'Perihan Mağden'i ben yazar yaptım. Onu tanıdığımda bir hikaye kitabı yayımlanmıştı. Ece Temelkuran ise kitapları satan genç bir yazardı'... Bu sözler Milliyet gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yakup Yılmaz'a ait. Yılmaz, Yeni Harman dergisinin son sayısında Pelin Gökmen ile yaptığı röportajda 'kendini ateşe attı' ve Türkiye'nin 'kanlı bıçaklı' iki kadın yazarını değerlendirdi.
Akıllı olduğu için parlamıştı
Ece Temelkuran ile Perihan Mağden'in kıyaslanamacağını söyleyen Yılmaz, iki kadının yazarlık serüvenindeki rolünü ise Perihan Mağden'i kızdıracak sözlerle açıkladı: 'Ben birisini yaldızlayıp piyasaya sunduysam bu Ece değil, Perihan olmalı. Ece, Milliyet gazetesinde köşe yazarı olmadan önce üç kitabı yayınlanmıştı. Kitapları satan genç bir yazardı. Dolayısıyla onu yaldızlayıp piyasaya çıkaran ben değilim.'
"Güzel olabilirsiniz ama yazar olamazsınız"
Röportajda Ece Temelkuran'ın çok sayıda ve nitelikli kitaplar yazdığını söyleyen Yılmaz, Gökmen'in 'Gazetecilikte görüntü önemli mi? Mesela Ece Temelkuran güzel bir kız olduğu için mi parladı?' sorusunu ise Deniz Akkaya ve Hülya Avşar'ı örnek göstererek cevapladı: 'Bence akıllı olduğu için parlamıştır. Güzellikle sadece Deniz Akkaya olabilirsiniz, Hülya Avşar olabilirsiniz. Yazar olamazsınız'...
İşte Yeni Harman'da yayınlanan röportajın tam metni:
Milliyet Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni ve Doğan Dergi Grubu’nun yeni başkanı olan Mehmet Y. Yılmaz ile lafları ağzından kerpetenle alarak konuştuk...
Pelin GÖKMEN / Yeni Harman
Yaşınız kaç sorması ayıptır?
49
Aa? 49 yaşında mısınız siz? Çok genç yaş,ne bileyim.Yani Brad Pitt’den falan 8 yaş büyüksünüz hahaha! Ece Temelkuran’ı çok yakından tanıyor musunuz?
Yani bizde yazı yazıyor, ben aldım Milliyet’e.
Geçen sayımızda yeniHarman’a bir röportaj verdi. Açık sözlü bir insan, saklamıyor herşeyi söylüyor.
Ben onun kadar sivri şeyler söyleyemem ama.
O genç daha 17-18 yaşında...Kaçtır ki?
Herhalde 29 30’dur.
Sizin hakkınızda güzel şeyler söylemiş enteresan bir insandır falan filan diye... Perihan Mağden’le hiç görüşüyor musunuz?
Görüşmüyorum.
Hiç görüşmediniz mi hayatınızda?
Görüştüm canım Perihan’ı da ben yazar yaptım.
Şunun için soruyorum, geçen sayımızda kapak konusu yaptığımız olaydaki malum yazıdaki yazıyı yazmasına ne sebep olmuş olabilir, sizinle öyle bir hitabeti var mı? Şaka yollu söylemiş olabilir mi?
Zannetmiyorum.
Size sinirlenmiş olabilir mi?
Olabilir, sinirlenmiş olabilir.
Oray Eğin köşesinde bir yazı yazıyor. Radikal Cumartesi ekinde. Ondan sonra, Ece Temelkuran’la ilgili gazetenin bir iç toplantısına katılmak için para istediğini söylemiş çocuk.
Ee? Yalan söylemiş, yalan yazmış, doğru yazmamış.
Siz de bu yazıyı görmüşsünüz ve böyle bir meseleyi nasıl yazar diye sinirlenmişsiniz.
O olay doğru değil, yazılan iddia edilen şey yani Ece Temelkuran’ın gazetenin bir iç toplantısına katılmak için para istediği iddiası doğru değil. Ben de Radikal yöneticilerine yalan birşeyin nasıl olup da Radikal’de yayınlanabildiğini sordum.
O adamın kovulmasıyla kimin ilgisi var o zaman?
Gazeteyi kim yönetiyorsa onun ilgisi var.
