1- Eser sahipleri yayımlanmamış ve ödül almamış 2'şer öykü ile katılacaklardır.Konu serbesttir.
2- Öyküler iki aralıklı olarak (bilgisayarda yazılmış) en az 2 en çok 10 sayfa olacaktır.
3- Öykülerin yazılı olduğu dosyanın sağ üst köşesine büyük harflerle rumuz yazılacaktır. Kesinlikle gerçek ad ve soyadı belirtilmeyecektir.
4- Katılımcılar öykülerini 5 kopya olarak gönderecekler ve gönderinin içine ayrı bir dosyada kısa özyaşamı, adresi ve telefon bilgilerini belirteceklerdir. Aksi durumda öyküler değerlendirmeye alınmayacaktır
5- Değerlendirme 1., 2., 3. şeklinde olacak, ilk 10'a giren öyküler kitap olarak yayımlanacaktır. Dereceye giren katılımcılar plaket ve kitap seti ile ödüllendirileceklerdir.
6- 30.11.2009 son katılım tarihidir. Gecikmelerden ve kaybolmalardan düzenleyen kurum sorumlu değildir. Öykü yarışması sonuçları 20.03.2010 tarihinde basın yolu ile açıklanacak ve Ümit Kaftancıoğlu'nun öldürülüşünün 30. yılı olan 11 Nisan 2010 günü yapılacak anma töreni ile ödüller sahiplerine verilecektir.
Seçici Kurul: Adnan Özyalçıner, Öner Yağcı, Mehmet Güler, Zeynep Aliye, Mustafa Sancar, Dr. Canan Kaftancıoğlu, Öztürk Tatar,
Oğuz Tansel Halkbilimi Ödülü’ne başvurular başladı...
1940 kuşağının lirik ve özgün sesi Oğuz Tansel’i anılarda yaşatmak, kişiliğini, düşüncelerini ve yapıtlarını gelecek kuşaklara aktarmak, genç kuşakların dil duyarlılığını artırmak, yazınsal becerilerini değerlendirmek amacıyla verilen Oğuz Tansel Halkbilimi Ödülü’ne başvurular başladı. Ödül, Folklor/Edebiyat Dergisi, Troya Folklor Araştırmaları Derneği ve Ankara Aydınlığı Girişimi’nin çabalarıyla gerçekleştiriliyor.
Oğuz Tansel, halkbilimi çalışmalarına masal derlemeleriyle 1930’larda başlamıştı. “Al’lı ile Fırfırı” adlı masal kitabıyla 1977’de Türk Dil Kurumu Çocuk Yazını Ödülü’nü kazanan Oğuz Tansel’in Altı Kardeşler, Yedi Devler, Üç Kızlar, Mavi Gelin, Çobanla Bey Kızı, Konuşan Balıkla Yalnız Kız adlı masal kitapları ve Bektaşi Dedikleri (Metin Eloğlu’yla birlikte) adlı şiirleştirilmiş Bektaşi fıkraları ve halkbilimi konulu makaleleri vardır.
Ödüle katılım koşulları:
1- Ödül bu yıl Halkbilim alanında bir yapıta verilecektir. 2- Ödüle aday yapıtın 01.01.2008 - 31.12.2009 tarihleri arasında yayımlanmış kitap ya da kitap oylumunda dosya olması gerekmektedir. 3- Ödüle son başvuru tarihi 15.03.2010’dur. (Postadaki olası gecikmeden düzenleme kurulu sorumlu değildir.) 4- Ödül, düzenleme kurulu ve seçici kurul üyeleri dışında tüm katılımcılara açıktır. 5- Ödül tek yapıta verilecektir. 6- Yapıt daha önce yayımlanmış ise 8 adet gönderilmelidir. Daha önce yayımlanmamış yapıtlar, A4 boyutunda kağıda,12 punto ve 1,5 satır aralığıyla bilgisayarda yazılmış 8 ayrı dosya biçiminde düzenlenmiş olarak posta ile gönderilecektir. 7- Katılımcı, kısa özgeçmiş, iletişim bilgileri ve bir adet fotoğrafının bulunduğu ayrı bir zarfı yapıtıyla birlikte ulaştıracaktır. 8- Ödül tutarı 2.000 TL olarak belirlenmiştir. 9- Ödüle tek yapıtla başvurulmalıdır. 10- Ödüle katılmak için gönderilen eserler iade edilmeyecektir 11- Ödül töreni Mayıs 2010’da yapılacaktır. Törenin kesin tarihi ileride bildirilecektir. 12- Seçici kurul Prof. Dr. Ali Rıza Balaman, Prof. Dr. İlhan Başgöz, Prof. Dr. Cevat Geray, İlhan Gülek, Doç. Dr. Muhtar Kutlu, Doçent Dr. Nüket Tör ve Metin Turan’dan oluşmaktadır. 13- Başvurular şu adrese yapılacaktır: OĞUZ TANSEL HALKBİLİM ÖDÜL KURULU, Folklor/Edebiyat Dergisi, Konur Sokak 36/13, Kızılay, 06650 Ankara
2007 Tudem Edebiyat Ödülleri, 26. Tüyap Kitap Fuarı’nın açılış gününde düzenlenen bir ödül töreniyle sahiplerini buldu. Sunuculuğunu, çocuk edebiyatının önde gelen kalemlerinden Mavisel Yener’in üstlendiği törende, ödül alan eserler ve sahipleriyle ilgili görsel bir sunum da gerçekleştirildi.
“Hem yazın hem boyayın. Kitap yapın!” sloganıyla, çocuk kitaplarında görselliği ön plana çıkaran yarışmanın seçici kurulunda, çocuk edebiyatının usta isimleri yer aldı. Behiç Ak, Prof. Dr. Nazan Erkmen, Can Göknil, Aysel Gürmen ve Betül Sayın’dan oluşan kurul, birincilik ödülüne “Noktacık” adlı eseri layık gördü. Eseri yazan Seza Kutlar Aksoy, resimleyense Saadet Ceylan.
İkincilik ödülünü alan “İskarpin Amca” adlı eser, Elif Şimşek tarafından yazılmış ve Gözde Kayabeyoğlu tarafından hazırlanmış. Üçüncülük ödülüne layık görülen “Karıncanın Kardeşi” ise Ş. Sedat Girgin’in resimlediği ve Suna Dölek’in yazdığı bir eser.
Yarışmada mansiyon ödülünü kazanan isim Ferit Avcı oldu. Avcı, “Benim Minik Kırmızı Balığım” adlı rengarenk eserin hem yazarı hem de çizeri.
2008 Tudem Edebiyat Ödülleri’nin gülmece-öykü dalında gerçekleşeceğini duyuran Tudem, son katılım tarihi Temmuz 2008 olarak belirtilen yarışmaya yine yoğun ilgi beklendiğini açıkladı.
<****** language=**********>
******** resizeMyView()
{
var width = $('htmMsg').scrollWidth;
var height = $('htmMsg').scrollHeight;
parent.myFrameSize(width+10,height+40);
}
******>
Türk şiirinin önemli isimlerinden biri olan Ceyhun Atuf Kansu adına 1986’dan bu yana verilen Şiir Ödülü’nün bu yılki sahibi Cengiz Bektaş oldu.
7 Mart 2007 Çarşamba
YASEMİN BAY
Adnan Binyazar, Abdülkadir Budak, Müslim Çelik, Refik Durbaş, Şükrü Erbaş, Bahar Gökler ve Emin Özdemir’den oluşan Seçici Kurul, 58 yapıtı değerlendirdi; Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü’nün “Dün Bugün” adlı kitabıyla Cengiz Bektaş’a verilmesi oyçokluğuyla kararlaştırıldı.
'Çok mutlu oldum’
Aynı zamanda mimar olan Bektaş, Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü’nün duygusal bir önemi de olduğunu belirterek, “Bilge ozan Ceyhun Atuf ile çok yakın bir dostluğumuz vardı. TRT Şiir Yarışması’na beni zorlayarak 'Mor’ adlı şiirimi göndermemi sağlamıştı. Sanki o bana bir oy yolladı gibi geldi. Onun için çok mutlu oldum” dedi.
Bektaş, Mayıs 2006’da Evrensel Basım Yayın tarafından yayımlanan “Dün Bugün” kitabında “Anadolu’nun geçmişiyle bugününü bir arada yaşamak, geleceğe umutla bakmak ve her zaman umudu yeşertmek” temalarının ağır bastığını vurguladı.
Bektaş’a ödülü 17 Mart’ta saat 15.00’te Ankara’da Türk - İş Konferans Salonu’nda düzenlenecek bir törenle verilecek. Törende şair Müslim Çelik, “Ceyhun Mavisi” adlı bir şiir dinletisi gerçekleştirecek. Ardından Dil Derneği Başkanı Sevgi Özel’in yöneteceği, Adnan Binyazar, Refik Durbaş, Şükrü Erbaş ve Emin Özdemir’in konuşmacı olarak katılacakları “Ceyhun Atuf Kansu Şiir Odağında Günümüz Türk Şiiri” başlıklı bir açık oturum düzenlenecek.
21 yılın ödül alan 21 şairi
Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü’nü, ilk olarak, Sivas katliamında yitirdiğimiz Behçet Aysan “Eylül’’ adlı yapıtıyla kazandı.
Bugüne dek çalışmaları Kansu Ödülü’ne değer görülen şairler sırasıyla şunlar: Behçet Aysan, Şükrü Erbaş, Emirhan Oğuz, Müslim Çelik, Salih Bolat, Ahmet Ada, Hüseyin Yurttaş, Hidayet Karakuş, Abdülkadir Budak, Ali Cengizkan, Gültekin Emre, Oya Uysal, Ahmet Uysal, Hicri İzgören, Hüseyin Peker, Arif Berberoğlu, Ahmet Özer, Turgay Fişekçi, Aydın Hatipoğlu, Hüseyin Atabaş, Çiğdem Sezer.
Attilâ İlhan Şiir Yarışması: İlk üçte altı isim var
İzmir Karşıyaka Belediyesi’nin düzenlediği, Homeros Ödülleri 2007 / Attilâ İlhan Şiir Yarışması sonuçlandı.
15 Mart 2007 Perşembe
İsmail Mert Başat, Veysel Çolak, Baki Ayhan T., Mehmet Mümtaz Tuzcu ve Nuri Demirci’den oluşan seçici kurul, her üç sıralamada da iki şairi ödüle değer buldu. Birincilik ödülü Ersun Çıplak ve İlker İşgören, ikincilik ödülü Işıl Özbek ve Cengiz Şenol, üçüncülük ödülü ise Ersan Erçelik ve Özkan Satılmış arasında paylaştırıldı. Ödül töreni, 21 Mart Çarşamba günü saat 20.00’de Ziya Gökalp Kültür Merkezi’nde...
Behçet Necatigil Şiir Ödülü Hüseyin Peker’in
1979 yılında yitirdiğimiz şair Behçet Necatigil’in anısına ailesi tarafından konulan Necatigil Şiir Ödülü, bu yıl “Tek Vuruş” adlı kitabı için Hüseyin Peker’e verildi.
11 Nisan 2007 Çarşamba
Doğan Hızlan başkanlığında toplanan, Füsun Akatlı, Cevat Çapan, Mehmet H. Doğan, Haydar Ergülen, Mehmet Taner ve Tahsin Yücel’den oluşan seçiciler kurulu, Hüseyin Peker’i hayatın gündelik ayrıntılarını şiirleştirmede gösterdiği ısrar ve başarı dolayısıyla ödüle değer buldu. Ödül töreni 18 Nisan Çarşamba günü saat 18.30’da Taksim Park Mühendishane’de yapılacak.
