01 03 2012

835 SATIR / İLK KİTAP / NAZIM HİKMET

835 SATİR

www.e-kitap.us

www.e-kitap.us

GÜNEŞÎ İÇENLERIN

TÜRKÜSÜ

Bu bir türkü: -

toprak çanaklarda

güneşi içenlerin türküsü!

Bu bir örgü: -

alev bir saç örgüsü

kıvranıyor;

kanlı, kızıl bir meş'ale gibi yanıyor

esmer alınlarında

bakır ayakları çıplak kahramanların!

Ben de gördüm o kahramanları,

ben de sardım o örgüyü,

155

www.e-kitap.us

ben de onlarla

güneşe giden

köprüden

geçtim!

Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi

Ben de söyledim o türküyü!

Yüreğimiz topraktan aldı hızını;

altın yeleli aslanların ağzını

yırtarak

gerindik!

Sıçradık;

şimşekli rüzgâra bindik!

Kayalardan

kayalarla kopan kartallar

çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.

Alev bilekli süvariler kamçılıyor

şaha kalkan atlarını!

Akın var

güneşe akın!

Güneşi zaptedeceğiz

güneşin zaptı yakın !..

Düşmesin bizimle yola:

evinde ağlayanların

göz yaşlarını

156

www.e-kitap.us

boynunda ağır bir

zincir

gibi taşıyanlar!

Bıraksın peşimizi

kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!

İşte:

şu güneşten

düşen

ateşte

milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!

Sen de çıkar

göğsünün kafesinden yüreğini;

şu güneşten

düşen

ateşe fırlat;

yüreğini yüreklerimizin yanına at!

Akın var

güneşe akın!

Güneşi zaptedeceğiz

güneşin zaptı yakın!..

Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!

Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,

toprak kokuyor bakır sakallarımız!

Neş'emiz sıcak!

157

www.e-kitap.us

kan kadar sıcak,

delikanlıların rüyalarında yanan

o «an»

kadar sıcak

Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,

ölülerimizin başlarına basarak

yükseliyoruz

güneşe doğru!

Ölenler

döğüşerek öldüler;

güneşe gömüldüler.

Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!

Akın var

güneşe akın!

Güneşi zaptedeceğiz

güneşin zaptı yakın!..

Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!

Kalın tuğla bacalar

kıvranarak

ötüyor!

Haykırdı en önde giden,

emreden!

158

www.e-kitap.us

Bu ses!

Bu sesin kuvveti,

bu kuvvet

yaralı aç kurtların gözlerine perde

vuran,

onları oldukları yerde

durduran

kuvvet!

Emret ki ölelim

emret!

Güneşi içiyoruz sesinde!

Coşuyoruz,

coşuyor!..

Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde

mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!

Akın var

güneşe akın!

Güneşi zaaaaptedeceğiz

güneşin zaptı yakın!..

Toprak bakır

gök bakır

Haykır güneşi içenlerin türküsünü,

Hay-kır

Hay kıralım!

159

www.e-kitap.us

SALKIMSÖGÜT

Akıyordu su

gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.

Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!

Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere

koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!

Birden

bire kuş gibi

vurulmuş gibi

kanadından

Yaralı bir atlı yuvarlandı atından!

Bağırmadı,

gidenleri geri çağırmadı,

baktı yalnız dolu gözlerle

uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

160

www.e-kitap.us

Ah ne yazık!

Ne yazık ki ona

dört nal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,

beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

Nal sesleri sönüyor perde perde,

Atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

Atlılar atlılar kızıl atlılar,

atları rüzgâr kanatlılar!

Atları rüzgâr kanat...

Atları rüzgâr.

Atları...

At...

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

Akar suyun sesi dindi.

Gölgeler gölgelendi

renkler silindi.

Siyah örtüler indi

mavi gözlerine,

sarktı salkımsöğütler

sarı saçlarının

üzerine!

Ağlama salkımsöğüt

ağlama,

Kara suyun aynasında el bağlama!

el bağlama!

ağlama!

1928

161

www.e-kitap.us

ORKESTRA

Bana bak!

hey!

Avanak!

Elinden o zırıltıyı bıraksana!

Sana,

üç telinde üç sıska bülbül öten

üç telli saz

yaramaz!