Yani siz telefon açmadınız öyle birşey için. Çünkü kız diyor ki bakın; Soner Yalçın telefon açtı gecenin 12’sinde Oray’ı işten attırmışsın dedi. Sonra da Ece Temelkuran size gelmiş “Lütfen açıklayın bu adamı ben attırmadım işten siz attınız suç benim üzerime kaldı” demiş. Siz de “Söyleyeceksin tabii, ben attırdım diyeceksin korksunlar senden” falan demişsiniz.
Demişimdir, hatırlamıyorum. Ama olay şu, Milliyet, Posta, Radikal gazeteleri bu binada yayınlanıyor ve ben o dönemde bütün o gazetelerin de yayın yönetmeniyim. Ama Milliyet gazetesinde genel yayın yönetmenliğini fiilen yürüttüğüm için bu gazetelerin başındaki arkadaşlar da kendi gazetelerini kendi bildikleri gibi yönetiyorlardı. Onların işlerine karışmıyordum doğal olarak. Bu yazı çıktığında ben Radikal’deki yönetici arkadaşlarıma bunun doğru olmadığını, doğru olmayan bir şeyin Radikal gibi ciddi bir gazetede araştırılıp sorulmadan neden yayınlandığını sordum. Ve onlar da onu işten çıkardılar doğru yazmadığı için, yalan yazdığı için.
Bir yazar..
Yalan yazarsa herkes kovulabilir.
Yalan olup olmadığı nerden oraya çıkıyor?
Biliyorum ben o gazetenin yöneticisiyim. Perihan’ı da yaldızlayıp piyasaya çıkartan benim. Ece Temelkuran Milliyet gazetesinde köşe yazarı olmadan önce 3 tane kitabı yayınlanmıştı. Kitapları satan genç bir yazardı. Ve yenibinyıl dergisinde de köşe yazıları yazıyordu dolayısıyla onu yaldızlayıp da piyasaya çıkaran ben değilim. Onu başkası...Kendi kendine parıldamış olmalı. Ben sadece ona Milliyet gazetesinde yazma fırsatı verdim bir, Perihan Mağden’i de tanıdığımda onun da bir tane hikaye kitabı yayınlanmıştı. O kitabını okudum bir arkadaşım vesilesiyle. Beğendim yazdıklarını ve Perihan Mağden’i de Radikal gazetesinde köşe yazarı yaptım. Birisini yaldızlayıp piyasaya sunduysam bu Ece değil Perihan olmalı.
Aralarında çekememezlik var mıdır? Allı pullu kadınlar bile kıskançlaşabiliyorlar üstlerine kuma geldiği zaman.
Bilmemiyorum, hakikaten bilmiyorum ve ilgilenmiyorum da. Benimle ilgili olmayan birşey.
Yani sizin hakkınızda böyle bir hitabet kullanan bir insanla hiç ilgilenmiyorsunuz.
Hiç ilgilenmiyorum.
Ben yazsam öyle birşey?
Onunla da ilgilenmem.
Posta’dan buraya büyük iddialarla geldiniz, tabii her yeni gelen gibi Recep Tayyip Erdoğan’da öyle geldi. Ne kadar başarılı oldunuz. Tirajlarda bir düşme oldu mu?
Hayır olmadı. Ben geldiğimde Milliyet gazetesinin tirajı 170 bin idi promosyanla, bıraktığım gün 310 bin satıyordu.
İlk geldiğinizde hedeflediğiniz başarıya ulaştınız mı?
Tiraj başarısına ulaştığımızı söyleyebilirim ama çok başarılı bir gazetecilik oldu mu, mesleki açıdan beni tatmin etti mi eksikleri olduğunu söylemeliyim onun da. Daha iyi şeyler de yapabilirdim. Ama Milliyet’de yaptığım şeyin okunmayan bir gazeteyi yeniden okunur ve konuşulur hale getirmek olduğunu düşünüyorum.
Sizin yerinize gelen Sedat Ergin’in başarısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Daha çok erken birşey söylemek için, bir ay oldu. Bir ayda hiçkimse için hele bir gazete için birşey söylenemez.
Ertuğrul Özkök’le diyaloğunuz nasıl, bir hasmınız söz konusu mu?
Yoo hayır değil. Yakın arkadaşım. İkimiz arkadaş olmakla birlikte her konuda aynı şekilde düşünmek zorunda değiliz.
Başka bir gazeteden gelirken ekibinizi de getirdiniz mi?