Şairlerin yürek çarpıntısı üzerine
Necatigil Şiir Ödülü’nü alan Hüseyin Peker, “Şairlerin çarpıntısı fazladır. Kalbimizden, duymaktan, acı çekmekten vazgeçmek, yazmaktan vazgeçmek demektir” diyor
19 Nisan 2007 Perşembe
Miraç Zeynep Özkartal
1979’dan beri verilen Necatigil Şiir Ödülü’nün bu yılki sahibi Hüseyin Peker oldu. Ödülü Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan “Tek Vuruş” adlı kitabıyla alan Peker, İzmir’de yaşıyor. 1946 doğumlu şair, 19 yaşında başlar şiirlerini yayımlatmaya. Ancak araya bankacılık girer, bir süre ara verir. Emekli olunca geri döndüğü edebiyat yaşamına iki roman, dört şiir kitabı sığdırır. “Tek Vuruş” şiirini, Nişantaşı’nda 'tek vuruş’ adını verdikleri, 'az ile yetinmeyi’ savunan bir felsefe doğrultusunda yaşayan gençleri anlatan haberden esinlenerek yazar. Ödül töreni için İstanbul’a gelen Hüseyin Peker ile “Tek Vuruş”u ve şiirini konuştuk. Öncelikle şiirin ülkemizde çok okunan bir edebiyat türü olmadığına dikkat çekiyor Peker: “Şiir, dinlenmiş bir beyin, ona alışmış bir okur ister. Yaşadığı ekonomik yorgunluk sürecinde halk bu eğitimi sağlayamıyor ve şiiri anlamıyor. Bana daha düz yaz diyorlar, ama ben şair olarak dolaylı anlatmak ve bu şekilde çağrışım patlamaları yaratmak zorundayım.” “Tek Vuruş” şairin ödüllendirilen dördüncü şiir kitabı. Ya ödüle ismini veren Behçet Necatigil? Tanışmışlar mı bu büyük ustayla? “Çok istedim ama tanışamadık. Şiirlerini çok sevdiğim, yüzde yüz benzemesem de yaşama biçimi olarak çok yaklaştığım, yakın durduğum bir şair. Onun adını taşıyan ödülü aldığım için sonsuz mutluyum.” Hüseyin Peker, ödülün kendisine verilme gerekçesinde yer alan “Hayatın gündelik ayrıntılarını şiirleştirmede gösterdiği ısrar ve başarı” ifadesindeki “gündelik hayat” sözüne itiraz ediyor: “Ben şiirimi sadece gündelik hayat kavramının içine sığdırmak istemiyorum. Biraz daha düşünce adamı olduğumu düşünüyorum. Benim şiirimin ana planı düşünce.” Peker’in şiiri, İkinci Yeni akımından izler taşıyor. O da bunu onaylıyor: “Kesinlikle İkinci Yeni’nin devamı olmak isteyen bir şairim. İkinci Yeni ölmedi, öldürmeyelim diye savaş veriyorum. Ahmet Oktay’ın şiirine çok yakın buluyorum kendimi. İlhan Berk çok şiir kokuyor, hani süt şişesini açarsın süt kokar, onun gibi. Ben Ahmet Oktay gibi düşünce kokmak istiyorum.” Hüseyin Peker’in şiirlerinden birinin ismi “Şairler çok yaşamıyor”. Diyor ki, “Şairlerin çarpıntısı fazladır. Kalbimizden, duymaktan, acı çekmekten vazgeçmek, yazmaktan vazgeçmek demek. Zaten birkaç gündür bu ödül haberiyle mutluluktan hiç yazamaz oldum.” Ödülü aldığının açıklanmasından sonra başlayan, “Tek Vuruş”un ödül şartnamesine uygunluğuyla ilgili tartışma için ise “Beni çekemeyenlerin uydurması” diyor Peker.
Tek Vuruş (...) Sırtına kanat çizdiren biriydim ayrılık korkularında Öyle ya, çabuk koşturan sofra servisinde Tek vuruşla indirmişken tuz, biber, yağ ve şarap yerinde mi diye sorduk (...) Başladı bende iç kanama Eldivensiz yönet kolumdaki dövmeye; çizgileri Gül renginde bir kumsalda tek vuruş Balık posterlerine banzedik şimdi (...)
Duygu Asena Ödülü Çalışlar’a verildi
PEN Türkiye Merkezi’nin, Duygu Asena’nın anısına düzenlediği “Duygu Asena Ödülü” “Latife Hanım” adlı biyografisi nedeniyle gazeteci yazar İpek Çalışlar’a verildi.
17 Nisan 2007 Salı
Ödül jürisi, İnci Asena, Prof. Nazan Aksoy, Emel Armutçu, Prof. Fatmagül Berktay, Serpil Gülgûn, Prof. Oya Köymen, Orhan Pamuk, Prof. Şirin Tekeli ve Vecdi Sayar’dan oluştu. Çalışlar’a ödülü 19 Nisan’da Duygu Asena Doğum Günü toplantısında verilecek.
Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü Çıplak’a
Mayıs Yayınları’nca düzenlenen Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü’nün 12.si, Ersun Çıplak’ın “Turgut Uyar’ı 'Kan Uyku’dan Uyandırma Denemesi” adlı incelemesine verildi.
21 Nisan 2007 Cumartesi
Ödüle katılanlar arasından yayımlanmaya değer görülen incelemeler de hazırlanacak kitapta yer alacak. İlk Kitap Özel Ödülü’nün sahibi ise “Her Kitabın El Kitabı” ile Gökçenur Ç. ve yayımcısı Yitik Ülke Yayınları oldu.
Sait Faik Hikâye Armağanı Fındıklı’nın
Darüşşafaka Cemiyeti ve Yapı Kredi Yayınları tarafından düzenlenen 43. Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, “İmbatta Karanfil Kokusu” adlı kitabıyla Selma Fındıklı kazandı.
6 Mayıs 2007 Pazar
Doğan Hızlan başkanlığında Hilmi Yavuz, Füsun Akatlı, Nursel Duruel, Kayhan Özel, Jale Parla ve Murat Gülsoy’dan oluşan jüri, dün toplanarak oybirliğiyle ödülün Selma Fındıklı’ya verilmesini kararlaştırdı. Fındıklı, ödülünü Sait Faik’in ölüm yıldönümü olan 11 Mayıs Cuma günü saat 19.00’da Rahmi Koç Müzesi’nde yapılacak olan törende alacak.
“Bu ödülü almayı hayal bile etmedim”
Selma Fındıklı, “İmbatta Karanfil Kokusu” adlı kitabıyla kazandığı ödülü, önceki akşam törenle aldı
13 Mayıs 2007 Pazar
MİRAÇ ZEYNEP ÖZKARTAL
Darüşşafaka Cemiyeti ve Yapı Kredi Yayıncılık tarafından düzenlenen 43. Sait Faik Öykü Ödülü, cuma akşamı Rahmi Koç Müzesi’nde yapılan törenle Selma Fındıklı’ya verildi. Fındıklı, “İmbatta Karanfil Kokusu” adlı kitabıyla kazandığı ödülünü Darüşşafaka Cemiyeti Başkan Vekili Talha Çamaş’ın elinden aldı. Yazar, teşekkür konuşmasında 1983’te radyo oyunları yazarak edebiyat hayatına atıldığını belirterek, “Böyle bir ödülü almayı hayal dahi etmedim, Sait Faik Ödülleri halkasına eklenebildiğim için çok mutluyum” dedi. TRT Ankara Radyosu’nda dramaturg olarak görev yapan Fındıklı, “Loş Sokağın Kadınları” adlı kitabıyla 1996 Haldun Taner Ödülü’nü, “Ankara İstasyonu” kitabıyla da 1998 İş Bankası Büyük Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştı. Jüri Başkanı Doğan Hızlan, jürinin ödülü Fındıklı’ya verme gerekçesini yazarın '1863-1930 yılları arasındaki döneme özgü dili özenle işlemesi ve kahramanları başarısıyla canlandırması’ olarak açıkladı. Hızlan, Sait Faik için ise şunları söyledi: “Yazarları kentlere göre sınıflandırırım. Sait Faiksiz ne İstanbul oluyor ne de Adalar. Bir edebiyatçı yarattığı kahramanlar sayesinde ölümsüzleşir. Sait Faik’in insanları değişmiş olsa da onların izdüşümleri duruyor.” Yapı Kredi Yayıncılık Genel Yayın Yönetmeni Raşit Çavaş ise törende iki yeni kitabın müjdesini verdi. Çavaş, kitaplardan birinin Sait Faik’in bugüne dek gün ışığına çıkmamış metinlerinin derlemesi, diğerinin ise Nursel Duruel’in hazırlayacağı, Sait Faik Öykü Ödüllü Yazarlar Antolojisi olacağını açıkladı.
Orhan Kemal Roman Armağanı Hıfzı Topuz’un
36. Orhan Kemal Roman Armağanı’na,Hıfzı Topuz’un “Başın Öne Eğilmesin” adlı romanı değer görüldü.
16 Mayıs 2007 Çarşamba
Roman, Tahsin Yücel, Osman Şahin, Semih Gümüş, İnci Aral, Adnan Binyazar, Refik Durbaş ve A.Kemali Ögütçü’den oluşan seçiciler kurulu tarafından 44 eser arasından seçildi. Kurul, oybirliğiyle aldığı kararın gerekçesi olarak Hıfzı Topuz’un çağdaş Türk edebiyatının unutulmaz değerlerinden Sabahattin Ali’nin yaşamındaki gerçeklere nesnel ve duyarlı yaklaşımını, romanındaki akıcı anlatımı ve toplumsal sorunlar karşısındaki tavrını gösterdi.
'Orhan Kemal Roman Armağanı' Hıfzı Topuz'un
''Orhan Kemal Roman Armağanı'' ödülüne değer görülen "Başın Öne Eğilesin" romanının yazarı Hıfzı Topuz, ödülünü aldı.
1 Haziran 2007 Cuma
Orhan Kemal Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen Orhan Kemal’i anma töreninde, "Başın Öne Eğilmesin" adlı romanı ile Sabahattin Ali’nin yaşamındaki gerçekleri nesnel ve duyarlı yaklaşımı ile belgesel roman şeklinde akıcı bir üslupla anlatan Yazar Hıfzı Topuz’a ödülünü Orhan Kemal’in oğlu Işık Öğütçü verdi.
Ödülünü, Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali ile almaya çıkan Hıfzı Topuz, kendisinden habersiz olarak aday gösterildiğini belirterek, Orhan Kemal ile Akşam gazetesinde yazı işleri müdür yardımcısı olduğu dönemde beraber çalıştığını söyledi.
Orhan Kemal’in Bursa’da cezaevi günlerinde Nazım Hikmet ile tanışıp, dersler alarak yazarlığa başladığını anlatan Topuz, Paris’te kaldığı günlerde Kemal’in kendisine yazdığı mektupları okudu.
Hıfzı Topuz, "Orhan’ı, Sabahattin Ali’yi, Rıfat’ı saygıyla anıyorum. Ve siz gençler, Orhan Kemal gibi saygın insanları sevdiğiniz için beni çok mutlu ediyorsunuz" dedi.
Törende daha sonra Yazar İnci Aral, "Edebiyatımızda Orhan Kemal" başlıklı bir konuşma yaptı.
Aral, Orhan Kemal’in ölümünden sonra hem dünyada hem de Türkiye’de toplumsal ve ekonomik olgular ile yaşama biçimlerinin değişime uğradığını, ancak bazı şeylerin de hiç değişmediğini söyledi.
"Ne yazık ki bugün onun temsil ettiği edebiyat anlayışı yok" diyen Aral, günümüz genç yazarlarının halktan uzak, birbirinin aynı "romansılar" yazdıklarını savunarak, "Halkımız edebiyatı, edebiyat da halkı kaybetmek üzere" dedi.
Prof. Türkel Minibaş da, Orhan Kemal’in romanında anlattığı çalışan gururlu kadın "Cemile" karakterinin günümüzde kaybolduğunu ifade ederek, "Günümüz edebiyatında Cemile artık öteki oldu. Günümüz Cemileleri ise artık marka giymek istiyor, sendikalı olmak istemiyor, standartlarının üstünde birileriyle evlenmek istiyor" diye konuştu.
Orhan Kemal’in yıllar önce bunları yazdığını anlatan Minibaş, Orhan Kemal romanlarında emek ile sermayenin bir arada yaşadığını dile getirdi.
Yavuz’a fahri doktora
Düşünür, şair ve yazar Hilmi Yavuz’a Türk edebiyatına katkıları ve 25 yıllık 'hocalığı’ nedeniyle yarın Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) tarafından törenle Fahri Doktora unvanı verilecek.
20 Mayıs 2007 Pazar
KÜLTÜR SANAT SERVİSİ
Yavuz’un üniversiteye, Türk zihniyetine ve eğitimine kattığı değerin bir göstergesi olarak, Fahri Doktora unvanını MSGSÜ Rektörü Prof. Dr. Rahmi Aksungur takdim edecek. Hilmi Yavuz, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin Güzel Sanatlar Akademisi olduğu dönemden başlayarak kurumda Uygarlık Tarihi, Sanat Sosyolojisi, Çağdaş Düşünce ve Sanat, İlkçağ ve Ortaçağ Kültür Tarihi dersleri verdi. Tören yarın saat 17.30’da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oditoryumu’nda düzenlenecek.