162

www.e-kitap.us

Bana bak!

hey!

Avanak!

Üç telinde üç sıska bülbül öten

üç telli saz

dağlarla dalgalarla kütleleri

ileri

atlatamaz!

Üç telli saz

yatağını değiştirmek isteyen

nehirlerden:

köylerden, şehirlerden

aldığı hızla,

milyonlarla ağzı

birtek

ağızla

güldüremez!

Ağlatamaz!

hey!

hey!

üç telli sazın

üç telinde öten üç sıska bülbül öldü acından.

Onu attım

köşeye!

hey!

hey!

üç telli sazın

ağacından

deli tiryakilere

içi afyon lüleli

bir çubuk

yaptılar!

163

www.e-kitap.us

Hey!

Hey!

Dağlarla dalgalarla, dağ gibi dalgalarla dalga gibi

dağ-lar-la

başladı orkestram!

Hey!

Hey!

Ağır sesli çekiçler

sağır

örslerin kulağına

Hay-kır-dı!.

Sabanlar güleşiyor tarlalarla,

tarlalarla!

Coştu çalgıcı başı,

esiyor orkestram

dağlarla dalgalarla, dağ gibi dalgalarla, dalga gibi

dağ-lar la.

1921

164

www.e-kitap.us

PİYER LOTİ

«Esrar!

Tevekkül!

Kısmet!

Kafes, han, kervan

şadırvan!

Gümüş tepsilerde rakseden sultan!

Mihrace, padişah,

binbir yaşında bir şah.

Minarelerden sallanıyor sedef nalınlar,

burunları kınalı kadınlar

ayaklarıyla gergef dokuyor.

Rüzgârlarda yeşil sarıklı imamlar ezan okuyor!»

İşte frenk şairinin gördüğü şark!

İşte

dakikada 1 000 000 basılan

165

www.e-kitap.us

kitapların

şarkı!

Lâkin

ne dün

ne bugün

ne yarın

böyle bir şark

yoktu,

olmayacak!

Şark

üstünde çıplak

esirlerin

aç geberdiği toprak!

Şarklıdan başka herkesin

orta malı olan memleket!

Açlığın kıtlıktan öldüğü diyar!

Ağzına kadar

buğdayla dolu ambar!

Avrupa'nın ambarı!

Asya!

Amerikan dretnotlarının tel direklerine

senin Çinlilerin

uzun saçlarından

sarı mumlar gibi asıyorlar kendilerini!

Himalaya'nın

en yüksek

en dik

en karlı tepesinde

166

www.e-kitap.us

Britanya zabitleri cazbant çaldırıyorlar,

kara tırnaklı ayaklarını daldırıyorlar,

Paryaların

beyaz dişli ölülerini attığı Ganj'a!

Anadolu baştan başa

Armistrong'un

talim meydanı oldu!

Asya'nın bağrı doldu!

Şark

yutmayacak

artık!

Bıktık be bıktık!

İçinizden biri

can verebilse bile

açlıktan ölen öküzümüze,

burjuvaysa eğer

gözükmesin gözümüze!

Hattâ sen

sen Piyer Loti!

Sarı muşamba derilerimizden

birbirimize

geçen

tifüsün biti

senden daha yakındır bize

Fransız zabiti!

Fransız zabiti sen,

o üzüm gözlü Azade'yi

bir orospudan

daha çabuk unuttun!

167

www.e-kitap.us

Kalbimize diktiğin

Azade'nin taşını

bir tahta hedef gibi topa tuttun!

Bilmeyenler

bilsin:

sen bir şarlatandan başka bir şey değilsin!

Şarlatan!

Çürük Fransız kumaşlarını

yüzde beş yüz ihtikârla şarka satan:

Piyer Loti!

Ne domuz bir burjuvaymışsın meğer!

Maddeden ayrı ruha inansaydım eğer,

Şarkın kurtulduğu gün

senin ruhunu

Köprübaşında çarmıha gerer

karşısında cıgara içerdim!

Ben elimi size verdim,

size verdik biz elimizi

kucaklayın bizi

Avrupa'nın sankülotları!

Sürelim yan yana bindiğimiz al atları!

Menzil yakın

bakın

kurtuluş günü artık sayılı

Önümüzde şarkın kurtuluş yılı

bize kanlı mendilini sallıyor.