Posta gazetesini çıkartırken bir ekiple beraber geldim doğru. Daha önce de dergilerde de bir ekip olarak hareket ediyordum arkadaşalrımla o da doğru. Ama sonra Posta’dan Radikal’e veya Fanatik’i çıkarmaya geçtiğimde Posta’dan hiçkimseyi almadım. Bir tek Posta’dan İsmet Berkan’la, Yeşim Denizel’i aldım Radikal’e. Radikal’den Milliyet’e geçerken hiçkimseyi almadım.
Neden?
Çünkü onlar da bu kurumun gazeteleri, onların zayıflamasını istemem.
Nasıl insanlarla çalışmayı seviyorsunuz?
Çalışkan insanlarla çalışmayı severim, akıllı insanlarla çalışmayı severim. Çok sıradan birşey ama. Aptallardan hoşlanmam. Onlarla çalışmak istemem.
Mesela çok zeki, ama özürlü kör falan biri geldi..
Önemsemem.
Burada da var mı özürlü çalıştırma zorunluluğu?
Bütün büyük kurumlarda vardır.
Ama ben hiç özürlü gazeteci görmedim. Mesela tekerlekli iskemlede.
Daha geri planda çalışıyorlardır. Doğal olarak.
Görüntü de önemli mi?
Bence görüntü önemli değildir.
Mesela Ece Temelkuran güzel bir kız olduğu için mi parladı?
Bence akıllı olduğu için parlamıştır. Güzellikle sadece Deniz Akkaya olabilirsiniz, Hülya Avşar olabilirsiniz. Yazar olamazsınız.
Onlar da oluyorlar. İkisi de yazıyor. Deniz Akkaya Boxer’da...
Şöyle düşünün Ece kaç kitap yazmış o kaç kitap yazmış.
Kitap herkes yazıyor.
Yazdığının niteliği de önemli.
Siz köşe yazılarınızda genelde light konularda yazıyorsunuz.
Her konuda yazıyorum.
Ağır gündemi eleştiren sıkıcı yazılar yazmıyorsunuz anlamında.
Sıkıcı yazılar da yazdığım oluyor.
Kadınlarla ilgili yazılar da yazıyorsunuz, hitap etiğiniz kitleyi kadın olarak mı görüyorsunuz?
Hayır ondan değil. Ben gazetecinin hayatın her alanıyla ilgili olması gerektiğine inanıyorum. Sadece politikayla sadece ekonomiyle ilgilenerek değil.
Siz yazmasanız da olur değil mi?
Olur tabii. Ben yazı yazmasam ne Türkiye ne dünya birşey kaybetmez.
Hiçkimse de yazmasa da olur da bir rahatsızlık oluyor da yazıyor insanlar. Birşey gıdıklamasa.
Beni birşey gıdıklamıyor. Benim işim.
İlgi alanınız nedir?
Herşey. Hayatta olup biten herşey ilgi alanıma girer.
Mesela televizyonda neler izlersiniz?
Televizyon seyretmiyorum, çünkü televizyon seyredersem uyurum. Televizyonda sadee maç seyrederim. Bir de arasına reklam girmeyen film seyrederim.
Digiturkteki filmleri.
Diigiturkteki filmleri seyrederim. Onun dışında birşey seyretmem televizyonda çünkü uyurum.
Haberleri dahi?
Haberleri hiç izlemem.
Haber dinliyor musunuz? Nereden alıyorsunuz haberi?
Gerek kalmıyor ki, gazetede çalışıyorum.
Dünyaya açılan pencere internet, internete giriyor musunuz?
Evet internette gezinirim.
Mesela arkadaşlık siteleri var.
Onlara girmiyorum hiç, yani bilmiyorum.
Son olarak haberlerde kampüste esrar içen bir kız olayı patladı. O haberdeki olay Nisan ayında gerçekleşmiş ama manşetlere yeni taşındı. Okudunuz mu?
Evet okudum.
Orada benim ilgimi çeken, kızın görüntüsünün tamamen çıkması ama kendisine esrar tutan erkeğin flulaştırılmış olması. Bu olayı medyaya taşıyan’da sizinle aynı grupta çalışan Uğur Dündar.
Burada bu konuda şöyle düşünmek lazım gazetecilik etiği açısından. Eğer bir kişi evinde kendi odasında kamuya açık olmayan bir yerde esrar içiyorsa onun gizlice resmini çekip yayınlamak ahlaklı bir davranış sayılmaz. Ama kamuya açık bir alanda....
