sözcüklere" veda etti.
İngiliz işgaline razı Müslüman veya mankurt! / Arslan BULUT
Yani, Solun Aytmatov'u gitti, yerine Sağın Aytmatov'u geldi.(3)
Solda Aytmatov Ne Zaman Öldü?
Cengiz Aytmatov Öldü
Nâzım’ın şiirleri elden ele dağıtılacak
Karanlıktaki ışık Orhan Kemal! / Refik Sıla Güvenç / 06/2008
Çankaya Şiir Akşamları Etkinliği ve Ergin Günçe Şiir Ödülleri Töreni
HOCALAR İLÇESİ OKUYOR
“İç dünyam çok karmaşık değil”
Faruk Nafiz Çamlıbel’e Mektuplar
Avrupa Romanına Dair
Sevim Burak Yazarlığını Anlatıyor
Laiklik kavramı üzerine
Mehmet Akif'ten Başbakan'a...
2007 Tudem Edebiyat Ödülleri sahiplerini buldu
Necati Cumalı 10-12 Ocak 2008'de Urla’da Anılıyor
Hikmet Altınkaynak´tan ´Türk Edebiyatında Yazarlar
Yılmaz (Elmas) Öğretmeni Kaybettik / Kadir İncesu
'Tutunamayanlar'ın tutuşu
Edirne'den Kars'a Türk okurunun profili 3 Ağustos 2006
Zeynep Aliye: "Yazarın öncelikle öz ve biçem uyumunu sağlaması gerekir"

Fethi'nin Fethedilmezliği

2008-07-30 · Kategori: Yitirdiklerimiz

Fethi'nin Fethedilmezliği
MÜMTAZ SOYSAL


ADAMLAR vardır, kaya gibidirler; hep kaya gibi kalır, yeryüzünü
süslemeye devam ederler.

Zonguldak, Cide, Trabzon benzeri orta ve küçük ölçekli Karadeniz
kentlerinden birinin, bu kez Giresun'un çıkardığı kaya adamlardan bir
daha öldü deseler de inanmayın, Fethi Naci kolay kolay gitmez.
Güleryüzlü inatçılardandır Fethi.

Niçin öyle olur o kıyıların insanları? Fındık ve çay bahçelerinin ya
da yeraltı ocaklarının alınteriyle sert fırtınaların dalga köpükleri
midir o karakterleri yoğuran? Yoksa dağ silsileleriyle kıyı arasına
sıkışmış yoğun nüfusun bir türlü dengelenmeyen sosyal yapısı mı? O
ortamda büyümüş bir İsmail Naci bir de İstanbul'a gelip iktisat
okuyunca Marksist Fethi Naci olmadan kalabilir miydi?

Yarın, o hiç fethedilmemiş kalenin üzerine küreklerle toprak mı
atılacak?

Hiçbir şey, Fethi Naci'yi fethedip isyan bayrağını indirtemedi.

Ne genç yaştaki suçlanmalarla tutukluluklar, ne de bitmez tükenmez
davalar... Hep ayakta kalan bir yaşam sevinci, hep dik tutulan bir baş
ve açık alın.

Edebiyat dünyasının dalgalanmaları, nesnel eleştirilerin ister istemez
yarattığı kırgınlar da Fethi Naci'yi sevilmez kılmayı beceremedi.
Öylesine berrak görüp öylesine doğru yazıyordu ki, kızanlar da onu
övmeden duramazdı.

Bu ülkenin kahredici siyasal kasırgaları ortasında bile üst üste
yığılan sorunlar altında fethedilmeden, yenilmeden kaldı Fethi Naci.
Tam tersine, sorunlar onun kafasında mutlaka sorulması, doğru
yanıtlanıp sağlam çözümlere bağlanması gereken "sorular"a dönüşmüştü.
Böyle olduğu içindir ki, Türk yayın dünyasının en kalıcı, en yararlı
ve en etkili bilimsel yayın dizisini halkçılığın kitaplıklarına sokan
da o oldu. "Yüz Soruda..."lar onun sarsılmaz azminin ve dürüst
yayıncılığının anıtı olarak kalacak.