Al atlarımız emperyalizmin göbeğini nallıyor.

1925

168

www.e-kitap.us

MAKİNALAŞMAK

Trrrrum,

trrrrum,

trrrrum!

trak tiki tak!

Makinalaşmak

istiyorum!

Beynimden, etimden, iskeletimden

geliyor bu!

Her dinamoyu

altıma almak için

çıldırıyorum!

169

www.e-kitap.us

Tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor

damarlarımda kovalıyor

oto-direzinler lokomotifleri!

Trrrrum,

trrrrum,

trrrrum!

trak tiki tak

Makinalaşmak

istiyorum!

Mutlak buna bir çare bulacağım

ve ben ancak bahtiyar olacağım

karnıma bir türbin oturtup

kuyruğuma çift uskuru taktığım gün!

Trrrrum,

trrrrum,

trrrrum!

trak tiki tak

Makinalaşmak

istiyorum!

1923

170

www.e-kitap.us

AÇLARIN GÖZ BEBEKLERİ

Değil birkaç

değil beş on

otuz milyon

bizim!

Onlar

bizim!

Biz

onların!

Dalgalar

denizin!

Deniz

dalgaların!

171

I

www.e-kitap.us

Değil birkaç

değil beş on

30.000.000

30.000.000!

Açlar dizilmiş açlar!

Ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız

sıska cılız

eğri büğrü dallarıyla

eğri büğrü ağaçlar!

Ne erkek, ne kadın, ne oğlan, ne kız

açlar dizilmiş açlar!

Bunlar!.

yürüyen parçaları

o kurak

toprakların!

Kimi

kemik

dizlerine vurarak

yuvarlak

bir karın

taşıyor!

Kimi

deri... deri!

Yalnız

yaşıyor

gözleri!

Uzaktan

simsiyah sivriliği

nokta nokta uzayıp damara batan

kocaman başlı bir nalın çivisi gibi

deli göz bebekleri,

göz bebekleri!

Hele bunlar

172

www.e-kitap.us

hele bunlarda öyle bir ağrı var ki,

bunlar

öyle bakarlar ki!

Ağrımız büyük!

büyük!

büyük!

Fakat

artık imanımıza inemez tokat!

Demirleşti bağrımız,

çünkü ağrımız

30.000.000

deli göz bebekleri!

göz bebekleri!

Ey

beni

ağzı açık

dinleyen adam!

Belki arkamdan bana

bu kalbini

haykırana

«kaçık»

diyen, adam!

Sen de eğer

ötekiler

gibi kazsan,

bir mânâ

koyamazsan

sözlerime

bak bari gözlerime;

Bunlar:

Deli göz bebekleri

göz bebekleri!

173

1922

www.e-kitap.us

GÖVDEMDEKÎ KURT

Sen

benim

minare boyunda çam gövdeme,

yumuşak

beyaz

bir. kurt gibi girdin,

kemirdin!

Ben barsaklarında solucan Makdonald'ı besleyen

İngiliz amelesi gibi taşıyorum

seni içimde!

Biliyorum

kabahat kimde!

174

www.e-kitap.us

Ey ruhu lortlar kamarası kadın!

Ey uzun entarili tüysüz Puankare!

Karşımda:

demirleri kıpkızıl

bir şimendifer ocağı gibi yanmak

senin en basit hünerin.

Yine en basit hünerin senin

buzun üstünde bir paten gibi kıvranmak!

Soğuk!

Sıcak!

Kaltak!

dur!

Yumuşak

beyaz

kıvırışlarınla

beynime giriyorsun

kemiriyorsun!

Oraya giremezsin!

Onu kemiremezsin!

Yumuşak

beyaz

kıvırışlarıyla

beynime giren kurdu

çürük bir diş çeker gibi söktüm!

Epeyce ter döktüm!

Bu sonuncuydu

bir daha olmayacak!

1924

175

www.e-kitap.us

BAHRİ HAZER

Ufuklardan ufuklara

ordu ordu köpüklü mor dalgalar koşuyordu;

Hazer rüzgârların dilini konuşuyordu balam,

konuşup coşuyordu!

Kim demiş «çört vazmi!»

Hazer ölü bir göle benzer!