Ama adamın dükkanına da giriyor Uğur Dündar.
Kamuya açık bir alan.
Hocanın evine de girdi.
Hangi hocanın?
Üfürükçünün.
Üfürükçü hocanın evi üfürük yaptığına göre kamusal bir alan değil midir? Dolayısıyla üniversite anfisi de kamuya açık bir alan olduğu için o fotoğrafı çekip yayınlayabilirsiniz.
O fotoğrafta erkek öğrencinin yüzünün kapalı kız öğrencinin açık olmasının da bir tek nedeni var. Kız öğrenci polis tarafından yakalanmış, kimliği tespit edilmiş, kim olduğu biliniyor.
Erkeğin de biliniyor baş harfleri yazıyor adının.
Sadece varsayım daha henüz ortaya çıkmış birisi değil.
Size göre bir kızın bu şekilde lanse edilmesi normal mi?
Tersi olsaydı kızınki kapalı olurdu erkeğinki açık olurdu.
Mesela sizin de çocuklarınız var. Kızınız bir arkadaşının oyununa gelip o şekilde gazetelere çıksaydı?
Onun öyle olmamasını öğretmeye çalışıyorum. Bu hareketin etik olmadığını düşünmüyorum. Gazetecilik kuralları açısından etik ilkelere uyulmuş bir haber bu Hürriyet’te yayınlanan haber.
Yazarken nasıl bir araştırma yaparsınız?
Okuduğum kitaplardan ve çevremde gözlediğim insanlardan yola çıkarak.
Çok gezen bir insan mısınız?
Çok gezerim.
Nişantaşında?
Heryerde, sadece Nişantaşında değil. Buralardaki lokantalara da giderim.
Buralardakileri yazmıyorsunuz ama.
Buralardakileri de yazdığım oluyor.
Türkiye’deki kadın profiline bakarak aralarında sizin ilginizi çeken kadın türü hangisi?
Ne anlamda ilgimi çeken?
Yazılarınıza örnek aldığınız kadınlar olarak.
Orta sınıf, şehirli, eğitimli orta yaş ve genç kadınlar. Nişantaşı kadını olarak diye tarif edilen kadınlardan çok fazla tanıdığım yok. Ben Nişantaşı’na gidince Paris’e gitmiş gibi oluyorum.
Bir dergi gurubu yöneticisi olarak yurtdışında örnek aldığınız dergiler var mı?
Yayınladığımız dergilerin bir bölümü lisanslı dergiler zaten, yurtdışındakilerin burada lisansıyla çıkarılan dergiler.
Siz hangilerini takip ediyorsunuz?
Resimli dergileri.
Yazılı olarak?
Özel ilgi alanıma girenleri. Times, Newsweek’i okumam ama Wine Spectator’ı okurum şarap konusuna ilgim var onu okurum gibi. Bütün gezi dergilerini okurum çünkü gezmeye meraklıyım.
Şimdi cep telefonu reklamlarında görüyoruz, patronları yurtdışını takip ediyorlar şu çıkmış bu çıkmış şunu da getirtelim falan diye...
Biz de takip ediyoruz tabii dünyada neler olup bittiğini.
Nereden takip ediyorsunuz?
Gidip bayilerden dergilere bakarak.
D&R’a girip ben Mehmet Yılmaz’ım deyip bedava almıyor musunuz yani?
Hayır. Parasını verir alırım. Buraya da getittirebilirim. Kendi merakıma yönelik dergileri de kendim satın alırım.
Aydın Doğan da bayağı bir yol katetti.
Evet başarılı bir işadamı.
Sizin idolünüz mü?
Aydın bey mi?
Aydın bey mi diyorsunuz?
Aydın bey diyorum, Aydın Abi diyecek halim yok.
Aranızda Aydın falan demiyorsunuz?
Niye Aydın diyeyim, benden kocaman benden büyük bir insan benim babam olabilecek yaşta bir insan. Niye ona Aydın diyeyim.
Sizin 49 yaşında olduğunuzu unutmuşum.
Aydın Bey benim idolüm olmaz çünkü o başka bir hayat çizgisinin tercihini yapmış, işadamı olmuş. Ben gazeteci oldum. Dolayısıyla ben başka bir hayat çizgisindeyim o başka bir hayat çizgisinde.