'Nobel ödülü ilgiyi artırdı’
Frankfurt Edebiyat Evi’nin verdiği büyük ödülü yazar ve çevirmen Sezer Duru kazandı. Duru, Pamuk’un Nobel almasından sonra Almanya’da Türk edebiyatına ilginin arttığını söylüyor
26 Mayıs 2007 Cumartesi
Miraç Zeynep Özkartal
Frankfurt Edebiyat Evi’nin 2004’ten bu yana her yıl yurt dışında Alman edebiyatı ve bilimine katkıda bulunan kişilere verdiği büyük ödülü, bu yıl yazar ve çevirmen Sezer Duru kazandı. 40 yılı aşkın bir süredir Almancadan Türkçeye yapıtlar çeviren, 25 yıl Alman televizyonlarına söyleşiler yapan Duru, 20 aday arasından seçildi. Duru’ya bu ödül Alman edebiyatının tanıtımında oynadığı rol nedeniyle verildi. Edebiyatçı bir aileden gelen Duru, kardeşleri Demir ve Tezer Özlü’den farklı bir kulvarda yer almak istediğinden başlar çeviriye. Avusturya Lisesi’nde okurken Almanca şiirleri ve metinleri Türkçeye çevirerek başladığı bu uğraşı, giderek tutkuya dönüşür. “Bu işe gönül verdim, yanımda çevirdiğim kitabım olmazsa boşlukta hissediyorum kendimi” diyecek kadar tutkun. Duru, Almanca’dan Türkçeye yaptığı çevirilerin yanı sıra bugüne kadar Orhan Duru, Demir Özlü, Ferit Edgü, Adalet Ağaoğlu ve Başar Sabuncu’nun yapıtlarını da Almancaya çevirmiş. Peki Almanya’nın Türk edebiyatıyla ilişkisi ne durumda? “Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü alması oradaki yayınevlerinde Türk edebiyatına karşı büyük bir ilgi doğurdu” diyor Duru ve ekliyor: “Bizden listeler istediler. 2008 Frankfurt Kitap Fuarı’nın konuk ülkesi seçilmemiz de bu ilgiyi arttırdı. 2008’e Türkçe’den epey çeviri yetişecek. Ama hâlâ Türkiye gerektiği gibi tanınan bir ülke değil.” Almanya’nın tanıtım amaçlı yaptığı çalışmalardan biri S. Fischer Vakfı’nın desteklediği “Adımlar” projesi. Duru, projenin Türkiye ayağını yönetiyor. “Adımlar”ın birincil amacı, Almanca yazılmış kitapların başka dillere çevrilmesi. Türkiye’de beş yıl süreyle uygulanacak proje sayesinde birçok önemli Almanca yapıt Türkçeye kazandırılacak. Duru’ya göre asıl amaç çeviri desteği: “Çeviri insanı geçindirecek kadar gelir sağlayan bir meslek değil. Halbuki çok önemli. Türkiye’de Almanca’dan çeviri yapan çok az kişi var. Bu projeyle artacağını umuyorum.” Bütün çevirileri Duru’nun bizzat denetleyeceği projede, hem çevirmenin ücretini hem kitabın telif hakkını vakıf ödüyor. Bu şekilde çevirmenin haklarının -pek az rastlanır bir biçimde- korunması amaçlanmış. Duru, 25 bin euro destekli ödülünü 22 Haziran’da Frankfurt’ta alacak.
Ruh kardeşi
Sezer Duru bugüne kadar Heinrich Böll’den Max Frisch’e, Hans Magnus Enzensberger’den Kurt Hofmann’a pek çok Alman yazarın kitaplarını dilimize kazandırdı. Ama bir yazar var ki, onda yeri ayrı: Thomas Bernhard. “Ruh kardeşim” dediği yazarın fotoğrafı, çeviri sırasında masasında duruyor. Aynı zamanda Rodos’ta bulunan Uluslararası Yazar ve Çevirmenler Birliği’nin ikinci başkanı olan Sezer Duru, Türk-Alman kültür alışverişine katkıda bulunduğu kadar, Türkiye ile Yunanistan arasındaki kültürel bağları güçlendirmekle de uğraşıyor.
Gila Kohen ödülü Gümüşlü’nün
Şalom gazetesinin genç yaşta yitirdiği kitap editörü Gila Kohen’in anısına düzenlediği IV. Gila Kohen Öykü Yarışması sonuçlandı.
9 Haziran 2007 Cumartesi
Türk yayın yaşamına yeni yetenekler kazandırmayı amaçlayan yarışmanın Seçici Kurulu, Feridun Andaç başkanlığında Liz Behmoaras, Stella Hazbay, Solmaz Kamuran ve Mario Levi’den oluştu. Seçici Kurul, Bedi Gümüşlü’nün “Atraş ve Çocukları” adlı öyküsünü birinciliğe layık buldu.
'Temelimiz sağlam ama...’
Anadolu Halk Bilimleri ve Kültür Derneği’nin Özgür İnsan Ödülü’nü alan Yaşar Kemal, “Temeli sağlam bir ülkeyiz, ama o temel çürümeye başladı. Sanat yapamadığın zaman millet olarak kalamazsın!” dedi
16 Haziran 2007 Cumartesi
Miraç Zeynep Özkartal
Osmaniye’de kurulan Anadolu Halk Bilimleri ve Kültür Derneği’nin üç yıldır verdiği Özgür İnsan Ödülü, bu yıl Yaşar Kemal’in oldu. Abdurrahman Keskiner, Prof. Dr. Afşar Timuçin, Ataol Behramoğlu, Kaya Güvenç, Prof. Dr. Yalçın Yüreğir, Dr. Muazzez İlmiye Çığ ve Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’ndan oluşan ödül jürisi, kendisi de Osmaniyeli olan Yaşar Kemal’i, çağı ile çatışan, toplumu ileri götürmeye çabalayan aydın kişiliğinin yanı sıra, Türkçeyi zengin sözcüklerle kullanması nedeniyle bu ödüle layık gördü. Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu’nda dün yapılan ödül töreni, halk müziği sanatçıları Hüseyin ve Hayal’in sunduğu dinletiyle başladı. Ardından kürsüye gelen Anadolu Halk Bilimleri ve Kültür Derneği Başkanı İbrahim Çenet, derneğin Özgür İnsan Ödülü’nü özgürleşme çabasını tüm yaşamı boyunca sürdürmüş olanlara verdiğini söyledi. Çenet konuşmasının ardından, Yaşar Kemal’e ödülünü vermek üzere Muazzez İlmiye Çığ’ı kürsüye davet etti. 5 bin yıl önce Mezopotamya’da özgürlüğün simgesi olan Gılgamış’ın heykelciğini Yaşar Kemal’e sunan Çığ, onun isminin de 5 bin yıl yaşamasını diledi. Teşekkür konuşmasına büyüdüğü coğrafyanın edebiyatındaki etkilerini anlatarak başlayan Kemal, ana kültürüne değer vermeyen kişinin başarılı olamayacağını ifade etti ve Arif Dino’nun ona yıllar önce söylediği şu sözleri aktardı: “Çukurova’yı bırakma. Kalırsan Dadaloğlu olursun, gidersen hiçbir şey olamazsın.” Ancak hapishane dönemi ve yaşam koşulları nedeniyle mecburen İstanbul’a geldiğini anlatan Kemal, günümüzde Türk kültürünün tehlikede olduğunu ve Anadolu Halk Bilimleri ve Kültür Derneği gibi kuruluşların sayılarının artması gerektiğini söyledi. Dilindeki zenginliği Türkmen dili kullanmasına bağlayan yazar, yıllar önceki tartışmaları da hatırlattı: “İstanbul’un diliyle yazılmaz dedim, Haldun Taner’den Cahit Külebi’ye kadar herkes bana düşman oldu. Benim Türkiye’de 'büyük yazar’ diyeceğim belki de tek insan Sait Faik’tir. Çünkü dili köylü dilidir. Sait Faik’in yaşadığı Adapazarı o zamanlar köydü çünkü.” Yaşar Kemal’in aktardığı; arkadaşı, eski Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile aralarında geçen bir konuşma Türk kültür hayatının durumunu gösterir gibiydi. Mitterrand, “Sen Çukurova’yı dünyaya tanıttın. Ülken senin için ne yapıyor?” dediğinde Yaşar Kemal şu cevabı verir: “Hapsetmiyorlar.” Kemal konuşmasını şu sözlerle bitirdi: “Temeli sağlam bir ülkeyiz ama o temel çürümeye başladı. Sanat yapamadığın zaman millet olarak kalamazsın!”
2006 Cemal Süreya Ödülü’ne değer görülen şairler Erol Özyiğit ve Kaan Koç, Milliyet’in sorularını yanıtladı. Kaan Koç, Cemal Süreya için, “Sıkıntılı anlarımda sığındığım şair” diyor
18 Ocak 2007 Perşembe
Sema Aslan
Aydın Hatipoğlu, Enver Ercan, Haydar Ergülen, Mustafa Öneş ve Refik Durbaş’tan oluşan seçici kurul, Şiir Kitabı dalında “Acemi Irmak” kitabıyla Erol Özyiğit’i, Şiir Dosyası dalında ise “Çok Tanrılı Sular” isimli dosyasıyla Kaan Koç’u 2006 Cemal Süreya Ödülü’ne değer buldu. Törenin hemen ardından ödüllü iki şair, Erol Özyiğit ve Kaan Koç’la buluştuk; Özyiğit, Şirinevler’deki marketinden, Koç da Kocaeli’nden, üniversiteden çıkıp geldiler söyleşiye. 1972 Malatya doğumlu olan Erol Özyiğit, 2 yıl öncesine kadar kitapçılık yapıyormuş, ancak iflas etmiş. Şimdi, Şirinevler’de bir market işletiyor. Ama uygun bir yer bulursa ilk iş, hayalindeki şiir evini açacak. Şiiri, yaşamının odağına koymuş. “Erol Özyiğit, eşittir şiir!” diyecek kadar tutkunu şiirin. Liseden sonra pek çok iş yapmış, ama kitapçılığa dönmeye kararlı; “Nokta değil, virgül koydum kitapçılığa” diyor. Şiirle ilişkisi ailesinin yönlendirmesiyle daha okuma yazma öğrenmeden başlamış: “Evimizde kırmızı kapaklı bir şiir defteri vardı. Annemle babam, okuyup sevdikleri şiirleri bu deftere yazmıştı. Okuma yazmayı öğrendikten sonra evdeki masanın altına girip defterdeki kimi şiirleri kopya ederdim; sonra da arkadaşlarıma hava atardım, 'Bu şiirleri ben yazdım’ diye.” Evinde iddialı bir şiir kitaplığı olduğunu söylüyor Özyiğit. “1900’lü yıllardan günümüze, pek çok şiir kitabı mevcut bende. Aralarında imzalı olanlar da var.” Yaklaşık 2 bin 500 kitaptan oluşan bu kitaplık içinde Orhan Veli’nin 1949 tarihli “Şiir Antolojisi”ni özellikle önemsiyor Özyiğit: “Orhan Veli, galiba şiire meraklı insanlar için bir başlangıç noktası. Aldığım ilk şiir kitabı, Orhan Veli’nindi.”
“İyi ki edebiyat okumadım” 1986 İstanbul doğumlu olan Kaan Koç ise, “Çoğu Türk gibi ben de şiirle okulda tanıştım” diyor. Günlerdir sınavları için yoğun bir çalışma temposunun içinde; Kocaeli Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okuyor. Okulda tanıştığı şiirle ilişkisini, okulda sürdürmekten bile isteye kaçınmış: “Edebiyat okuyan arkadaşlarımın çoğu edebiyattan soğudu. Herhalde toplumu yönetme stratejisi; bu ülkede kim ne okursa, ondan soğuyor...” İçinde hissettiği bir 'hareket’le ilk şiirini 16’sındayken yazmış, ancak bu ilk hareketin devamının geleceğini, hele hele Cemal Süreya Ödülü’nü kazanacağını hayal bile etmemiş o dönem. Şiir yazmayı sürdürdükçe, kendisini hem garip bir yalnızlığın içinde bulmuş hem de çoğaldığını hissetmiş. Şiiri bilimsel bir makale, bir teori ya da insanlık için çok önemli bir şeyi okur gibi okuduğunu söylüyor. Şiiri ilk Garip Akımı ile keşfetmiş; o da Orhan Veli hayranı: “Orhan Veli’nin önderliğinde başladım okumaya, daha sonra İkinci Yeni şiirini okudum. Çok fazla ısınamadım, ama Tanzimat dönemi şiirini de öğrenmek amacıyla inceledim.” Koç, aslında 'meşhur’ bir şair. Internette arama yaptığınızda şiirlerine hemen ulaşabiliyorsunuz. Özyiğit de Koç’un şiirlerine ilk kez internette rastlamış; o dönemden itibaren Koç şiirinin takipçisi. Her iki şair de fanzin çıkarıyor. Erol Özyiğit, Mavi Liman isimli fanzinini 2 aylık periyotlarla 500 adet basıyor; fanzinin alıcısı ise çok sınırlı. Özyiğit 75 kişinin düzenli olarak takip ettiği fanzinlerden 100 adet ayırarak tesadüfi bir semt belirliyor ve bu semtteki posta kutularına bırakıyor. “Bir mektup aldık, içinden şair çıktı” diye e-mail’ler alınca da umutlanıyor. Koç ve arkadaşlarının çıkardığı Goygoy ise 150 adet basılıyor. Daha çok okulda dağıtıyorlar fanzini.
Cemal Süreya tutkusu Cemal Süreya’nın adını taşıyan bir ödüle değer görülmek, her iki şair için de çok anlamlı. Ödülü aldığını öğrenince sabaha kadar uyuyamamış Özyiğit. Koç ise bir Cemal Süreya tutkunu olduğunu söylüyor. “Kendime en yakın gördüğüm ve sıkıntılı anlarımda sığındığım şair” diyor Cemal Süreya için.
Sökük Sözler
anne hırka ör kalbinin söküğünden üryan tenime
anne kalbimin derininde üşüdüm susarken sesim
anne saçının hangi telinde saklı eşkıya yüzüm Erol Özyiğit
Akşam
inmiş şehrin kapakları doldurmuş bütün sokakları akşam. yalnız, şu sokağın başında bir çocuk oturuyor, unutmuş gibi onu yaşam.
bütün perdeler örtülüyor sıkıca korkuyorum gökyüzünden o kadar sessiziz ki şehirle ben konuşmak bile geçmiyor içimden.
zenci bir çocuktur tanrı vücuduna göre büyük elleriyle tutup iki yanından sımsıkı boğazlıyor hayatı. Kaan Koç
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verdiği Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nün bu yılki sahibi olan şair ve düşünür Sezai Karakoç tören istemedi.