Uçsuz bucaksız başı boş tuzlu bir sudur Hazer!

Hazerde dost gezer, e...y!..

düşman gezer!

176

www.e-kitap.us

Dalga bir dağdır

kayık bir geyik!

Dalga bir kuyu

kayık bir kova!

Çıkıyor kayık

iniyor kayık,

devrilen

bir atın

sırtından inip,

şahlanan

bir ata

biniyor kayık!

Ve türkmen kayıkçı

dümenin yanında bağdaş kurup oturmuş.

Başında kocaman kara bir papak;

bu papak değil:

tüylü bir koyunu karnından yarıp

geçirmiş başına!

Koyunun tüyleri düşmüş kaşına!

Çıkıyor kayık

iniyor kayık

Ve kayıkçı

«Türkmenistanlı bir Buda heykeli» gibi

dümenin yanına bağdaş kurup oturmuş,

fakat, sanma ki Hazer'in karşısında elpençe divan durmuş!

O bir Buda heykelinin

taştan sükûnu gibi kendinden emin

dümenin yanına bağdaş kurup oturmuş.

Bakmıyor

kayığa

sarılan

sulara!

177

www.e-kitap.us

Bakmıyor

çatlayıp

yarılan

sulara!

Çıkıyor kayık

iniyor kayık,

devrilen

bir atın

sırtından inip

şahlanan

bir ata

biniyor kayık!

— Yaman esiyor be karayel yaman!

Sakın özünü Hazer'in hilesinden aman!

Aman oyun oynamasın sana rüzgâr!

Aldırma anam ne çıkar?

ne çıkar

kudurtsun

karayel

suları,

Hazer'de doğanın

Hazer'dir mezarı!

Çıkıyor kayık

iniyor kayık

Çıkıyor ka...

iniyor ka...

Çık...

in...

çık...

178

www.e-kitap.us

YANGIN

Gece siyah, yol siyah,

ev beyaz, bembeyaz,

fener sarı!

Siyah, beyaz, sarı!

Yolda gezen gecenin

kör gözlerinde kara gözlükleri var...

Geniş kanatları kar

martılar

oturmuşlar evin damına.

179

www.e-kitap.us

Beyaz ev benziyor bir şimal akşamına!...

Fenerin dört camına

dört hastanın dayanmış alınları!..

Fener sarı.

Ev beyaz.

Gece siyah.

A..., h!

«Siyah gece,

beyaz kar...

Rüzgâr...

Rüzgâr!»

Camlar kırıldı.

Hastaların sapsarı

alınları

kıpkızıldı!.

Kıpkızıldı kan içinde

Bir an içinde:

Gece kızıl, yer kızıl

ev kızıl, fener kızıl

kızıl kızıl, kızıl!...

180

www.e-kitap.us

YANARDAĞ

Kesildi yanardağın şahdamarı!

Kara toprak altındaki ağlamaları: —

fışkırıyor, haykıran

kan

rüzgârı şeklinde!

İsyanı dinleyiniz yanardağın ağzından!

181

www.e-kitap.us

Boğazından: -

güneşleri

kırmızı balonlar gibi fırlatıyor dumanlara!.

Bir alev su halini vermiş ummanlara:

yanardağın

yanan gönül

kızıllığı!...

Varsın otursun, isteyenler dört duvardan evinde!

Kartal kayalardan seyredelim biz

kanayan gönüllerin

göğe vuran rengini!

Etimizi saran yünü parçalayarak

çırılçıplak

Yıkanalım çelik çubuklar gibi yanardağın alevinde

Yıkanalım!

Yanalım.

182

www.e-kitap.us

SANAT TELÂKKİSİ

Bazan ben de ahlarımı

çekerim birer birer

kan kırmızı yakut bir teşbih gibi,

ve bu kızıl pırıltılı tesbihin ipi

sırma saç tellerindendir...

Fakat

benim

şiirime ilham veren perimin

omuzlarında açılan kanat:

asma köprülerimin

demir putrellerindendir!.

183

www.e-kitap.us

Dinlenir,

dinlenmez değil

bülbülün güle karşı feryatları...

Fakat asıl

benim anladığım dil: -

Bakır, demir, tahta, kemik ve kirişlerle çalınan

Bethoven'in sonatları...