Hastalığının son aşamasını birlikte yaşayanlar, "Artık tanınmaz, başka
bir kişi olmuştu âdeta" diyorlarsa da inanmak kolay değil.

Başka bir insan olup da inandıklarının tersine inanmaya, yaptıklarının
aksini yapmaya mı başlamıştı yani? Söyleyin bakalım, döndü mü,
liboşlaştı mı, satılıp hainleşti mi?

Galiba bir Fransız yazarıydı "Tek kişi eksilir, her yer
ıssızlaşmıştır" diyen. Gitseydi, Fethi Naci gidince de öyle olacaktı
herhalde. Ama, o kadar çok iz bırakıyor ki arkasında, ıssızlaşmak
şöyle dursun, yeryüzü daha da zenginleşmiştir geride bıraktıklarıyla.
Yazdıklarını ve yaşadıklarını bir yana koyun, bir ara Cumhuriyet
Kitap'ta yayımlanan edebî hikâyeleri seçmekte zevk inceliğini
göstermiş bir insanın bıraktığı o nitelikli seçki bile yıllar yılı
yaşatacaktır onun unutulmazlığını.

Temmuz 25, 2008 - MÜMTAZ SOYSAL
mumtazsoysal@gmail.com

GÖKBONCUK / ÖYKÜ / FİKRİ UZUN

2008-06-26 · Kategori: oyku

 

                                                               GÖKBONCUK

 

 

                Topal Bayram’ın anlatımına göre; “Ali Osman gilin Halit, iyi mıh (1) keser, peşin satar, borç para almaz, kimseye de boynu eğri kalmazdı.

Daha Kastamonu Karabük yolu yapılmamış, şimdiki gibi kamyon da yoktu. Dip Han’da, Sölsöl Hasan vardı. At arabasıyla nakliyecilik yapardı. Ali Osman gilin Halit’in hısımıydı.

Onunla Karabük’e gittik. İnşaat demiri kırpıntısı, Demir Çelik Fabrikası’na Avrupa’dan gelen, ‘kütük demir bağları’ yeni çıkmıştı. Kimi yerlerden parayla, kimi yerlerden parasız yumru inşaat demiri kırpıntısı ve kütük demir bağı topladık. Sölsöl Hasan’ın at arabasına yükleyip, köye geldik bölüştük. Halit mıh kesti, Ben eşeğe sarıp köylerde sattım. Satamadığım demirlerle Halit’in yanında mıh kestim. İyi mıh kesemez, kesmesini beceremezdim.  Kestiğim mıh satılmazdı. Ben de dedemden gördüğüm gibi mıhın alım satımını yaptım.

Mıhı, en çok ta Halit’ten alırdım.

                Ali Osman gilin Halit; sürekli mıh keserdi. Çift sürme, odun kemre çekme, bostan edip bozma, hasıl harman değirmen işlerini hep kadınlar görürdü”.

                Topal Bayram’ın, sözünü ettiği Halit’in; bir eşi, dört de kızı vardı. Hiç oğlu olmamış, oğlu olması için üstelemeyi de bırakmıştı.

                Yalnız başına kaldığında: ‘Soyumu sürdürecek erkek çocuğum yok, köyde işim ne”? derdi hep kendi kendine. Bu düşüncesini kendisinden başkası da bilmezdi.

Tarla satılır, alım kâr olmazdı.

                Köyün çocukları, gezip dolaşıp yorulduklarında en çok, onun yanına gider, oraya buraya oturur dinlenir, mıh kesmesini seyrederlerdi. Yanlarında kızlar olmaz, kızların oğlanlarla gezip dolaşması günah ve ayıptı.