3 Şubat 2007 Cumartesi
HASAN TÜRKAN AA
Kültür ve Turizm Bakanlığı, yaklaşık bir ay önce, Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nün şair-düşünür Sezai Karakoç’a verildiği açıklamıştı.
Açıklamanın ardından, ödülün verileceğine ilişkin yazı Karakoç’a ulaştı. Karakoç, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un imzasıyla kendisine gönderilen yazıya verdiği yanıtta, uygun görülmesi halinde ödülle ilgili bir tören yapılmamasını istedi. Ödül plaketiyle diğer ilgili belgeleri de posta yoluyla kabul edebileceğini bildirdi. Edindiği izlenimlerden, kamuoyunda yeterli yankıyı uyandırdığı düşüncesinde olduğunu kaydeden Karakoç, yazısında ayrıca, para ödülünün kültür hizmetlerinde veya uygun görülecek bir alanda kullanılmak üzere bakanlık tasarrufuna alınması ricasında bulundu.
Zamanının büyük bir bölümünü Cağaloğlu’ndaki mütevazı ofisinde geçiren Karakoç’un şiir kitapları arasında “Hızırla Kırk Saat, Taha’nın Kitabı / Gül Muştusu, Körfez / Şahdamar / Sesler, Zamana Adanmış Sözler, Ayinler, Leyla ile Mecnun, Ateş Dansı ve Alın Yazısı Saati” bulunuyor. Şair, ayrıca 1950 yılında kaleme aldığı, ancak kitaplaştırılmasına 45 yıl boyunca izin vermediği “Mona Rosa” adlı akrostiş şiiriyle geniş bir hayran kitlesine ulaştı.
Necip Fazıl Kısakürek’in, “Ruh gibi, Hazreti İsa gibi” diye tanımladığı, Ece Ayhan’ın “Sivil şiirin en iyi şairlerinden” şeklinde övdüğü, Cemal Süreya’nın “Öyle bir Müslüman ki Marx da bilir, Nietzsche de bilir, Salvador Dali de sever. Sıkışmış, sıkıştırılmış deha. Alçakgönüllükle katı yüksek uçuyor. Şemsiyesi yok” ifadesiyle anlattığı Karakoç, özel hayatıyla ilgili çeşitli söylentiler karşısında suskunluğunu hep korudu.
Şiirdeki aşk
Mona Rosa’daki her kıtanın ilk satırının baş harfleriyle meydana gelen “Muazzez Akkaya” isminin, Karakoç’un üniversite yıllarında âşık olduğu, ama hiçbir zaman açılamadığı sınıf arkadaşı olduğu, Cemal Süreya ile bu konuda bir iddiaya girdiği, iddiayı kaybeden Süreya’nın soyadındaki “y”lerden birini bu nedenle atmak zorunda kaldığı kulaktan kulağa yayıldı.
“Diriliş Nesli’nin öncüsü” olarak da nitelendirilen Karakoç’un fikir ve araştırma kitapları arasında, “Yunus Emre, Mevlana, Mehmet Akif, İslamın Dirilişi, İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü, Ölümden Sonra Kalkış, Mağara ve Işık” bulunuyor. “Meydan Ortaya Çıktığında ve Portreler” adlı hikâye, “Armağan” adlı piyes, “Batı Şiirlerinden ve İslamın Şiir Anıtlarından” adlı çeviri şiir kitapları da yayımlanan Karakoç’un, son günlerde Diriliş Partisi’ni yeniden kurma çalışmalarını başlattığı biliniyor.
Karakoç’un partisi kapatılmıştı
Sezai Karakoç, 1933’te Ergani’de dünyaya geldi. İlkokul ve ortaokulu Diyarbakır ve Kahramanmaraş’ta parasız yatılı okuduktan sonra, lise öğrenimini Gaziantep’te tamamladı. Liseden sonra Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi ve 1955’te Mülkiye’den mezun oldu. 1959 - 1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu. 1973’te memurluk görevinden ayrıldı. 1967 yılında
“İslamın Dirilişi” adlı kitabından dolayı yargılandı. Büyük Doğu, Hisar, Akpınar, Dernek, Düşünen Adam ve A dergileri ile Yeni İstanbul, Sabah ve Milli Gazete’de yazılar kaleme aldı. Karakoç, 1960 ve 1976 arasında yayımladığı Diriliş dergisini 1976’dan itibaren gazeteye dönüştürdü. Diriliş, son olarak 1987-1993 yılları arasında haftalık olarak yayın hayatına devam ederken, Karakoç, 1990’da kurduğu Diriliş Partisi ile hayatında farklı bir sayfa açtı. Karakoç, 1997’de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılışına kadar partisinin genel başkanlığında siyasi hayatını sürdürdü.
Mona Roza
Mona Roza, siyah güller, ak güller Geyvenin gülleri ve beyaz yatak Kanadı kırık kuş merhamet ister Ah, senin yüzünden kana batacak Mona Roza siyah güller, ak güller(...)
(...)Açma pencereni perdeleri çek Mona Roza seni görmemeliyim Bir bakışın ölmem için yetecek Anla Mona Roza, ben bir deliyim Açma pencereni perdeleri çek(...)
Memet Fuat Ödülleri Öneş ve Demiralp’e
Memet Fuat anısına verilen Memet Fuat Eleştiri / İnceleme, Deneme, Yayıncılık Ödülleri’nin bu yılki sahipleri belli oldu
10 Şubat 2007 Cumartesi
Memet Fuat anısına verilen Memet Fuat Eleştiri / İnceleme, Deneme, Yayıncılık Ödülleri’nin bu yılki sahipleri belli oldu. Cevat Çapan, Eray Canberk, Konur Ertop, Nurdan Gürbilek, Uğur Kökden, Hasan Kuruyazıcı ve Yurdanur Salman’dan oluşan Seçici Kurul’un değerlendirmesi sonucunda; eleştiri / inceleme ödülünü “Şiir Kuşatması” adlı çalışmasıyla Mustafa Öneş, deneme ödülünü ise “Satırlar Arasında Aylaklık” kitabıyla Oğuz Demiralp kazandılar.
Yayıncılık ödülü ise Komşu Yayınevi ve Multilingual Yayınları arasında paylaştırıldı. 5 bin YTL tutarındaki eleştiri/inceleme ödülü, Bilgi Üniversitesi Yayınları, aynı tutardaki deneme ödülü ise Adam Yayınları tarafından karşılanıyor. Ödül töreni, Memet Fuat’ın 81. doğum günü olan 16 Şubat’ta Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampusu’nda düzenlenecek.
Memet Fuat Ödülleri, önceki akşam Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampusu’nda yapılan törenle sahiplerine verildi
18 Şubat 2007 Pazar
MİRAÇ ZEYNEP ÖZKARTAL
Memet Fuat Ödülleri, önceki akşam Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampusu’nda yapılan törenle sahiplerine verildi. Törenin açılış konuşmasını yapan, Memet Fuat’ın oğlu Kenan Bengü, ödülleri babasının doğum günü olan 16 Şubat’ta vermeyi kararlaştırdıklarını, bu yıl da Memet Fuat’ın 81. yaşını kutladıklarını söyledi. Tören, Maltepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yusuf Çotuksöken’in yönettiği Prof. Dr. Fatma Akerson, Yrd. Doç. Dr. Nesrin Kaya, Öğr. Gör. Fundagül Apak ve Öğr. Gör. Önder Yeral’ın konuşmacı olarak katıldıkları “Üniversitelerdeki Türkçe Eğitiminde Deneme ve Eleştiri Türlerinin Ele Alınışı” konulu panelle başladı. Ardından İstanbul Devlet Opera ve Bale sanatçıları, koreografisini Beyhan Murphy’nin yaptığı iki dans gösterisi sundu. Dansçılardan Deniz Kılınç’ın Fuat’ın kız kardeşi Suzan Yasavul’un torunu olması, gösteriyi daha da anlamlı kıldı. Eleştiri / İnceleme dalında “Şiir Kuşatması” adlı yapıtıyla ödül alan Mustafa Öneş’e 5 bin YTL tutarındaki ödülünü, Bilgi Üniversitesi Yayınları adına Fahri Aral verdi. Deneme dalında ödülün sahibi Oğuz Demiralp ise yine aynı tutardaki ödülünü Adam Yayınları’nın sahibi Nazar Büyüm’ün elinden aldı. “Satırlar Arasında Aylaklık” adlı yapıtıyla ödüle değer bulunan Demiralp, ilk yazısının 1972’de Memet Fuat’ın çıkardığı Yeni Dergi’de yayımlandığını, Fuat’ın kapısının genç yazarlara her zaman açık olduğunu söyledi.
'Acaba ne düşünür?’ Yayıncılık dalında verilen ödülü, şiir kitapları ve dergileri yayımlamak amacıyla kurulan Komşu Yayınevi ve Türkiye’nin ilk özel dilbilim yayınevi olan Multilingual paylaştılar. Ödülü Eray Canberk’in elinden alan Enver Ercan, “Bizim kuşağın bütün üyeleri ne yayınlasa, 'Acaba Memet Fuat ne düşünüyor?’ diye merak ederdi” dedi. Multilingual Yayınları’nın sahibi Lozan Kaynak, ödülü Seçici Kurul üyelerinden Hasan Kuruyazıcı’dan aldıktan sonra Fuat ile sokak kitapçılığı yaptığı zamanlarda tanıştığını söyledi. Tören, senaryosunu Handan Durgut’un yazdığı, Serdar - Gül Birol’un yönettiği Memet Fuat belgeselinin gösterimiyle sona erdi.
'Şiir de ödülle bitti!’
2007 Altın Portakal Şiir Ödülü, Lale Müldür’ün “Ultra-Zone’da Ultrason” adlı kitabına verildi. Müldür: “Şiirden uzaklaşmışken, kitabımın ödüllendirilmesi ilginç”
25 Şubat 2007 Pazar
Aslı Onat
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle Antalya Kültür Sanat Vakfı tarafından verilen Altın Portakal Şiir Ödülü’ne bu yıl, Lale Müldür’ün “Ultra-Zone’da Ultrason” adlı kitabı değer görüldü. Doğan Hızlan, Mehmet H. Doğan, Mehmet Taner, Orhan Koçak ve Birhan Keskin’den oluşan 11. Altın Portakal Şiir Ödülü Seçici Kurulu, 2006 içinde yayımlanmış şiir kitaplarından yola çıkarak yaptıkları değerlendirme sonucu 'çağdaş ruhsallığın en gerilimli ve çetrefil alanlarında çalışırken, hem şiirden beklentilerin sınırlarını alabildiğine genişlettiği hem de dünya algısında sarsıcı dönüşümler yarattığı’ gerekçesiyle Müldür’ün kitabını seçti. Müldür, ödülünü 21 Mart Dünya Şiir Günü’nde Antalya Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenecek törenle alacak.
Jüriye katılıyorum! “Saatler / Geyikler”den beş yıl sonra yayımlanan “Ultra-Zone’da Ultrason”, Müldür’ün son yıllarda yaşadıklarına tanıklık eden şiirlerden oluşuyor. Şair ile ödül üzerine söyleştik. Bol kahkahalı geçen söyleşide Müldür, hayli keyifliydi. Ödülü kazandığını bizden öğrenen Müldür, doğrusu pek de şaşırmadı: “O, benim iddialı kitabımdı. Şiir yazamayacak deniyordu benim için. Hal böyleyken şiir kitabımın ödül alması beni son derece sevindirdi tabii.” Müldür, kazandığı ödülün, bu iddialara verdiği ironik bir yanıt şeklinde de değerlendirilebileceği konusunda ise netti: “Evet, aynen öyle oldu.” Peki ya jürinin görüşü? Lale Müldür, her zamanki espirili haliyle yanıtladı bu soruyu. İçten ve samimi: “Ben de jüriyle aynı görüşteyim.”
Biraz üzüntü verdi! Şubat ayında çıkan otobiyografik romanı “Bizansiyya”ya değinmeden geçemedik, söyleşide. Roman, henüz yayımlanmış ve kısa sürede çok satanlar listelerine girmişken gelen bir “şiir ödülü”... Bu da ilginç bir tesadüf sayılmaz mıydı? Usta şairin yanıtı şaşırtıcıydı: “Biraz üzüntü verdi tabii!” Müldür bu üzüntünün gerekçesini ise şöyle açıkladı: “Çünkü ben romana geçmeye kararlıyım artık. Şiir de bir ödülle bitti işte! Şiirden uzaklaşmışken ödüllendirilmek ilginç... Şiir yazarsam gene yazarım ama sanmıyorum...”