Sen istediğin kadar

tozu dumana katar

sürebilirsin atını!.

Ben değişmem

en halüsüddem

arap atma;

saatte 110 kilometrelik sür'atini

demir raylarda koşan

demir beygirimin!

İri şaşkın bir sinek gibi takılır bazan gözüm

odamın köşesindeki usta örümcek ağlarına..

Lâkin asıl hayranım ben:—

halikleri mavi gömlekli mimarlarım olan

77 katlı beton-arme dağlarına!

184

www.e-kitap.us

Erkek güzeli

«Biblos ilâhı genç Adonis»

köprübaşında karşıma çıksa,

belki bakmadan geçerim de;

Filozofumun yuvarlak gözlüklü gözüne,

ve ateşçimin

dört köşe terli bir güneş gibi yanan yüzüne

bakmadan geçemem!..

Ben

elektrikli tezgâhlarımda doldurulan

üçüncü nevi hazır cıgara içerim de,

isterse Samsun'un olsun

tütünü kâğıda elimle sarıp içemem!.

Değişmedim

değişemem

Havva'nın çırılçıplaklığına

meşin kasketli meşin ceketli karımı!.

Belki benim «tab'ı şairanem» yok?!

Neyleyim!.

Toprak anamın çocuklarından çok

seviyorum:—

kendi çocuklarımı!

185

www.e-kitap.us

KORSAN TÜRKÜSÜ

İşte...

geniş ağızlı palalar gibi parıldıyor güneşte,

kulakları altın küpeli korsanların türküsü:

Donna Madonna'nın yuvarlak

kalçaları gibi oynak

fıçılardan

içtik İspanyol şarabını!

Karıştı Madrit orospularının kanı

kanımıza!

186

www.e-kitap.us

Beş yüz baş zenciyi zincire vurduk,

üç direkli kadırgayı doldurduk,

aldık yükü

geliyoruz!

Taze balık gibi çıktık denizden;

korkma bizden

tombul, esmer kollarını aç Madonna!

Afrika'da gözü kanlı korsanız amma

Lizbon'da namuslu bezirganız!

Kaçıyor kara çıplak derilerin sürüsü!

Kaçırma vur bir yandan

durma doldur öbür yandan:

Donna Modanna'nın yuvarlak

kalçaları gibi oynak

fıçılardan

erimiş altın gibi akan

İspanyol şarabını!.

Karışsın Madrit orospularının kanı

kanımıza!

187

www.e-kitap.us

RODOS HEYKELİ

Ayağına 45 numro Amerikan kundurası geçirmiş

bir RODOS HEYKELİ gibiyim!

Sigorta şirketleri

sigortalıyor beni 101 seneye.

Herkes

gözlerinin bebeğine sığmayan vücudumu

yekpare mermer sanıyor.

Halbuki ben

dev gövdemin

kof bir alçı kalıp olduğunu biliyorum.

188

www.e-kitap.us

Biliyorum,

hesabettim:

Sayısı 10 1ar evini doldurmayan senelerden sonra

geniş göğsüm

çatlayacak!

Kafamda bunun yalnız bir ağrısı var,

o da şu:

Buradan

oraya

gitmek için

asma köprü kuranlara,

daha ben

cüsseme yaraşan putrelleri götürmedim!

Zaman az!

Geniş göğsüm

çatlayacak!

45 numro Amerikan kunduralarımla

dekametroluk adımlar atsam da kâfi değil.

Koşmak lâzım,

Olimpiyad yarışlarında gibi koşmak,

KOOOOOOŞ-MAK!!

1923

189

www.e-kitap.us

Jokond isimli manzum romanın

birinci kısmından bir iki kroki.

JOKOND'UN HÂTIRA

DEFTERİNDEN PARÇALAR

Paris, 15 Mart 1924.

Luvur müzesi.

Luvur müzesinde artık canım sıkılıyor.

Can sıkıntısından çok çabuk bıkılıyor.

Bıktım artık canımın sıkıntısından.

İçimdeki bu ruh yıkıntısından

aldı fikrim şu hisseyi:

Müzeyi

gezmek iyi,

müzelik olmak fena!