Ali Osman gilin Halit’in; erkek çocukları gördüğünde, yüzünde güller açardı. Kimi zaman onlarla çocuk olur, kimi zaman da onları kendisine denk sayardı. Sürekli güleç durur, şakalar yapardı. Sesi güzel, çocuklar olsa da olmasa da mıh keserken sık sık türkü söylerdi. O gün: “Allı Turnam bizim ele varırsan, şeker söyle kaymak söyle bal söyle. Eyer bizi sual eden olursa, bağrı yanık boynu bükük yar söyle.” türküsünü söyledi. O, yüzünde güller açan gülücük, yüzünden kısa süre kayboldu. Sustu, doluktu, (2) çocukları tek tek süzdü: “Turnam, turnam ben buralarda durmam” dizeleriyle başlayan bir türkü daha söyledi.

                Çok geçmedi, Ali Osman gilin Halit, köyü terk etti. Nereden buldu, öküz arabasının zor geçtiği köy yolundan köye nasıl getirdiyse, bir kamyon getirdi, eşyasını yükledi, çoluk çocuğuyla üstüne bindi, ardından bakan köylülerine el salladı, boş evi bıraktı gitti.

                Bütün köy halkı, ardından ağladı.

                Gitmeden, köyü terk etme düşüncesini önce eşine açtı. Eşi:

                “Vallahi iyi düşünmüşsün Uşak” (3) dedi. “Dört tane kadınız, tezgâh dokur, (4) dikiş diker geçinir gideriz. Sen de bir iş tutabilirsen tutar, tutamazsan abdestini alır namazını kılar, evden camiye, camiden eve gider gelirsin” diyerek kocasına destek verdi. Halit, köyü terk etme kararını iyice pekiştirdi.

                “Baca sönecek, baca ne olacak baca?” dedi Halit  eşine.

                “Hasba çıksın, er geç sönmeyecek mi sanki? Allah bir erkek çocuğu çok gördü bize” dedi.

Halit eşini başıyla onayladı.

Büyük kızının üstüne iç güveyi almış, onun da iki kızı olmuş, iç güveyiden de hayır çıkmamış, O’ da evi terk edip gitmişti.

                Evlenme sırası gelen kızları, evlenmekten korkar olmuşlardı.

                Bir iki kez de kızların “önüne çıkan” olmuş, tatsızlık uç vermeye başlamıştı. Kızlarını da karşılarına alıp, Araç’a mı, Kastamonu’ya mı yerleşmeyi tartıştılar eşi Cemileyle. Kızlar laf katmadı. Odun Araç’ta ucuz, Kastamonu’da pahalıydı.

Araç’a yerleşmeye karar verdi ve yerleştiler.

Çevrede, günlerce Halit’in köyü terk ettiği, bacasının tütmediği, söndüğü konuşuldu. Acındı, kınandı. (5)

Halit; köydeki, boşalttığı evini satmaya kıyamadı. Tarlaları satmış, parasıyla Araçtan ev almıştı.

Bomboş kalan, satmaya kıyamadığı evin, önce kapıları, sonra da camları kırıldı, bacaları göçtü. Köyün çocukları, içinde saklambaç oynadı.

Bir cam da Zeki kırdı, kimse görmeden samanlıkların arasından attığı taşla. Evin pencerelerinde cam kalmamış, çatı akmış, dabanlar (6) çürümüş, ev yıkılmaya yüz tutmuştu.

Halit evi odun yerine; Araç’lı Piro’ya sattı. Piro evi yıktı, odununu aldı gitti.

Evin yerinde, yıkıntının artıkları, toz toprak kaldı. Çocuklar oralarda oynar, ayaklarıyla toprağı o yana bu yana kürelerlerdi.

Kör Ali’nin torunu İbrahim; toprağı ayakuçlarıyla dürtüklerken yıkıntıların arasından kemik sapının yarısı çürümüş bir Tosya Çakısı buldu. Yakınında inek otlatan Makbule Kız, İbrahim’in çakı bulduğunu gördü.

“Anasının ak sütü gibi helal, çakı onundu”. Altı Parmak Hocanın da dediği gibi, “Malı kim bulursa onun olurdu”. Herkesin bildiği gibi, Makbule de bu kuralı biliyordu.

İbrahim çakıyı açtı baktı kapattı. Çakı küflenmemiş, ağzı testere dişi gibiydi.