“Keskin, sonsuzluk duygusu veriyor”
Ödülün açıklanması öncesinde Atatürk Kültür Merkezi Perge Salonu’nda düzenlenen 10. Altın Portakal Şiir Ödülü Sempozyumu’nda, geçen yıl “BA” adlı eseriyle Altın Portakal Şiir Ödülü’nün sahibi olan Birhan Keskin’in şiiri, Doğan Hızlan ve İlhan Berk’in de katılımıyla ele alındı. Birhan Keskin şiirinin, kendisinin üzerindeki izdüşümünü ele alan Hızlan, Birhan Keskin’in şiirini okurken aklıma bir ressamın, Neşe Erdok’un tablolarını getirdim. Onun tabloları da Keskin’in şiiri gibi bir sonsuzluk duygusu bırakıyor insanda” dedi. Şairin bugünün şiirini yazdığını söyleyen Hızlan, Keskin’in şiirinde bugünün dünyasında var olan yalnızlığımızın ve konumumuzu tayin edemeyişimizin bulunduğunu belirtti.
Çay Kuarteti Ben seni hiç üzemem Papatya çayı yapmak isterim sana Sonra portakal çayı Füme lapsang souchong çayı Ama ben seni hiç üzemem Deliririm yalnızca Sessizce tek başıma deliririm Beni Lape’ye koyarlar Koyu Türk çayı içerim orada yalnızca “Ultra-Zone’da Ultrason”dan
Türk edebiyatı '1001 Kitap'ta
Dünyaca ünlü eleştirmenlerin listelerinin yayınlandığı "Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap", edebiyatla ilgilenenler için eşsiz bir kaynak niteliğinde.
26 Şubat 2007 Pazartesi
KÜLTÜR SANAT SERVİSİ
Peter Boxall'ın genel editörlüğünde hazırlanan "Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap" adlı edebiyat eserleri seçkisi, Caretta tarafından Türkiye'de yayımlandı. Yurtdışında ilk kez Quintet Publishing tarafından Mart 2006'da İngiltere'de yayımlanan eser, Filiz Ülgüt'ün editörlüğünde Türkçeye kazandırıldı. "...1001 Kitap"ta Jean Jacques Rousseau'dan Victor Hugo'ya, Leo Tolstoy'dan J.R.R. Tolkien'e uzanan yazarların eleştirmenlerce 'en iyi bulunan' yapıtlarına yer verildi. Dünyaca ünlü eleştirmenler tarafından oluşturulan listede Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Latife Tekin ve Emine Özdamar'ın da eserleri bulunuyor. Kitabı hazırlayan ekip, uluslar ve kültürler üstü fikir birliği oluşturmayı amaçlayan benzersiz bir liste üretmeyi değil, çok çeşitli ulusal bağlamlarda okumalar yapmaya dair tartışmaları özendirip çoğaltmayı amaçlıyor.
Eleştirmenler Türk yazarlar hakkında ne dedi?
Orhan Pamuk - 'Beyaz Kale' "Türk yazar Pamuk'un 'Beyaz Kale'si Jorge Luis Borges ile Italo Calvino'nun yapıtları gibi gerçek ve kimlik kavramlarımızın okuyup yazma eylemi üzerinden sorgulandığı bir yerdir." (Jordan Anderson)
Emine Özdamar- 'Hayat Bir Kervansaray' Kitap harika bir anarşik yapıya sahip (...) Ingeborg - Bachmann Ödülü'nü kazanan, 'Alman kökenli olmayan' biri tarafından yazılmış ilk kitap." (Matthew Sperling)
Latife Tekin - 'Kristin Çöp Masalları' "Tekin'in büyülü gerçekçiliği, okurla karakter arasında uçurum yaratmak yerine, okuru mahrem olduğu bölgeye taşıyor." (Laura Lenkester)
Yaşar Kemal - 'İnce Memed' "Barındırdığı insani sıcaklık ve üstün anlatım gücü sayesinde son derece keyifle okunacak bir yapıt." (Reg Grant)
Kitaptan bir seçki
Kitaptaki eserler 1800 öncesi, 1800'ler, 1900'ler ve 2000'ler olam üzere 4 bölümde inceleniyor. Kitapta yer alan bazı eserler şunlar:
1001 Gece Masalları (Anonim) Don Kişot - Miguel de Cervantes Robinson Crusoe - Daniel Defoe Gulliver'in Seyahatleri - Jonathan Swift Genç Werther'in Acıları - Goethe Kırmızı ve Siyah - M. Stendhal Notre Dame'ın Kamburu - Victor Hugo Goriot Baba - Honore de Balzac Oliver Twist - Charles Dickens Ölü Canlar - Nikolay Gogol Madame Bovary - Gustave Flaubert Babalar ve Oğullar - Ivan Turgenyev Suç ve Ceza - Fyodor Dostoyevski Savaş ve Barış - Leo Tolstoy 80 Günde Devrialem - Jules Verne Meyhane - Emile Zola Ana - Maksim Gorki Ulysses - James Joyce Dava - Franz Kafka Silahlara Veda - Ernest Hemingway Yengeç Dönencesi - Henry Miller Yüzüklerin Efendisi - J.R.R. Tolkien Fareler ve İnsanlar - John Steinbeck Bulantı - Jean Paul Sartre Senin Köylerin - Cesare Pavese Yabancı - Albert Camus Küçük Prens - Antoine de Saint - Exupery 1984 - George Orwell Doktor Jivago - Boris Pasternak Teneke Trampet - Günter Grass Otomatik Portakal - Anthony Burgess Gülüşün ve Unutuşun Kitabı - Milan Kundera Gülün Adı - Umberto Eco Sevgili - Marguerite Duras Koku - Patrick Süskind New York Üçlemesi - Paul Auster
İnişli çıkışlı bir yazarlık serüveni
'Ben Meriç Ateşke; ünlü doktor Haşmet Ateşke'nin biricik oğlu, saygın organizatör Bahadır Taşan'ın en yakın dostu, ünlü yazar Necdet Sezai Balkan'ın bar ahbabı ve hiçbir şey Sevgi'nin tek ve son sevgilisi...'
İlk romanı Yerli Film'le İnkilap 1999 Roman Ödül'ü kazandığında yirmili yaşların ortalarındaydı Ersan Üldes. Genç yaşta iyi bir giriş yapmıştı edebiyata ama fazla ısrarcı değildi; her yıl yeni bir roman yayımlamadı, adı gazete ve dergilerde sıklıkla anılmadı. Zafiyet Kuramı, Üldes'in üçüncü romanı. İlk iki romanında olduğu gibi, bu kez de, hayata daha başlarken kaybetmiş bir gencin yazgısını değiştirme mücadelesini anlatıyor. Romanın anlatıcısı şöyle takdim etmiş kendisini; "Ben Meriç Ateşke; ünlü doktor ve teorisyen Haşmet Ateşke'nin biricik oğlu, saygın organizatör Bahadır Taşan'ın en yakın dostu, ünlü yazar Necdet Sezai Balkan'ın bar ahbabı ve meşhur hiçbir şey Sevgi'nin tek ve en son sevgilisi... Ben Meriç Ateşke'yim, beni dinlemeniz için, yukarıda saydığım muteber referanslar yeter sanırım. Size verebileceğim tek kayda değer nasihat şu: beni dinlemeyin. İki ay önce 36 yaşındaydım ve hâlâ o yaştayım. Fakat ne yazık ki hâlâ, hiddetimi doğru yöne kanalize etmeyi öğrenebilmiş değilim. Babamın tabiriyle; ot geldim, saman gidiyorum." Anlaşılacağı üzere Meriç kendisinden hiç memnun değil. 'Çirkin sayılmaz' denilecek çehresi, parantez bacakları, sayfaları boş aşk defteri, her daim meteliğe kurşun atar maddi durumu, sevmediği ve yapmadığı mühendisliği güven sorunu yaratmış Meriç'te. Annesini erken yaşta kaybetmiş. Yıllardır yatalak olan babasıyla stüdyo tipi küçücük bir evde yaşamaktan, babasının ısrarla 'eser' dediği tuhaf dosyasıyla yayıncı kapılarından dolaşmaktan bezgin. Belki bir işe yarar umuduyla hepsi de yarım kalan meraklara tutunuyor. Biri başlayınca bir öncekini hükümsüz ve anlamsız kılan İngilizce kursu, felsefe okumaları, müzik çalışmaları, klasik roman hatimleri de hayatını renklendirmeyince, "zavallı bir böcek gibi ezilen metropol insanlarım uyandırıp, onlara soylu bir kısrak edasıyla yaşamayı öğreten" tekil destek uzmanlarından çare arayacaktır Meriç.
Aradan yıllar geçer... Ama bu Meriç, eskilerin Meriç'i. Oysa, okuduğumuz metnin yazarı olarak Meriç, değişmiş, kendisine güveni gelmiş biri. Hayatını kazanmak için üç kuruşa yaptığı çeviriler, biraz da roman kültürünü genişletmesi sayesinde yazmaya aşina olan kahramanımız yarattığı tercüme skandalından sonra işinden kovulmuşsa bile, yıllar sonra yazar olarak dönecektir edebiyat alemine... Üldes, Meriç'in inişli çıkışlı hayatını zaman içerisindeki yolculuklarla anlatıyor. Babanın ölümüyle başlayan hikâyede bir bakmışsınız çok gerilere, Meriç'in çocukluğuna gitmişiz, bir bakmışsınız yazar oluvermiş Meriç. Sonra tekrar geriye ya da ileriye sarıyor hikâye. Üstelik bunu çok dinamik bir biçimde yaptığından, okuyucu olarak bize düşen dikkatlerimizi bir an bile dağıtmamak. Neyse ki hızlı akan temposuyla Zafiyet Kuramı buna fırsat vermiyor zaten. Tercüme ettiği metinleri kendi zevkine göre yeniden yazmaktan kendi romanlarının yazmaya terfi etme süreci, biricik dostu Bahadır ve onun güzel karısı Ayla'yla ilişkileri, Sevgi'yle olan iç karartıcı beraberlikleri, sonlardaki yer değiştirme süreci biraz muğlak, biraz da meczuplaşmanın belirtileri. Yine de, en azından kendi zihninde bir değişim geçirmiştir Meriç; "Yazarlardan nefret ederim ama kendimi seviyorum. Aslında işsiz güçsüz bir pervane gibi şehri dolaşırken de kendimi seviyordum ya, bu kadar saygın ve korunaklı değildim. Yazar olduktan sonra hayatımda çok şey değişti, en başta bir işim oldu. Şimdi vaktim olsa, şehri aylak aylak adımlamaya kalksam ya da kalabalık barlarda boy göstermeye, en azından bana eşlik eden bir işim olur. Sonuç: Yazar olmak, işsiz olmaktan daha iyidir. (...) Oysa eskiden neydim? Berduş günlerim aklıma geldikçe, ayazda kalmış camgüzeli misali sunuyorum, o günleri yeniden yaşarcasma durduk yere moralimi bozuyorum. Sinema afişlerine dalıp gitmelerim, kalabalıkların arasına özelliksiz karışmalarım, dost meclislerine işsiz çoğunluğu temsilen lütfen eşlik etmelerim... Hele bakkala girişim, bir bakkala girişim vardı, ürkek adımlar, tedirgin tavırlar ve ezik bakışlarla; her gün içtiğim sigarayı isterken, dünya yüzünde bu markayı tüketen yalnız benmişim gibi, dünya sadeleştirilmiş ve yalnızca ben kalmışım gibi, sonsuz öksüz ve daimi tekil hissederdim kendimi, ebedi bekleyişe mahkûm kukumav gibi..."