190

www.e-kitap.us

Ben bu maziyi hapseden saraya

öyle ağır bir hükümle kondum ki,

çatlarken sıkıntıdan yüzümde yağlı boya

mecburum durup dinlenmeden sırıtmaya,

Çünki

ben o Floransalı Jokond'um ki

Floransa'dan daha meşhurdur tebessümüm.

Luvur müzesinde artık canım sıkılıyor,

ve mademki maziyle konuşmaktan çabuk bıkılıyor,

ben

karar verdim bugünden itibaren

bir hatıra defteri tutmağa,

Belki dahli olur bugünü yazmanın

dünü unutmağa.

Lâkin acayip bir yerdir Luvur.

Burda belki bulunur:

Iskenderi Kebir'in

kronometreli Lonjin saati.

Fakat

bulunmaz yüz paralık kurşunkalem

ve bir tabaka temiz defter kâğıdı.

Lanet olsun Luvr'una, Paris'ine

Yazarım ben de hatıratı

muşambamın tersine.

Ve işte :

Kırmızı burnunu eteklerime sokan,

saçları şarap kokan

miyop bir Amerikalının

aşırınca cebinden mürekkepli kalemini

başladım hatıratıma!

Yazıyorum sırtıma:

tebessümü meşhur olmanın elemini.

191

www.e-kitap.us

18 Mart Gece

Luvur uyudu.

Zulmette Venüs'ün kolsuz vücudu

benziyor bir harbiumumî neferine.

Parlıyor bir Şövalyenin altın miğferi:

vurdukça gece bekçilerinin feneri

karanlık bir resmin üzerine.

Burda

Luvur'da

benziyor günlerim birbirine

tahta bir mik'abın dört tarafı gibi.

Başım keskin kokularla dolu

bir ecza dolabının rafı gibi.

20 Mart

Hayranım Felemenk ressamlarına:

Süt ve sucuk tacirlerinin tombul madamlarına

kolay mı üryan bir ilahe edası vermek?

Lâkin

isterse ipekli don giyinsin

inek + ipekli don = inek!

Dün gece

bir pencere

açık kalmış

Felemenkli üryan ilaheler soğuk almış.

Bugün

bütün gün

ziyaretçilere

çevirip dağ gibi pembe çıplak gerilerini

aksırıp öksürdüler

Tutulmuşum ben de nezleye.

Nezleli bir tebessümle gülünç olmayım diye,

192

www.e-kitap.us

ziyaretçilerden gizliye gizliye

burnumu çekip durdum.

1 Nisan

Bugün bir Çinli gördüm.

Başı perçemli Çinlilere benzer yeri yok!

Ne de çok

baktı bana!

Bilirim ki ben

Fildişini ipek gibi işleyen

Çinlilerin teveccühü

atılamaz yabana.

20 Nisan

Çin hâdisatıyla meşgul gazeteler.

Anlıyorum ki artık,

Kaf dağından gelen ejder

altın semasında Çinimâçin yurdunun

gerdi kanat.

Fakat

Bu işten yalnız Britanya lordunun

Tüyleri yolunmuş bir kuş

gibi matruş

gırtlağı değil

kesilecek

Konfuçyus'un

193

www.e-kitap.us

uzun

seyrek

sakalı da.

22 Nisan

Dün gece bir Amerikan zurnasıyla,

12 beygirlik bir Ford'un kornasıyla

bir rüyadan uyandım.

Ve bir lahza gördüğüm

bir lahzada öldü.

- Gördüğüm durgun mavi bir göldü!

Bu gölde canımın çekik gözlü canı

yaldızlı bir balığın sarılmış boynuna.

Ben gidiyorum ona

sandalım Çin işi bir çay fincanı,

açtığım yelken

kamış bir Japon

şemsiyesinin

nakışlı ipeğinden.

2 Mayıs

Bugün Çinlim gelmedi.

5 Mayıs

Bugün de yok.

8 Mayıs

Benziyor günlerim

194

www.e-kitap.us

bir istasyonun

bekleme salonuna.

Gözlerim dikili demiryoluna.

10 Mayıs

Yunan heykeltraşları!

Selçuk elinin çini nakkaşları!

Cemşid'e ateşle halı dokuyanlar!

Çölde hecinlere kaside okuyanlar!

Vücudunun raksı rüzgâr gibi esen!