Makbule; Halit’in evinin yıkıntıları arasından İbrahim’in çakı bulduğunu; gördüğü kızlara söyledi. Birbirinden duyan köyün çocukları İbrahim’in bulduğu çakı benzeri bir şeyler bulabilmek umuduyla yıkıntıyı eşelemeye başladılar. Uyuz Emin’in kızı Zehra; kırmızı bir boncuk buldu. Yıkıntıyı eşelemeye gelen kız erkek tüm çocuklar Zehra’nın bulduğu boncuğu ellerine alıp, teker teker baktılar. Boncuk kırmızıydı. Güneşe tuttuklarında daha kırmızı,  “kıpkırmızı” görünüyordu.

Çocuklar yıkıntının toz topraklarını daha bir iştahla eşelemeye başladılar. Evin yeri, delik deşik oldu. Çukur boş çıktıkça, bir başka yeri eşeliyor, yeni çukurlar oluşuyordu. Bir ara, Zeki’nin açtığı çukurun yamacından dibine bir boncuk yuvarlandı. Halime, Zeki’nin eştiği çukura yakındı.

 “Boncuk!” dedi.

Zeki, eştiği çukurun dibine yuvarlanan boncuğu kaptı, eline aldı, avucunu sıktı. “Ver lan boncuğu, önce ben gördüm boncuk benim” dedi Halime.

“Çukuru ben kazıyordum. Benim çukurumun dibine yuvarlandı boncuk” dedi Zeki’de. Halime, kısa kalın iri yarıydı. Gözleri yuvasından fırlayacak gibi oldu:

“Ver lan boncuğu!” dedi. Kollarını yarı açtı, omzunu kabarttı, yumruklarını sıktı. Şakası yoktu. Zeki, birden fırladı boncuk avucunda kaçmaya başladı. Zeki kaçtı, Halime kovaladı. Zeki’yi kovalayan Halime’yi görenler de arkalarından koştu. Kaçıp kovalamanın nedenini kimi biliyor, kimileri de bilmiyordu. Konu bir erkek kız çatışması değil, Zeki ile Halime arasındaki anlaşmazlıktı.

Zeki önde, Halime ve öteki kızlar ardında, Koşuşa koşuşa harman yerlerini de geçip, köyün dışına çıktılar. Zeki de kızlar da yorulmuştu. Zekinin bacakları birbirine dolaştı düştü. Halime Zeki’nin üstüne kartal gibi kapaklandı.

Koşuşanların arkasından koşan Huriye, hepsinden atılgan, duygusal, mert; hani:”Erkek kız” sınıfındandı. “Kalk kız göbelin (7) üstünden. Ne var, ne oluyor?” dedi.

Halime Zeki’nin üstünden kalktı, dikildi.

Kız kardeşi Kezban da dikilmişti Halime’nin yanına. Hele ikisi bir olursa, Zeki’yi hallaç pamuğu gibi atarlardı.

“Boncuk bulduk. Önce ben gördüm. O kaptı, kaçtı” dedi Halime, Huriye’ye.

“Senin önündeki çukurundan mı çıktı, çukuru ben kazıyordum, benim kazdığım çukurumda gördün sen boncuğu. Boncuk benim.” dedi, Zeki. Düştüğünde bile açmadığı avucunu açtı, bulduğu boncuğu herkes gördü.

Boncuğu Huriye tanıdı. Köyü terk ettikleri gün; kamyonun üstünden kendisine buğulu gözlerle bakan, Halit’in en küçük kızı Hüsniye’nin boncuğuydu.  

Yıllar önce onun boynunda görmüştü. Hüsniye; boncuğu kınnaba takıp boynuna bağlamış, boncuk Hüsniye’nin boynunda yatardı.

 Boncuk masmaviydi. Gökyüzünün, gömgök en alımlı mavisi ancak bu kadar güzel olurdu. Zeki:

“Boncuk benim! Kimseye vermem” dedi, yine

Halime, ilk kez gördüğünü, kendisinin olması gerektiğini sandığı boncuğu kapıp kaçan Zeki’nin avucundaki boncuğu zorla almak için üstüne atlamak üzereydi. Herkes sezinledi.