Sorunlu insanlar Üldes'in üç romanında da kendisini gerçekleştirememiş olmanın, başkaları tarafından görülmemenin, 'hiç'lik duygusunun rahatsızlığını yaşayan roman kahramanlarıyla karşılaşıyoruz. Yerli Film romanında yazma sıkıntıları ile kıvranan bir yazarın bakış açısından, zaman zaman bilinç akışı, zaman zaman iç monologlar ve karşılıklı diyaloglarla, metnin tümüne yayılan eleştirel ve karamsar bir atmosferle yazmıştı Ersan Üldes. Aldırılan Çocuklar Örgütü'nde geçimini Güzel Sanatlar Fakültesi'nde çıplak modellik yaparak temin ederken, asıl teşhirciliğin ne olduğunu bir medya kuruluşunun yedi dergisinin redaksiyonunu üstlendiğinde kavrayan, modellik yaptığı günlerde tanıştığı sevgilisi Burcu'yla aldırdıkları bebek yüzünden ilişkileri bozulmuş bir adamın, Leo'nun hikâyesini anlatıyordu; "bir davam bile yok. Ne bir mahkeme, ne de bir kavga" diyen Leo'nun... Meriç'le benzerlikleri bu kadarla sınırlı değil. Üldes'in kahramanları hayatın gündelik rutinini sürdürmekte de zorlanıyorlar. Mesela, Yerli Film'in kahramanı gibi, Meriç de oturduğu semtten, apartman dairesinden ve işinden yana dertli. İkisinin de can sıkıcı komşuları, yönetime yaranmaya çalışan site görevlileri, hiç haz etmedikleri bakkalları, rahatlıklarına özendikleri zengin dostları, dostlarının güzel eşleri var. Bu koşullar altında Üldes'in bugünün dünyasına ve kuruluşundan kendilerinin sorumlu olmadığı böyle bir dünyaya düşüvermiş gençlerine yönelik karamsar bir bakışı olduğunu söylenebilir. Ancak doğrudan dışa vurulmayan, mizahla örtülmüş, durum ve karakter tahlillerindeki ironik üslupta açığa çıkan bir karamsarlık bu. İnsanlararası ilişkilerin, olayların ardındaki çelişkilerin, yanlış anlamaların, gerçeklerin acımasızlığının teşhiri için sıklıkla kullanılan ironi, bu soğuk tarz Ersan Üldes'in her üç romanında da kahramanların kaderlerine hem gülümsetiyor hem irkiltiyor. Ve sonuçta alttan alta toplumsal bir eleştiri beliriyor. Özellikle yayıncılık sektörü etrafında gelişen, oradan hayatın diğer alanlarına yayılan ama ağırlıklı olarak İstanbul'un belli çevrelerinde yoğunlaşan eleştiri -biraz önce de belirttiğim gibi- mizahi üslubuyla çok çekici. Özellikle Meriç'in; "Tercümesini yaptığım bütün postmodern yazarların bozdukları yapıları yeniden onardım, bıraktıkları boşlukları bir bir doldurdum, gereksiz bulduğum geri dönüşleri ortadan kaldırdım, mekânları değiştirdim, olayları değiştirdim, tarihlerle oynadım, bazen coşkun dalgalanmalara kapılıp aralara şiirsel metin ler bile döktürdüm" cümleleriyle özetlenecek tercüme serüveni gülümsetmenin ötesine geçmiş. "Ünlü Alman yazar Judith Wohmann"ın romanlarıyla giriştiği kavgaya ayrılmış bölümlerdeyse, mizah son kertesine ulaşıyor. Son yıllarda artış gösteren yerli Underground'un alkol ve madde bağımlısı ama bağımlılığıyla barışık, yenilmiş ama yenilgisini bir yazgı gibi kabullenmiş, belki de bu nedenle hayata kayıtsız, yarınsız ve her türlü değerden sıyrılmış alışılageldik roman kahramanlarının romanların değişmez mekânı olan barlarda alkol kokusu ve sigara dumanıyla geçirdikleri gecelerinin, günü birlik yaşanan cinselliklerinin, tüketilmiş aşklarının, işsizliğin yarattığı maddi sıkıntılarının, kriminalleşen hayatlarının dışında kalmayı bilen ve cinsellikle pornografi, irkiltmekle kabalık arasındaki farkları gözeterek kaleme alınan Üldes romanlarının en önemli sorunu benzer konu ve temalar etrafında dolaşmaları.
ZAFİYET KURAMI Ersan Üldes, Plan b Yayınları, 2007, 233 sayfa, 12.5 YTL.
11 Nisan 1980'de hayatını yitiren yazar ve TRT prodüktörü Ümit Kaftancıoğlu'nun 25. ölüm yıldönümü anısına bir öykü yarışması düzenleniyor. Dileyen herkes, yayımlanmamış ve daha önce ödül almamış ikişer öyküyle yarışmaya katılabilir. Öyküler altışar kopya halinde, daktilo ya da bilgisayarda cifi aralıkla yazılmış olarak, Ümit Kaftancıoğlu Öykü Yarışması, Su Yayınlan, Cağaloğlu Yokuşu, Evren Han, No: 29, Kal: 3/53 Cağaloğlu/İstanbul adresine gönderilebilir. Gönderinin içine ayrı bir dosyada katılımcı hakkında bilgi, adres ve telefon numarası da eklenmeli. Yarışmaya son katılım tarihi 24 Aralık 2004. Sonuçlar basın yoluyla açıklanacak ve ödüller de Ümit Kaftancıoğlu'nun öldürülüşünün 25. yılı olan 11 Nisan 2005 günü yapılacak anma töreniyle birlikte sahiplerini bulacak. Yarışma jürisinde Adnan Özyalçıner, Ruşen Hakkı, Osman Şahin, Öner Yağcı ve H. Hüseyin Yalvaç; düzenleme komitesindeyse Dr. A. Naki Kaftanaoğlu, Dr. Canan Şahin, Öztürk Tatar, Recep Ergül, Recep Ş. Tatar, İsmet Arslan ve Yalın Ses dergisi bulunuyor. Ayrıntılı bilgi için 0212 512 16 68 ve 0555 254 27 26 numaralı telefonlar aranabilir.
1- Eser sahipleri yayımlanmamış ve ödül almamış 2'şer öykü ile katılacaklardır.
2- Öyküler iki aralıklı olarak (bilgisayarda yazılmış) en az 2 en çok 10 sayfa olacaktır.
3- Katılımcılar öykülerini 6 kopya olarak gönderecekler ve gönderinin içine ayrı bir dosyada özyaşamı, adresi ve telefon bilgilerini belirteceklerdir. Aksi durumda öyküler değerlendirmeye alınmayacaktır.
4- Öykülerin yazılı olduğu dosyanın sağ üst köşesine büyük harflerle rumuz yazılacaktır. Kesinlikle gerçek ad ve soyad belirtilmeyecektir.
5- Değerlendirme 1., 2., 3. şeklinde olacak, ilk 10'a giren öyküler kitap olarak yayımlanacaktır. Dereceye giren katılımcılar plaket ve kitap seti ile ödüllendirileceklerdir.
6- 30.11.2005 son katılım tarihidir. Eserlerini postaya gönderecek katılımcılar, postadaki olası gecikmeleri göz önünde tutmaları rica olunur. Gecikmelerden ve kaybolmalardan düzenleyen kurum sorumlu değildir. Öykü yarışması sonuçları 15.03.2006'da basın yolu ile açıklanacak ve Ümit Kaftancıoğlu'nun öldürülüşünün 26. yılı olan 11 Nisan 2006 günü yapılacak anma töreni ile ödüller sahiplerine verilecektir.
7- Jüri Üyeleri: Adnan Özyalçıner Osman Şahin Mehmet Güler Öner Yağcı H.Hüseyin Yalvaç
TESLİM ADRESİ
Ümit Kaftancıoğlu 2006 Öykü Ödülleri Yalın Ses Edebiyat Dergisi Hüdâvendigar Cad. Saffeti Paşa Sok. No:14/101 SİRKECİ/İSTANBUL Bilgi: 0 (212) 512 58 56 GSM: 0 (555) 254 27 26
1- Eser sahipleri yayımlanmamış ve ödül almamış 2'şer öykü ile katılacaklardır.
2- Öyküler iki aralıklı olarak (bilgisayarda yazılmış) en az 2 en çok 10 sayfa olacaktır.
3- Katılımcılar öykülerini 6 kopya olarak gönderecekler ve gönderinin içine ayrı bir dosyada özyaşamı, adresi ve telefon bilgilerini belirteceklerdir. Aksi durumda öyküler değerlendirmeye alınmayacaktır.
4- Öykülerin yazılı olduğu dosyanın sağ üst köşesine büyük harflerle rumuz yazılacaktır. Kesinlikle gerçek ad ve soyad belirtilmeyecektir.
5- Değerlendirme 1.,2., 3. şeklinde olacak, ilk 10'a giren öyküler kitap olarak yayımlanacaktır. Dereceye giren katılımcılar plaket ve kitap seti ile ödüllendirileceklerdir.
6- 30.11.2005 son katılım tarihidir. Eserlerini postaya gönderecek katılımcılar, postadaki olası gecikmeleri göz önünde tutmaları rica olunur. Gecikmelerden ve kaybolmalardan düzenleyen kurum sorumlu değildir. Öykü yarışması sonuçları 15.03.2006'da basın yolu ile açıklanacak ve Ümit Kaftancıoğlu'nun öldürülüşünün 26. yılı olan 11 Nisan 2006 günü yapılacak anma töreni ile ödüller sahiplerine verilecektir.
7- Jüri Üyeleri: • Adnan Özyalçıner • Osman Şahin • Mehmet Güler • Öner Yağcı • H.Hüseyin Yalvaç
TESLİM ADRESİ
Ümit Kaftancıoğlu 2006 Öykü Ödülleri Yalın Ses Edebiyat Dergisi Hüdâvendigar Cad. Saffeti Paşa Sok. No:14/101 SİRKECİ/İSTANBUL Bilgi: 0 (212) 512 58 56 GSM: 0 (555) 254 27 26
2006 ÜMİT KAFTANCIOĞLU ÖYKÜ YARIŞMASI SONUÇLARI
1. MEHMET FIRAT PÜRSELİM 2. İNCİ GÜRBÜZATIK 3. AYSEL EKİZ
MANSİYONA DEĞER GÖRÜLENLER ERHAN PINARBAŞI HÜLYA ÖZDEMİR FUNDA MARA HÜSEYİN CAHİT DOĞAN MUSTAFA ARSLAN ETHEM ORUÇ ŞAHİZER SAMUK İNCİLA ÇALIŞKAN AYTEN ÖZKAN
11 Nisan 1980 günü uğradığı bir saldırı sonucu yaşamını yitiren; TRT yapımcısı, yazar, öğretmen Ümit KAFTANCIOĞLU'nun anısına Öztürk TATAR tarafından hazırlanan kitap çıktı. Kaftancıoğlu'nun bir söyleşisinde söylediği bir sözden adını alan "YAŞAMA SEVİNCİNE BİN SELAN / ÜMİT KAFTANCIOĞLU" adlı kitabı oldukça titiz bir araştırma ve emekle hazırlandı.
Asıl adı "Garip TATAR " olan Ümit Kaftancıoğlu'nun sanatı ve yapıtları konusunda yazılmış pek çok yazının yer aldığı kitapta, Kaftancıoğlu'nun bazı mektupları ve CHP'yi konu alan son yazısı da bulunmakta.
Bu kitapta, 1971'den günümüze kadar, H.İzzettin Dinamo, Adnan Özyalçıner, Muzaffer Uyguner, Oral Çalışlar, Oktay Akbal, Mustafa Ekmekçi, Altan Öymen, Uğur Mumcu, Konur Ertop, Atilla Özkırımlı, Doğan Hızlan, Fakir Baykurt, Uğur Dündar, Mehmet Başaran, Ümit Sarıaslan, Adnan Binyazar, Osman Şahin, Öner Yağcı ve daha birçok değerli yazarların Kaftancıoğlu hakkındaki yazıları yer almakta.
Bu yazıların içinde; Kaftancıoğlu'nun Karacan ödülü aldığı Hakullah ve TRT ödülü aldığı Dönemeç dışında; Tüfekliler, Tek Atlı Tekin Olmaz, Çarp ana, Köroğlu Kol Destanları adlı kitaplarının yanı sıra, katledilişi ile ilgili yazı ve bilgiler de bulunuyor. Asıl önemlisi, bu kitapla; Ümit Kaftancıoğlu' nun günlük yaşamına, düşüncelerine, nasıl bizden biri olduğuna tanıklık etmenin sıcaklığını yaşıyoruz.
Kaftancıoğlu hakkında tek kaynak olma özelliğini taşıyan bu kitabın sunu bölümünde;"Kaftancıoğlu ile ilgili böyle bir kitabın ailesinin, sevenlerinin yüreğini burkacağını biliyorum."diyor Öztürk TATAR. Gerçekten de her şeyin hızla yitip gittiği, unutulduğu günümüzde "YAŞAMA SEVİNCİNE BİN SELAM-ÜMİT KAFTANCIOĞLU" kitabı, yüreklerimizi bir kez daha yeniden burkacak, ancak yaşadığımız yakın tarihe daha bilinçli bir tanık olmamızı sağlayacak.