Siz gazetecilik kimliğinizi bırakmayı düşünmüyor musunuz?
Bırakmayı düşünmüyorum.
Ben de gazete kurayım, patron olayım demiyor musunuz?
Yok patron olmak istemiyorum. Genel Yayın Müdürü olmak daha iyidir. Aydın Bey’e de sorsak o da Genel Yayın Müdürü olmak ister.
Memnun değil diyorsunuz bu kadar büyük bir imparatorluğun başında olmaktan.
Bu kadar büyük bir imparatorluğun da o kadar büyük sorunları olur.
Evli mi?
Evet.
Mesela çok zengin bir toprak ağası gelse, ben parasını vereceğim sen gazete kur başına geç otur dese?
Niye bunu istiyorsun diye sorarım.
E para kazanacak, görmüş ki hergün gazeteler satılıyor, adam tarla yerine gazete alıyor.
İşte sadece gazetecilik yaparak mı para kazanacak yoksa gazete çıkardığı için başka işler mi çevirecek diye sorarım.
Hemen üstüne atlamazsınız para kazanacağım diye.
Hayır. Yeteri kadar kazandım çünkü. Daha fazla kazanma amacım yok. Hayatımdan memnunum, yeteri kadar kazandım.
Korktuğunuz birisi var mı medyada? Ya da politikada, veya hayatta?
Yok korktuğum hiçkimse yok.
Diyelim buralarda gezerken Recep Tayyip Erdoğan’ın kızını biriyle öpüşürken gördünüz, fotoğrafını cep telefonuyla çektiniz onu haber yaparmıydınız?
Yapmam. Fotoğrafını da çekmem. Bir genç kız başbakanın kızı da olsa benim kızım da olsa, hiç tanımadığımız Ahmet Bey’in kızı da olsa sevgilisyle bir parkta öpüşme hakkına sahiptir.
Biraz önce kampüsteki kıza ne oldu peki?
Ama biri kampüste esrar içiyor yapılması yasalar tarafından suç olan birşey. Sokakta öpüşmek suç değildir.
Ama Başbakan’ın kızı.
Farketmez kimin kızı olursa olsun.
Peki esrar çekiyordu diyelim.
O zaman fotoğrafını çekerim.
Ve yayınlarsınız.
Evet. Ama öyle birşey olmayacak.
Neden?
Zannetmiyorum.
Kimden ne çıkacağı belli olmaz.
Belli olmaz tabii büyük konuşmamak gerekir. Allah Korusun.
Demek sizin düşmanınız, hasmınız yok.
Bence yok. Ben kimseye düşmanlık yapmadığım için kimsenin de bana düşmanlık yapacağını zannetmiyorum.
Kıskançlık olabilir belki.
Mesleki kıskançlık olabilir her meslekte olur.
Siz çok çabuk bir yükseliş kaydettiniz, yerinde sayan sizden yaşça büyük kişiler sizi kıskandığını düşünüyorsunuzdur.
Ben düşünmüyorum.
Medyada kıskançlık yok mu Allahaşkınıza?
Elbette vardır ama hayatını kıskançlıklar üzerine kuran insanlar tanımadım hiç.
Kıskanıp da kocakarı gibi kıskanmıyordur da, içten içe, ben niye olamıyorum diye.
Olabilir.
Peki sizin bu mevkilere gelmenizde başarılı bir gazeteci olmanızın yanısıra iyi insanlarla diyalogda olmanızın da katkısı olduğunu düşünüyor musunuz? Mesela Aydın Doğan.
Burada Posta gazetesinde çalışmaya başlayana kadar Aydın Bey’i tanımıyordum.
Nasıl oldu tanışmanız? Sizi takip mi ediyormuş?
Herhalde.
Sizi beğeniyormuş yani.
Sormadım.
Sizi kendisi mi çağırdı?
Hayır ben Mehmet Ali Yalçındağ’la konuştum önce. Onun bir gazete çıkarma projesi vardı benim de bir gazete çıkarma fikrim vardı. Bir arkadaşım bizi buluşturdu ikimizi de tanıyan. Konuştuk anlaştık.
Medyada size göre en başarılı kimler? İsim verebilir misiniz?
Gazetelerin başındaki Genel yayın Müdürlerinin hepsinin başarılı olduğunu varsayabiliriz.
Ufak tefek yazarlardan?