Huriye, sağ elini Zeki’den yana uzattı. Ona sevecenlikle baktı. Zeki anladı. Elindeki boncuğu; Huriye’nin avucuna koydu. Huriye boncuğu aldı, evirdi çevirdi; Hüsniye geldi gözünün önüne. Başka hiçbir şey görmez, duyamaz oldu. Sarı saçları, gülmez (8) entarisinin etekleri hafif esen yelde kımıldıyor, Hüsniye gülücükler saçıyor, gök boncuk boyun çukurunda yatıyordu.

Boncuğu tuttuğu sağ elini, Huriye’ de yumdu, sol elini ve kolunu Halime’ nin önüne gerdi; Zeki’ye:

“Boncuğu bana verirsen, ne dersen yaparım” dedi.

 

 

 

                                                                                                              Haziran 2008

 

 

1-         Hayvanların ayağına nal tutturmak için çakılan, özel kalıplarda yapılan çivi.

2-        Ağlamaklı oldu

3-        Adının ağza alınması ayıp olduğundan, kadınların ’kocalarına’ sesleniş sözcüğü

4-        Kastamonu dokuması

5-        Ayıplandı

6-        Evin ağaçlarını, duvarlarını birbirine bağlayan kalın ağaç. Taban.

7-        Çocuğun

8-        Çoğunlukla, kırmızı kara çizgili, ya da damalı Kastamonu dokuması çeşidi.

 

Türkçe'nin 73 yaşındaki çınarı Ali Püsküllüoğlu "sözcükler

2008-06-26 · Kategori: Yitirdiklerimiz

Türkçe ustasını kaybetti

Türkçe ustasını kaybetti

Püsküllüoğlu’nun cenazesi, Ankara Küçükesat Camisi’ndeki törenin ardından Gölbaşı Mezarlığı’nda toprağa verildi.

25 / 06 / 08

Türkçe'nin 73 yaşındaki çınarı Ali Püsküllüoğlu "sözcüklere" veda etti. Hazırladığı "Öz Türkçe Sözlük" ile Türkçe'nin gelişiminde önemli bir rol oynayan Püsküllüoğlu, aynı zamanda usta bir şairdi

 

İSTANBUL - Türkiye’de sözlük denince ilk akla gelen isimlerden olan ve hazırladığı ünlü "Öz Türkçe Sözlük" 12 Mart döneminde toplatılan dilbilimci, şair Ali Püsküllüoğlu, dün yaşamını yitirdi. Dil Derneği ve Edebiyatçılar Derneği’nin kurucuları arasında yer alan Ali Püsküllüoğlu, Akciğer yetmezliği nedeniyle uzun süredir tedavi gördüğü Ankara Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nde yaşama veda etti.

Aynı zamanda üretken bir şair olan Püsküllüoğlu’nun cenazesi, Ankara Küçükesat Camisi’nde kılınan öğle namazının ardından, Gölbaşı Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı. 73 yaşında hayata gözlerini yuman Püsküllüoğlu'nun cenaze törenine, edebiyat çevresi ve yakınları katıldı.

Duygu dolu anların yaşandığı törende, Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, yazar Yaşar Küçük, şair Ahmet Telli, yazar Emin Özdemir, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (Umag) yayın yönetmeni ve yazar Orhan Tüleylioğlu, dilbilimci Prof. Dr. Aydın Köksal, şair Cahit Külebi’nin torunu dilbilimci Oya Külebi, Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız, yazar Metin Turan ve Cumhuriyet Gazetesi yazarı Işık Kansu yer aldı. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın TBMM çalışmaları nedeniyle katılmadığı belirtilirken yazar Yaşar Kemal, eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden, TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, Türk Eğitim Vakfı ve Can yayınları da Püsküllüoğlu için çelenk gönderenler arasındaydı.

 

Ali Püsküllüoğlu kimdir?