Bir kırat mücevheri 36 köşeli kesen!

Ve sen

beş parmağında beş hüner taşıyan

Mikel Anj usta!

Haykırın, ilân edin düşmana, dosta:

Paris'te fazla bağırmış diye

ÇİN

SEFİRİNİN

camım kırmış diye,

sevgilisi Jokond'un,

Fransız hududunun

atılmış haricine!

Çin'den gelen sevgilim gitti Çin'e!

Ve ben artık

bilmem kimlere derler Leylâ ile Mecnun?

O pantalonlu Leylâ

Ben eteklikli Mecnun değilsem!

Ağlayabilsem a...h

ağlayabilsem!

195

www.e-kitap.us

13 Mayıs

Bugün tam benim önümde

kanlı ağzının

boyasını tazeleyen

bir ev kızının

elindeki aynaya ilişince gözüm,

parçalandı kafamda şöhretimin teneke tacı.

İçimde kıvranırken ağlamak ihtiyacı

dudaklarım kırıtıyor,

pişmiş bir domuz kellesi gibi suratım sırıtıyor.

Dilerim ki

kübist bir ressama fırça olsun kemikleri

Leonardo da Vinçi'nin,

boyalı elleriyle sarılıp boğazıma,

altın kaplama bir diş gibi ağzıma,

bu mel'un tebessümü taktığı için!

1929

(Yakında bu romanın

tamamı çıkacak.)

196

www.e-kitap.us

BERKLEY

Behey

Berkley!

Behey on sekizinci asrın filozof peskoposu.

Felsefenden tüten günlük kokusu

başımızı döndürmek içindir.

Hayat kavgasında bizi

dizüstü süründürmek içindir.

Behey

Berkley,

Behey Allahın

Cebrail şeklindeki Azrail'i,

Behey on sekizinci asrın en filozof katili!

197

www.e-kitap.us

Hâlâ geziyor Iskoçya köylerinde

adımlarının sesi.

Hâlâ uluyor adımlarının sesine

tüyleri kanlı bir köpek.

Hâlâ

her gece titreyerek

görüyor gölgeni İskoçya köylüleri

evlerinin

camlarında!

Hâlâ

kanlı beş parmağının izi var

o beyaz buzlu camlar gibi şimdi şimal akşamlarında!

Behey

Berkley!

Behey meyhane kızlarının kara cübbeli kavalyesi,

Kiralın şövalyesi,

sermayenin altın sesi,

ve Allahın peskoposu!

Felsefenden tüten günlük kokusu

başımızı döndürmek içindir.

Hayat kavgasında bizi

dizüstü süründürmek içindir!

Her kelimen

kelepçelerken

bileklerimizi,

kıvrılan

bir yılan

gibi satırların

sokmak istiyor yüreklerimizi.

Beli hançerli bir İsa'ya benziyor resmin.

198

www.e-kitap.us

Sivriliyor kitaplardan ismin

sivri yosunlu ucundan

kızıl kan

damlayan

yeşil bir diş gibi.

Her kitabın

diz çökmüş önünde Rabbın

kara kuşaklı bir keşiş gibi..

Sen bu kıyafetle mi bizi kandıracaktın,

inandıracaktın?

Biz İsa'nın vuslatını bekleyen

bir rahibe değiliz ki!

Behey

Berkley!

Behey tilkilerin şahı tilki!

Çalarken satırların zafer düdüğü,

küçük bir taş parçasının en küçüğü

imparatorların imparatoru gibi çıkınca karşısına

hemen anlaşmak için

bir kapı açıyorsun,

binip Allahının sırtına

soldan geri kaçıyorsun!

Kaçma dur!

Her yol Roma'ya gider,

-bu belki doğrudurfakat

fikri evvel gören her felsefenin

safsata iklimidir yelken açtığı yer!

Bu bir dakikat

— hem de mutlak cinsinden! —

199

www.e-kitap.us

İşte sen

İşte senin felsefen:

Sen o sarı kırmızı rengini gördüğün

cilâlı derisine parmaklarını sürdüğün

parlak

yuvarlak

elmaya

«Fikirlerin bir

terkibidir»

diyorsun!

Dışımızda bize bağlanmadan

var olan

varlığı

inkâr ediyorsun!