Yani özel olarak şu çok başarılıdır diyebileceğim birşey yok. Herkesin zekası birbirine yakın herkes başarılı.
Perihan Mağden’in bir farkı yokmuydu sizce?
Bir fark görmüş olmalıyım ki yazar yaptım zaten.
Ece’yle kıyaslarsak.
Kıyaslayamayız. İki ayrı tip yazar.
Zaten Perihan Mağden’in tarzında yazan erkek de yok. Di mi onu farklı bir yere koymak lazım.
Evet.
Şu an ne yapıyor biliyor musunuz?
Hiç bilmiyorum.
Tatil yapıyordur. Filmi izlediniz mi?(2 genç kız)
İzlemedim.
Merak etmiyormusunuz?
Hayır.
Türk basınının şu anki durumuna bakarsak en çok Posta satıyor hala. Satan nedir bu gazeteyi?
Posta en çok satan gazete olduğuna göre Posta’nın özelliği nedir? Posta olup biten herşeyden okuyucusunu haberdar eder. Ama bunu yaparken okuyucusunu sıkmaz. Eğlendirir.
Cilalar haberi.
Cilalar değil eğlendirir, renklendirir. Haberi bozmaz ama renklendireceğim diye. Haber neyse odur. Haberdir. Önemli olan onun nasıl bir ambalaj içinde sunulduğu.
Hıncal Uluç’u tanıyor musunuz?
Tanırım beraber bekar evinde bile oturduk.
Bekar evinde mi? Ama o sizden çok yaşlı.
Yeni karısından boşanmıştı.
Öyle bekar evi yani, gençliğinizde falan değil.
Yani ben gençtim, o o kadar genç değildi.
Hıncal Uluç’un da bir çizgisi var bazı hallerde itici gelen ama çok tutuluyor. Neden?
İşte bu iki söz birbiriyle çelişiyor. Çok okunuyor ve çok tutuluyorsa insanlara itici gelmiyordur.
Gıcık ama çekici.
Olmaz öyle birşey olmaz. Okuyucu bir yazarı okuyorsa onu beğeniyordur. Fikirlerine karşı çıksa bile onu ifade ediş tarzını beğeniyordur. Ve okumaya devam ediyordur.
Siz beğeniyor musunuz?
Ben beğeniyorum.
Haşmet Babaoğlu peki?
Haşmet de iyi bir yazar. Yazdığını okutturan bir insan.
Hani biraz önce demiştik ya yazmasalar da olur diye, yani Huncal Uluç’la o yazmasa?
Bugün hangimiz yazmasak olur. Ben de dahil olmak üzere.
Sizle Hıncal Uluç bir değil ki ama. Birisi diyor ki Hıncal Uluç şöyle demiş benim hakkımda diyor olay oluyor mesela. Siz birisi hakkında mesela Ertuğrul Özkök hakkında bir yazı yazsanız olay olur mu?
Olmaz çünkü ben öyle yazmam.
Tutun ki sinirlendiniz. Saydırdı size...
Sinirlenmem ki hiç kimseye. Sinirlerimi aldırdım.
Diyelim ki damarınız tuttu.
Tutmaz. Kişilik meselesi.
Olay yaratacak bir haber yazmaz mısınız?
Olay yaratabilir yazdıklarım, ama olay yaratayım diye yazmam.
Hıncal Uluç olay yaratayım diye mi yazıyor?
Zannetmiyorum. Üslup meselesi. Beğenmeyen okumaz.
Bekar evinde olduğunuz dönemde nerede yazıyordu?
Erkekçe’de. O Genel Yayın Yönetmeni’ydi ben de onun yardımcısıydım.
Öyle bir dergi bu bünyede şu an yok değil mi?
O tür dergilerin dönemi geçti zaten.
O zaman ihtiyaç vardı da şimdiki erkeklerin erkek dergisine ihtiyacı yok mu?
Bir dergiyi yayınlamak için sadece okuyucu ihtiyacına bakılmaz. Okuyucu kadar o dergiyi besleyecek reklam var mı? O dergiyi ayakta tutacak kadar okuyucu var mı? Başka rakip mecralar o dergiye ihtiyacı ortadan kaldırdı mı kaldırmadı mı ona da bakılır.
Çıplak kadın fotoğrafı her zaman için satan birşey.
Mesele sadece çıplak kadınsa internette alası var. Kimse para vermez.