 

1 Ocak 1935 tarihinde Adana’nın Kadirli ilçesinde dünyaya geldi. Ailesi çiftçi olan Püsküllüoğlu, ilk ve orta öğrenimini Kadirli’de tamamladı. Ali Püsküllüoğlu, Mersin Lisesi’nde sürdürdüğü öğrenimini, sağlığı nedeniyle yarıda bırakarak Kadirli, Adana ve İstanbul’da değişik işlerde çalıştı. Püsküllüoğlu, çiftçilik, gazete satıcılığı, sinema biletçiliği, avukat yazmanlığı, gazetecilik ve yayımcılık yaptı.

İstanbul’da, 1959 yılında Çevre Yayınevi’ni kuran Püsküllüoğlu, Kadirli’de "Karacaoğlan" adlı bir haftalık bir gazete çıkardı. 1960-1983 yılları arasında Türk Dil Kurumu’nda Yayın ve Tanıtma Kolu Uzmanı olarak çalışan Püsküllüoğlu, kurumdan 1983 yılında istifa etti ve bir süre sonra da emekli oldu.

Ankara Radyosu’nda "Kitap Saati", Türkiye Radyoları’nda Türk Dil Kurumu adına "Arı Dile Doğru", "Ana Dilimiz", "Öz Dilimiz" programlarını hazırlayan Püsküllüoğlu, Türkiye Radyoları’nda her akşam olmak üzere 1 yıl süreyle yayımlanan "Atatürk’ün Söylev"ini ilk kez bugünün diline aktararak sunanlar arasındaydı.

 

Şiir serüveni

 

Ulus ve Halkçı gazetelerinin haftalık sanat-edebiyat sayfasını yöneten Püsküllüoğlu, şiir dergisi Yusufçuk’u çıkardı. "Türk Dili" dergisinin yazı kurullarında da yer alan Püsküllüoğlu, "Çağdaş Türk Dili" dergisinin kurulmasına önayak oldu ve bir süre derginin genel yayın yönetmenliğini üstlendi.

Türk edebiyatının çalışkan şairleri arasında bulunan Ali Püsküllüoğlu, Ülkü Tamer, Turgut Uyar ve Edip Cansever şiirlerine benzer özellikler taşıyan ilk şiirleriyle "İkinci Yeni" şiirinin ölçülü, dengeli bir şairi olarak görüldü.

“Benim şiirim, benim kuşağımın şiiri, herkesi ilgilendirmeyen şiirdir. Benim şiirim sessizliğin, usun ve karanlığın tadının şiiridir” diyen Püsküllüoğlu, ‘Gül Sevgili Yurdum’ adlı kitabıyla 1983’te Toprak Şiir Ödülü, ‘Zamansız’ dosyasıyla ise 2005’te Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü kazandı.

1970 sonrasında tümüyle yeni bir şiire yönelen Püsküllüoğlu, toplumsal olgu ve olaylarını ele aldı. Püsküllüoğlu, şiirlerinde yer yer Behçet Necatigil’in "kırık dize" yapısını da uyguladı.

"Mağara/Dağ Başı" adlı radyo oyunu Türkiye Radyoları’nda, İngilizceden çevirdiği tek perdelik oyunlar Türk Dili dergisinde yayımlanan Püsküllüoğlu, "Pembe Beyaz", "Aydınlık İçinde", "Karanfilli Saksı", "Uzun Atlar Denizi", "Sırtımızda Kızgın Güneş", "Unutma Onları", "Yaz ve Yağmur", "Gül Sevgili Yurdum" ve "Babadat (Toplu Şiirler)" adlı şiir kitaplarını çıkardı.

 

İlk sözlüğü "Öz Türkçe Sözlük"

 

Ozanlığının yanı sıra dil ve sözlük alanındaki çalışmalarıyla da kendini kabul ettiren Püsküllüoğlu, sözlük çalışmalarına 1963’te başladı ve ilk sözlüğü "Öz Türkçe Sözlük" 1966 yılında yayımlandı. Püsküllüoğlu’nun 40 yılı aşan bir süre içinde 20’yi aşan sayıda ve çeşitli boyutta sözlükleri yayımlandı. Bunların ve şiir kitaplarının birçok baskısı yapıldı.