Şu mavi deniz

şu mavi denizde yüzen beyaz yelkenli gemi,

kendi kendinden aldığın fikirlerdir, öyle mi?

Mademki kendi fikrindir yüzen gemi,

mademki kendi fikrindir umman,

ne zaman var,

ne mekân!

Ne senin haricinde bir vücut

ne senden evvel kimse mevcut,

ne senden sonra kâinat baki

bir sen

bir de Allah hakikî.

Lâkin ey kara meyhanelerin sarhoş papazı!

Senin dışında değil miydi

kıllı kollarında kıvranan meyhanecinin kızı?

Yoksa kendi altında sen

kendinle mi yattın?

Diyelim ki senden evvel baban yok

İsa gibi.

Yine fakat bacakları arasından çıktığın

200

www.e-kitap.us

Meryem gibi bir anan da mı yok!

Diyelim ki yapyalnızsın

Turu Sina'da Musa gibi,

ne yazık! Tevrat'ını okuyan da mı yok!

Çok yalan söylemişin çok.

Sen emin ol ki Berkley

—olmasan da zarar yok—

bu şiire benzer yazıda hissene düşen şey:

biraz alay

biraz şaka

ve birkaç tokat

— eldivensiz cinsinden —

Neyleyim?

Neş'e kavganın musikisidir.

Kavgada kuvvetini kaybetmiş gibidir biraz

neş'enin çelik ahengini duymayan adam;

neş'e... iyi şeydir vesselam,

-baş döndürmezse eğer-

Ve işte bizimkiler

güldüler mi,

ağız dolusu gülüyorlar.

Kabahat onların kuvvetinde:

yoksa ne sende

ne de bende!

Dinle Berkley

— Dinlemesen de olur —

Biz dinleyelim:

Beynimiz bal yoğuran

bir kovan

Ona balı dolduran

arıdır hayat.

Aldığımız hislerin

201

www.e-kitap.us

sonsuz derin

pınarıdır kâinat!

Kâinat geniş

kâinat derin

kâinat uçsuz bucaksız!

Biz onun parçaları,

biz ondan doğan bir sürü bacaksız!

Biz o bacaksızların

— anasını inkâr etmeyen cinsi —

Çünkü biz

emredenlere emir verenlerden değiliz!

Bağlıyız toprağa

kalın halatlar gibi kollarımızla!

Çelik dişleri şimşekli çarklılar

koparırken kara toprağın esrarını,

biz

seyretmedeyiz

cihan içinden cihanların

doğuşunu;

kehkeşanların

gümüş aydınlığında!

Görmüşüz,

görmedeyiz

yılların yollarında toprak oluşunu

kızıl kadife dudaklı kızların!

Çiziyor hareketi gözlerimize

sonsuz maviliklerde

kuyrukluyıldızların

sırma saçlarından kalan izler.

Her habbe koynunda bir kubbeyi gizler!.

Şu denizler,

şu denizlerin üstünde denizler gibi esen,

202

www.e-kitap.us

rüzgârların uğultusu.

Şu ipi kopmuş

inci bir gerdanlık gibi damlayan su,

şu bir damla su,

uzaklaştıkça, yaklaşılan

hakikati gizler..

Her yeni ummanla beraber

bir yeni imkân.

Kâinat geniş

kâinat derin

kâinat uçsuz bucaksız!

Behey!

Berkley!

Behey bir karış boyuna bakmadan

Karpat'ları inkâr eden cüce!

Ahrete gittiysen eğer

oradan bir taç gönder,

süslemek için Allahının kafasını!

Fakat buradan

topla hemen tarağını tasını,

Haraç mezat!

Haraç mezat!

Götür pazara bir pula sat:

Topraktaki saltanatın

göğe çıkan tahtını!

Yok üstünde tabiatın

tabiattan gayri kuvvet!..

Tabiat geniş

tabiat derin

tabiat uçsuz bucaksız!..

1926

203

www.e-kitap.us

HER KİTABIMIN SON SÖZÜ

Sen sanma ki san'atın

damağımda tadı var

acı bir hıyar

lezzeti gibi...

Mısralarımda yok benim

göz yaşlarının tadı,

Şiirlerim içilmez

İngiliz tuzu gibi.

204

4177
0
0
Yorum Yaz