Ama interneti alıp tuvalete giremezsiniz.
Giren de vardır mutlaka.
Politik olarak görüşünüz nedir?
Ben sosyalistim. Marksist.
Hangi okul?
Siyasal Bilgiler İktisat,Maliye. Ama öğrenciyken de gazeteciydim.
Sosyalist birinin medyada olması bir şans belki.
Bilemiyorum.
Gazetenize de bu görüşünüzü yansıtıyor musunuz?
Yansır tabii. Bir gazete Genel Yayın Müdür’ünün ihtirasının ürünüdür.
yeniHarman için MHP’nin eski bakanlarından Agah Oktay Güner’le bir röportaj yapmıştım. Deniz Baykal’ın sınıf arkadaşıymış kendisi. “Deniz Bey çok vatanperver bir politika uyguluyor ama bu stratejiler dış güçlerin işine gelmediği için dış güçlerin kontrolünde olan medya durmadan onun aleyhine konuşuyor” demişti. Siz ne düşünüyorsunuz solun başarısızlığında medyanın suçu da var mı?
Medya’nın ne suçu var burada? Medya Tayyip Erdoğan’ı seviyor muydu da kazandı seçimi Tayyip Erdoğan? Geçmişinde bir başarı vardı. Deniz Baykal’ın geçmişinde bir başarı var mı? Ben Enerji Bakanı olduğunda Türkiye’de benzin sıkıntıları olduğunu hatırlıyorum mesela.
Siz de onu desteklemiyorsunuz o zaman.
Desteklemiyorum.
Sizin bir sosyalist olarak idealinizde nasıl bir lider var? İsim verebilir misiniz?
Mevcut siyasetçilerin hiçbirisi değil.
Siz politikaya girmeyi düşünüyor musunuz?
Ben politikaya girmeyi düşünmüyorum. Halimden, hayatımdan memnunum. Sosyalizmin iflas ettiğine ilişkin inançlara katılmıyorum. Dünyada Sosyalizm örnekleri olarak eski Sovyet bloğu, bugünkü Küba, eski Çin sayılıyorsa onların da Sosyalist ekonomileri olduğunu düşünmüyorum. Onlar başka tür devlet Kapitalizminin uygulandığı rjimlerdi ve çöktü. Çöken şey Sosyalizm değildir, tam tersine Sosyalizmle Kapitalizm bir sentez oldu. Özellikle gelişmiş Kapitalist ülkelerde, insan haklarının, sosyal hakların gelişmesi Sosyalizmle girdiği sentezin sonucu ortaya çıkan şeylerdir. Bu Türkiye’de de olacak niye olmasın?
Şu anda Türkiye’nin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Herkes kredi kartı kullanıyor, savaş yok birşey yok rahat mıyız durum nasıl?
Bundan 10 sene 20 sene öncesine göre daha iyi durumda Türkiye. Türkiye ekonomisi de Türk insanının yaşam standartı da.
O iyi ama dışardan bakılınca, AB penceresinden farklı görünmüyor muyuz? Türk deyince akıllarına develere binen fesli adam gelmiyor mu artık?
İnsanlarda algılar, imajlar kolay değişmez.
Siz yurtdışına gittiğinizde mesela...
Beni genellikle İspanyol zannediyorlar.
...Türkiye’yi temsil ediyormusunuz Türkiye güzeli gibi?
Hayır bir Türkiye güzeli temsil etmiyorum çünkü bir Türkiye güzeli değilim. Türkiye çirkini bile sayılabilirim. Ben neysem oyum. Benimle tanışan yabancılar Türkiye hakkında benim üzerimden bilgi sahibi olurlar Türkiye’yi tanımıyorlarsa. Ondan da memnunlar mıdır bilemiyorum, kafama şişe vurmadıklarına göre memnunlar herhalde.
Türkiye’yi tanıtmıyor musunuz?
N’apiyim mesela gelin Pamukkale’de yatın mı diyeyim? Özel bir çabam olmuyor. Ama yurtdışında tanıdığım insanları Türkiye’ye davet ediyorum, bazıları geliyor ve geldikleri zaman Türkiye hakkında daha doğru bilgi sahibi oluyorlar.
Yani vatanseversiniz ama çok da ilgilenmiyorsunuz Türkiye’nin tanıtımıyla?
Benim işim değil Türkiye’nin tanıtımını yürütme işi.
Akşam - Yeni Harman
14.06.2005