İyi edebiyatçıların belirleyici özelliklerinden biri de yapıtlarındaki uzak görüşlülük olmalı. Kendine has yapılarının yazı sıra onyıllar sonra bile içeriklerinin doğrulanır olması az bir şey değildir. Bu durum derinliği, tutarlılığı, analiz gücünü, üzerine kurulduğu temelin sağlamlığını gösterir. Ümit Kaftancıoğlu benim için, her şeyden önce yeniyetmelik yıllarımın, hiç unutamadığım türkülü sözüdür, büyük ezgisidir. Sanırım “Dilden Dile” adlı izlencesiydi, izlencenin sinyal bölümü bile bir sanat işiydi. İzlencenin sinyalinde Muharrem Ertaş’ın yanık yanık söylediği, Dadaloğlu’nun “Kalktı göç eyledi Avşar elleri/Ağır ağır giden eller bizimdir” diye başlayan güzel bozlağından; anlatıcının “kah-ı Arzu, kah-ı Kamber” sözlerinin yayıldığı aşk hikayesinden; gene çok erken yitirdiğimiz usta şair Hasan Hüseyin’in şiirinden oluşan bir Rahmi Saltuk bestesinden bölümler olurdu. Faşist kurşunların yüreğimizden koparıp alışına kadar pek çok değerli yapıta imza attı. Dönemeç(1972- 1970 TRT Hikaye Büyük Ödülü), Yelatan (1972),Hakullah (1972-Ali Naci Karacan Röportaj Ödülü), Tek Atlı Tekin Olmaz (1973), Köroğlu Kol Destanları (1974), Tüfekliler (1974), Çarpana (1975), Altın Ekin (1980). Ayrıca birbirinden güzel çocuk kitapları… Daha kim bilir ne güzellikler kazandıracaktı ekinimize… Yazının düşün yanı, içinde olunan zaman ve uzamdan, yaşanılan konjonktürden doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenir. Bazen de güçlü sezgi yeteneğiyle, yazın, geleceğe ilişkin öngörüleriyle, tutarlılığıyla ekinsel (kültürel) ortamı etkiler. Konuya bu belirleme doğrultusunda bakıldığında, genelde yazının, özelde ise romanın, günümüz dünyasındaki yaşananlarla ilgili olarak geçirdiği değişimi, buna karşın söz konusu olguya direniş gerçeğini iyi kavramak gerekir. Günümüzde roman, postmodern yönlendirmelerin de etkisiyle, anakronik bir zaman ve tarih algılamasını içermektedir. Metinlerarasılık yoluyla bir bilmece ve eğlence metnine, okur üzerinde “iktidar” aracına dönüşmüştür. Derinlik kaygısını yitirmiştir. İlerleme düşüncesinden yoksunluk, çok açık bir biçimde etnisiteye, dine, tarihe yazınsal bakışı da belirlemektedir. Dolayısıyla çokkimliklilik, çokkültürlülük, sivil toplumculuk, insan hakları v.b. kavramlar bağlamında, etnisite, dinsel-tarikatsal-mezhepsel yapılar yüceltilebilmektedir. Bu noktada yazınsal özgürlükle tarihsel gerçekler arasında çatışma oluşmaktadır. “Herkesin kendi gerçeği” yanıltmacası da modern karşıtı bir söylem olarak ortaya atılabilmektedir. Burada altı çizilmesi gereken sorunlar vardır: Yazının tarihi bilgileri bozma (tahrif etme) hakkı olabilir mi? Yazın gibi bir güzellik uğraşı, yurttaş kimliğinin karşısına alt kimliklerin ve ekinlerin sözcüsü olarak çıkabilir mi? Çıkarsa bu ne kadar sağlıklı bir yönelişi belirler? Geleneklerinde eleştirellik, demokrasi, hoşgörü olmadığı bilinen, sanayileşme ve kentleşme öncesi yapıların ve kurumların “özgürlük” adına yüceltilmesi, bunlardan her birini diğerleri gözünde “öteki” kılmaz mı? Toplumların, nedeni emperyalist kışkırtmadan başka bir şey olmayan tarihsel öfkelerini, kinlerini, düşmanlıklarını çoğaltmanın bir aracı olmak yazının hümanist sorumluluğuyla bağdaşır mı? Belirtilen sorularda ortaya konan kaygılardan yoksun olununca, romancı, megalomanca bir tavırla tarihçiliğe de soyunur, “1 milyon Ermeni öldürüldü” diye ahkâm da keser, Türk Devrimini ve Cumhuriyet’i Bağımsızlık Savaşının sonucu saymak yerine, katliam sonucunda kurulmuş bir duruma düşürmeye çalışmakta da sakınca görmez. Gene bir başka önemli romancı, onyıllardır yazdığı güzel romanları unuttururcasına; mübadele olayını, tarihsel bilgilerden bihaber biçimde, neredeyse Cumhuriyet’in suçu durumuna sokar; mübadeleyle Rumlarca boşaltılan bir adaya “sığındırdığı” Türk subayını Yezidileri katletmekten vicdanı rahatsız biri, yeni kurulan Cumhuriyet’i ise bu yolla kurulan; daha kurulduğu yıllarda bile asker kaçaklarının, işbirlikçilerin, fırsatçı vurguncuların, dalavereci halk düşmanlarının yönetiminde bir Cumhuriyet olarak gösterebilir, Kaftancıoğlu onyıllar öncesinde, yazınla toplumsal yapı arasında doğru ilişkiler kurmuştur. Yazınsal tavrı, yukarıda belirtilen analiz bağlamında örnek bir tavırdır. Yaklaşımı etnik, dinsel-mezhepsel merkezli değil, sınıfsaldır, dolayısıyla gerici değil, ilericidir. İşin kolayına kaçmaz. Ayrıntılarla özenle ilgilidir. İnsanlık durumlarını, ruhsal özellikleri gözden kaçırmaz. Kaftancıoğlu’nun etnisiteye bakışı en belirgin şekilde “Tüfekliler”de somutlaşır. Kaftancıoğlu, Cilavuz Köy Enstitüsü’nden 1957’de mezun olduktan sonra üç yıl Mardin’in Derik ilçesinde ilkokul öğretmenliği yapar. “Tüfekliler” romanı bu yılların ürünüdür. Müthiş sezgi gücüyle ve aydınlık bilinciyle, küreselleşmenin toplumumuzu getirdiği çıkmazı o yıllarda görmüştür. (Hatta “Bokböceği” adlı öyküsü de şaşırtıcı ölçüde güncel değil mi?) Aydınlanmacı Kemalist Türk Devrimi kurduğu Cumhuriyet’le, yarattığı kurumlarla Osmanlının dinsel birlikteliğinin ürettiği efendi-kul ilişkisi yerine, demokratik anayasal devlet-yurttaş ilişkisini koyar. Yurttaş kimliği bireyi anayasa önünde eşit kılar. Artık derebeylik koşullarının zorbalığı söz konusu olamaz. Kentleşen toplumda geçerli ve sağlıklı olan sanayileşme ilişkileridir. Kapitalist-işçi çelişkileridir. Ne ki, Cumhuriyet’in bu özünün ayrımına derebeylik düzeninin egemenlerince çabuk varılmış, sınıfsal çıkarlarını tamamen ortadan kaldıracağını bildikleri devrim kazanımlarını adım adım geriletmişlerdir. Devrimci yöneliş kısa sürede durdurulmuş, tamamlanması engellenmiştir. Özellikle Güneydoğuda kökleşmiş ağalık düzeni 1940’lı yıllardan başlayarak, bürokrasi ve kentli işbirlikçi/vurguncu sermayeyle kurduğu ittifak sonucunda Cumhuriyet’in içini boşaltmış, kabuktan ve tabeladan ibaret bir duruma getirmiştir. “Tüfekliler” gerçek kişilere dayanır. Yalnızca özyaşamsal bir roman değil, çok sağlam bir tarihsel belgedir, doğru bilgiler içeren toplumbilim yapıtıdır. “…aşireti ve siyaseti tartıştığı kadar, aynı zamanda devlet izlekli bir romandır. Kimliği bir etnik sorun olmak ötesinde kültürel boyutuyla ele alan, bunu yaparken de olayları aidiyet duygusuna kapılmadan yansıtmasını bilebilen bir çalışmadır.”(Turan 2004: 131) Eski konudur ama burada yinelemekte yarar var: Elbette romanın temel işlevi toplumsal analiz değildir, dili güzel ve yenilikçi kullanmaktır. Ancak roman güçlü olduğunda toplumsal belge konumuna da ulaşabilir. Bu ise olmayacak, istenmeyecek bir durum değildir. Hiç kuşkusuz roman bir dil işçiliğidir. Yeni ve özgün anlatım teknikleridir. Bu durum, ne yazdığının önemini azaltmaz. Söyleyecek sözü olanın, derdi, kaygısı, düşüncesi olanın işidir yazmak. Gönderen devletin bile sahip çıkmadığı, aksine bezdirmeye çalıştığı bir gurup Köy Enstitüsü mezunu idealist öğretmen var “Tüfekliler”de: Fevzi, Mahmut, Özcan, Şevki, Remzi, Boyacı… İlköğretim müdürü Münir Bey. Yoksulluğun, olanaksızlıkların birleştirdiği öğretmenlerin aralarında oluşan yakınlığın, içtenliğin; o kapalı toplumsal yapı içinde can acıtan insanca özlemlerin; Fevzi öğretmenin Ermeni kızı Melina’ya duyduğu sevgide somutlaşan tutkunun da romanı bir bakıma… (Fevzi öğretmen, belli ki, Kaftancıoğlu’dur.) Ve derebeyliğin temsilcileri: Rutan reisi Necimoğlu, Abdurrahim Türk, Kasro Kanco, Şıh Seydo, Şeyho Ağa, Şeyhanlar ve diğerleri, yani “tüfekliler”. Aralarındaki iktidar mücadelesi, devlet güçlerini çıkarları yönünde kolaylıkla kullanışları, bu ayrıntılar Türk demokrasisinin bugün de süren engelleridir. “Tüfekliler”de yazının tanıklığında sorunun özünde etnik değil, sınıfsal olduğu, ezen-ezilen çelişkisinden kaynaklandığı açıkça belirir. Böyle olduğu içindir ki, ağalar devletle ittifak durumunda olabiliyor, güçlerine güç katabiliyor, devlet içinde devlet sayılabiliyor. 1946 sonrasında çok partili döneme geçilmesiyle, halk yardakçısı (popülist) siyaset yoluyla etnik ve dinsel gericilikten de beslenen derebeylik düzeni gücünü daha da pekiştirmiştir. Roman bu gerçeği sık sık iletir: “Abdurrahim’in çok sayıda köyü vardı, sayısı gittikçe de artıyordu. Köy sağlam oy demekti. Türkiye demokrasisi nasıl demokrasiyse, seçmen kendi dilediğine değil, ağanın istediğine oy veriyordu.”(Kaftancıoğlu 1974:4) Bu belirlemeyle parlamenter yapımızın en büyük çelişkisini vurgular. Derebeylik öyle bir cendere oluşturmuştur ki, o yıllarda (ağa çocukları da içinde olmak üzere) gençlerin varsıl sayılabilecek tartışma ortamı bile koşullar üzerinde fazla etkili olamaz. Şöyle anlatır durumu yazar: “Derikli gençler bu acı gerçeğin ötesinde, çağa, bilime, insana yakışır gerçeği biliyorlardı. Bunlar, hepsi (ağa çocukları da-G.G.) kendini bir kaynakta birleştirmişlerdi; insan! Bunu öğrenebilmişlerdi, anlamışlardı, benimsemişlerdi.”(Kaftancıoğlu 1974:104) Ama o yılların gençlerinin de, bugünün gençlerinin de yanıldıkları bir nokta var ki nedense düzeltmek olanağı pek bulunamıyor: “Yanıldıkları tek şey, Anadolu insanının durumuydu. Onlara göre Anadolu insanı kendini kurtarmıştı. Devrimlerden alacağı payı almıştı. Ezik, boynu bükük baskı altında kalan çöldü, Derik’ti, Mardin’di, Güney’di. Daha çok da Kürtlerin ezildiğini ileri sürüyorlardı”(Kaftancıoğlu 1974:104) Elbette bu gençler derebeyliğin de Güney’de her bölgeden fazla egemen olduğunu; Güney’in, belki de ağaların bu denli hüküm sürdüğü tek coğrafya olduğu gerçeğini görmek istemiyorlar, ya da görmekte zorlanıyorlar! Günümüzde, küreselleşmenin, yeni dünya düzeninin ulus-devlet aleyhine alt kimlik ve ekinleri desteklediği koşullarda halkla sınıfsal bağlarını koparan Türk siyasetini ve parlamentosunu etnik ve dinsel ilişkiler her zamankinden çok belirler durumdadır. Tercihlerin özgür bireysel kararlara bağlı olması gerektiği demokraside, oyları yurttaşlar değil, aşiretler ve tarikatlar vermekte, bu oylarla parlamento oluşmaktadır. Bu somut sonucun nedenlerinin tarihteki fotoğrafıdır “Tüfekliler”. Kaftancıoğlu’nun bir büyük başarısı da o dönemdeki “köy romanı” ilkörneğinin (prototipinin) tersine, ne ağaları kesin kötü, ne de halkı kesin iyi karakterler olarak çizmemesidir. İnsan ruhunu son derece önemser. Gene “Tüfekliler”de Necimoğlu’nun bir dönemini şu sözlerle anlatır: “Necimoğlu bir kartalı andırıyordu. Uçmayı unutmuş bir kartal. Yuvasını terk etmiş, boşlamış bir kartal. Çöle, Derik’e sığmayan Necimoğlu iki kişinin güç oturduğu odaya nasıl sığmıştı. Sığmış mıydı? Yıkılmış mıydı? Birden bire saçları nasıl da aklaşmıştı? Yüzü nasıl da kırış kırıştı? İncelmiş insancıllaşmıştı. İnsanlık denizine girip çıkmıştı birden. Yumuşamıştı… Karşısında hep beli iki kat adamlar gören, memurlar bulan Necimoğlu, şimdi sayısız Amerikan eşyasının altında dört topaç oturuyordu, iki kattı, dört kattı…”(Kaftancıoğlu 1974: 266) Alabildiğine nesneldir. (Örneğin Hakullah’ta da eleştirelliği çok yoğun boyutlarda kullanır.) Bu başarı toplumsal koşulları insanların iyilik ya da kötülüklerinin değil, sınıfsal üretim ve mülkiyet ilişkilerinin belirlediği bilgisinin sonucudur. Sanat anlayışı olarak yalın gerçeklikten yanadır. İnsanları hiçbir biçimde idealize etmez. Halktaki cahilliği, eğitimsizliği, tutuculuğu, kimi zaman katılığı kendi dünyaları içinde açıkça yansıtır. Köylülere, egemenlere, bürokratlara bir yere kadar eşit uzaklıktan (ya da yakınlıktan) bakmayı benimser. Sonuçta yazını, siyaseti insanların mutluluğu yönünde algılamasını engellemez bu durum. Hatta bu yolla daha kendine has yapıtlara ulaştığı, düzeyini yükselttiği söylenebilir. Çok iyi bir halkbilimcidir aynı zamanda Kaftancıoğlu. Bu yanının etkileri özellikle “Yelatan” romanında gözlenir. “Tek Atlı Tekin Olmaz” (1973), “Köroğlu Kol Destanları” (1974) bulunmaz değerdeki halkbilim çalışmalarındandır. Ortaya çıkardığı, yapıtlarında kullanıma soktuğu sözcükler sözlüklerde yer alır. Kaynak gösterilir. Hatta röportaj kitabı “Hakullah” da bu türden sayılabilir. Halkbilim birikimi Kaftancıoğlu’nun yapıtlarına çok varsıllıklar katmıştır. Okuru hayran bırakan, dupduru akan bir dil, geçmişten ve günümüzden kazıp çıkardığı güzel mi güzel sözcükler, deyimler… Onu okumak bir şölene dönüşür. Belki bir tek kusurundan söz etmek gerekirse, o da yerel ağıza, söyleyişe bazı yapıtlarında (örneğin “Yelatan”da) fazlaca yaslanmış olmasıdır. Bu olgu belli bir düzeye kadar yapıtı güzelleştirmesine karşın, yoğun kullanıldığında evrensel yazınla ilişkilerde engel oluşturabilmektedir. Ama bunu bile o kadar ustalıkla yapar ki, bu engeli duyumsamayız bile. Kaftancıoğlu’nu okurken, bu toprakların insanlarının yazgılarının birbirine ne kadar bağlı olduğunu daha iyi anlıyoruz. Ne zaman bir töre cinayeti işlense, bir ağanın dipçiğiyle köylüler ata topraklarından kovulsa, sürülse, yerinden yurdundan edilse, çocuk yaşta bir kız yetmiş yaşında birine verilse, seçim günleri şeyhlerin, ağaların eli eteği öpülse, hesaplar yapılsa, Kaftancıoğlu’nu anımsarım. Radyodaki sesi hâlâ kulaklarımdadır. Güzel anısına saygıyla…
Kaynaklar: Kaftancıoğlu, Ümit 1974, Tüfekliler, Remzi Kitabevi Yay. Turan, Metin 2004, Kültür - Kimlik Ekseninde Türk Edebiyatı, Ürün Yay.