Püsküllüoğlu, "Nasrettin Hoca" ile 1981 yılında Türk Dil Kurumu Çocuk Yazını Ödülü’nü, "Gül Sevgili Yurdum" ile 1983’te Toprak Şiir Ödülü’nü ve "Zamansız" isimli dosyasıyla 2005 yılında Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü kazandı.

 

Dil Derneği Başkanı Özel: En çalışkan ustalardan biriydi

 

Dil Derneği Başkanı Sevgi Özel, şair, dilbilimci ve edebiyatçı Ali Püsküllüoğlu’nun vefatıyla ilgili, "Hem değerli bir dostumuzu, ağabeyimizi hem de gerçekten Türkçeye emek veren en çalışkan ustalardan birini yitirdik" dedi. Özel, Ali Püsküllüoğlu ile yıllardır birlikte çalıştıklarını anımsattı. Dil Derneği’ni, 21 yıl önce birlikte kurduklarını anlatan Özel, Püsküllüoğlu ile aynı ilkelere sahip olduklarını ve Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk devrimine aynı bağlılığı duyduklarını söyledi. Özel, Püsküllüoğlu’nun vefatından duyduğu üzüntüyü de, "Hem el ele olduğumuz bir dostumuzu, bir ağabeyimizi hem de Türkçeye gerçekten emek veren en çalışkan ustalarından birini yitirdik" sözleriyle dile getirdi.

Püsküllüoğlu’nun sağlık sorunlarına rağmen durmadan, dinlenmeden çalıştığını belirten Özel, "Onunla Dil Derneği’nin kuruluşunda birtakım zorlukları birlikte göğüsledik. Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nda da yıllarca birlikte çalışmıştık. Bu gönül, ilke birliğimiz, devrimci duruşumuz hiç değişmedi" diye konuştu.

Ali Püsküllüoğlu’nu kaybetmekten dolayı derin üzüntü duyduklarını ifade eden Sevgi Özel , "Çok değerli bir ağabeyimi kaybettim, çok üzgünüm. O’nu düşünceleriyle, ilkeleriyle yaşatmayı sürdüreceğiz" dedi.

 

Kültür Bakanı Günay: Yaşamı boyunca Türkçe için çalıştı

 

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, dilbilimci, şair ve edebiyatçı Ali Püsküllüoğlu’nun yaşamı boyunca Türkçenin korunması ve gelişmesi için çaba gösterdiğini belirtti. Günay, Ali Püsküllüoğlu’nun vefatı nedeniyle yayınladığı mesajda şunları kaydetti:

"Yaşamı boyunca Türkçenin korunması ve gelişmesi için çaba gösteren değerli şair ve yazar Ali Püsküllüoğlu’nun vefatından büyük üzüntü duydum. Şairliğinin yanı sıra dil ve sözlük çalışmalarıyla Türk edebiyatına unutulmaz hizmetlerde bulunan Ali Püsküllüoğlu, daima saygı ve takdirle anılacaktır. Türkçenin büyük ustası Ali Püsküllüoğlu’na Allah’tan rahmet, ailesine ve edebiyat dünyamıza baş sağlığı dilerim."

 

Türk Dil Kurumu: Derin üzüntü içindeyiz

 

Türk Dil Kurumu (TDK), şair, edebiyatçı ve dilbilimci Ali Püsküllüoğlu’nun vefatı nedeniyle başsağlığı mesajı yayımladı. TDK’nın mesajında şöyle denildi:

"Sözlükçülük alanındaki çalışmalarıyla tanınan Ali Püsküllüoğlu’nu yitirmiş olmanın derin üzüntüsü içindeyiz. 1960-83 yılları arasında yayın ve tanıtma kolu uzmanı olarak kurumumuzda görev yapmış ve 1981 yılında da "Nasrettin Hoca" isimli kitabı ile Türk Dil Kurumu Çocuk Yazını Ödülü’nü kazanmış olan Püsküllüoğlu’na Tanrı’dan rahmet, yakınlarına, dostlarına ve okuyucularına başsağlığı diliyoruz."

« Önceki ::