Romancımız Orhan Pamuk'un Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanması Türkiye'de pek çok kimseyi haklı olarak sevindirdi ancak bu habere sevinemeyenler, hatta öfkelenenler de oldu. Örneğin Fatih Altaylı, "Sevinsek mi, üzülsek mi?" başlıklı yazısında şunları yazdı: "Aslında çok sevinmemiz gerekir... Ama çok sevinemiyoruz. Çok mutlu olamıyoruz. Çünkü Pamuk'u bizden biri gibi göremiyoruz. Tam aksine, ödüle kavuşmak için bizi satan, yalanlarla milletini suçlayan biri olarak görüyoruz." Altaylı gibi düşünenlerin sıkıntısını anlıyorum. Gerçekten de Orhan Pamuk, Altaylı'nın "bizden biri" diye tanımladığı tiplerden biri olsaydı Nobel Ödülü'nü kesinlikle alamazdı. Temel ölçülerde 'onlar' gibi düşünmeden, 'onlar' gibi davranmadan, 'onlar'la aynı frekansa girmeden, 'onlar'ın en büyük ödülünü alamazsınız. Futbolda uluslararası başarıyı yakalamak için 'onlar gibi' oynamaya çalışmıyor muyuz?
Başarının sırrı Orhan Pamuk, büyük bir iş başardı, "Nobel'i bir Türk'e vermezler" inancını yıktı; bir Türk yazarının, Batı dünyasının en prestijli ödülünü alabileceğini kanıtladı. Nasıl başardı bunu Pamuk? Kendisini uzaktan izleyen bir gözlemciye, yani bana göre Orhan Pamuk:
Batı'yı ve romancılığı anlamak için metodik çaba gösterdi
Batılıları kendi sahalarında yenmenin taktiklerini öğrendi
Batı yöntemleriyle hedefe nasıl varılacağını inceledi ve keşfetti
Batılı gibi, planlı, sabırlı, akıllı bir çabayla hedefine doğru ilerledi
Batı'nın, Avrupa'nın değer sisteminin özünü kavradı
Batı'nın düşünce tarzını, duyarlılıklarını, reflekslerini paylaşabildiğini gösterdi
Batı'nın yöntemlerini kullandı ama onlara Türkiye'nin, Doğu'nun çelişkilerini anlattı
Batı'nın keşfi olan romanı özümseyip dönüştürdü
Batı'nın edebi çevreleri içinde ve yayın dünyasında kendine iyi bir yer edindi
Batılı gibi düşündüğü için Kürt ve Ermeni sorununu onlar gibi değerlendirdi
Kendi gerçeğiyle yüzleşmede, kendini eleştirmede Batılı gibi davrandı
Bir Türk'ün de Batılı, Avrupalı gibi davranabileceğini gösterdi
Romanında küresel bir duygu paylaşımını yakaladı ve dünya yazarı oldu
Batının özgüveninin sarsıldığı noktada onlara yalnız olmadıklarını hissettirdi
Batı'nın bunalımı Özellikle bu son noktanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. 200 yıldır dünyaya hükmetmeye alışmış olan Batı, şimdi kendi içinde bir güven bunalımı yaşıyor. Bu Avrupa'da daha da belirgin. Bu ortamda, farklı bir kültürden, özellikle de Müslüman bir ülkeden gelen bir yazarın, Batı'nın benimsediği çerçeveden dünyaya bakarak başarıyı yakalaması onlar için çok önemli. Orhan Pamuk başka Türklerin çok zor başarabileceği bir şeyi başardı. Onun Türkiye'ye kazandırdığı itibarı, ona "hain" diyenlerin topu bir araya gelse kazandıramaz. Bu büyük başarıyı çekemeyenlere iyi niyetli bir önerim var: Herkes Batılı ya da Avrupalı gibi olmak, düşünmek, davranmak zorunda değil. Ayrıca Batı'nın eleştirilecek çok yanı var. O halde Nobel'i aldı diye Orhan Pamuk'a düşman olacağınıza "Nobel'den bize ne" deyip, rahat edin. O zaman belki biraz sevinebilirsiniz Nobel'i bir Türk'ün almasına.
Nobel Ödülü'nü Pamuk'un alması Türkiye için önemli
Nobel Ödülü önemli. 1900 yılından bu yana tek bir Türk ödül alamamışken, en sonunda Orhan Pamuk'un Nobel Ödülü'ne layık görülmesi sevinilecek bir olay. Kitapları 31 dile çevrilen Orhan Pamuk bu ödülü aldığı için alkışlanmalıdır. Orhan Pamuk'tan önce Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülenler arasında Anatole France, Bernard Shaw, Thomas Mann, T.S.Eliot, William Faulkner, Bertrand Russell, Ernest Hemingway, Albert Camus, Boris Pasternak, John Steinbeck, Jean Paul Sartre, Mikhail Sholokhov, Samuel Beckett, Pablo Neruda, Gabriel Garcia Marquez, Octavio Paz, Dario Fo gibi dünya çapında ün yapmış edebiyatçılar vardır. Böyle ünlülerin listesinde bir Türk edebiyatçının adının da yer alması Türklük adına gurur vericidir. Orhan Pamuk'un "35 bin Kürtü, 1.5 milyon Ermeniyi kestiğimiz biçtiğimiz şeklindeki talihsiz beyanları" kötü olmuştur. Ama kimseye sadece bunları söylediği için Nobel Edebiyat Ödülü verilmeyeceğinin de bilinmesi gerekir. Alfred Nobel (1833 Stockholm /İsveç-1896 San Remo /İtalya), 1879 yılında Paris yakınlarında Sevran'daki laboratuvarında dumansız barutu keşfeden İsveçlidir.
1901'den beri ödül dağıtılıyor Ölümünden önce hazırladığı vasiyetnamesinde özetle şunları yazmıştır: "Ardımda bıraktıklarımla bir fon oluşturulacak, bu fonun geliri her yıl insanlığa en büyük hizmeti yapan kişilere dağıtılacaktır. Fonun geliri beş ana bölüme ayrılacaktır: (1) Bir kısmı fizik sahasında en büyük keşfi yapan kişiye , (2) Bir kısmı kimya sahasında en büyük keşfi yapan kişiye, (3) Bir kısmı fizyoloji ya da tıp alanında en büyük keşfi yapan kişiye verilmelidir. (4) Bir kısmı edebiyat sahasında en büyük eseri yazan kişiye, (5) Bir kısmı Milletlerarası barış ve kardeşlik için en büyük çalışmayı yapan kişiye verilecektir. (1) Fizik ve kimya konusundaki keşifler, İsveç İlim Konseyi'nce, (2) Tıp konusundaki çalışmalar Stockholm'deki Caroline Enstitüsü tarafından, (3) Edebiyat ve barış konusundaki mükâfatlar İsveç Parlamentosu tarafından seçilen beş kişilik bir heyet tarafından değerlendirilecektir. En büyük ve kesin arzum ödül dağıtımında kesinlikle milliyet ayrımı yapılmamasıdır."
İlk defa bir Türk'e ödül verildi Nobel'in vasiyeti üzerine 1900 yılında İsveç Hükümeti tarafından kurulan "Nobel Vakfı" şemsiyesi altında 1901 yılında ödül dağıtımı başladı. 1969'dan bu yana bir İsveç bankasının oluşturduğu ek fon ile 5 ödüle ek olarak Nobel anısına altıncı ödül olarak bir de İktisat Ödülü dağıtılıyor. Dünyanın her yanından önerilen adaylar vakıfta değerlendiriliyor. Her dalda 5 kişilik komiteler, adaylar arasından ödül alacak kişileri belirliyor. Ödül bir madalya, bir diploma ve nakit paradan oluşuyor. Nobel Ödülleri dünyanın en önemli ödülü olarak sayılıyor. Bu ödülü almak bir kişi için çok çok önemli. Bunları bilelim de, Orhan Pamuk'un başarısıyla biz de gururlanalım. Orhan Pamuk'u alkışlayalım.
2006 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’nü Prof. Dr. Doğan Aksan kazandı
13 Ekim 2006 Cuma
Seçici kurul, bu yıl deneme - inceleme - araştırma dalındaki eserlerin kabul edildiği ödülün, “Yunus Emre Şiirinin Gücü” adlı kitabı nedeniyle Prof. Dr. Doğan Aksan’a verilmesini kararlaştırdı.
Seçici kurulun, Prof. Dr. Doğan Aksan’ı, kitabında “Yunus Emre’nin şiirlerini bugüne kadar yapılan çalışmalardan farklı bir biçimde değerlendirirken, değişik disiplinlerin şiirlere uygulanmasıyla okura yeni yaklaşımlar kazandırdığı” için ödüle değer gördüğü bildirildi.
Beş ayrı dalda dönüşümlü olarak düzenlenen Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü, Kudret'in dogum günü olan, 7 Şubat tarihinde veriliyor. katılabilmek için, eserlerin 1 Aralık tarihine kadar eserlerini posta veya elden şu adrese iletmeleri gerekiyor: Cevdet Kudret Ödülleri, Amiral Fahri Engin sokak Vaizoglu Apt., Nr:8/5, Rumelihisarı-İstanbul. O yıl hangi dalda yapıldıgı önceden araştırılmalıdır. - basın yoluyla duyuruluyor.-
* Dursun Akçam Öykü Ödülü
19 Eylül 2003 tarihinde aramızdan ayrılan Ardahanlı yazar, ögretmen, mücadele insanı Dursun Akçam anısına bir öykü yarışması düzenlenmiştir. Ardahan, Kars, Artvin, Igdır il ve ilçelerinde lise ve dengi okullar ile Ardahan Meslek Yüksek okulu ögrencilerinin katılabilecekleri yarışmanın koşulları aşagıdaki gibidir:
1. Konu serbesttir.
2. Seçici Kurul: Vecihi Timuroglu (Yazar), Metin Turan (Yazar), Alper Akçam (Yazar- Dursun Akçam Kültür ve Sanat Vakfı Temsilcisi), Serap Erdogan (Ardahan Anadolu Lisesi Ögretmeni)
3. Her katılımcı, yarışmaya, hiçbir yerde yayınlanmamış, bilgisayar veya daktilo ile bir buçuk ya da iki aralıkla yazılmış, en az iki öyküyle ve beşer (5) örnekle katılacaklardır. Ardahan’dan yarışmaya katılacak adayların öykü örneklerinin çogaltılmasında Ardahan Egitim Sen Temsilciligi yardımcı olacaktır. Öykülerin her biri A4 boyutunda, 10 sayfayı geçmeyecek şekilde olmalıdır.
4. Katılımcılar yapıtlarını rumuzla tanıtacaklar ve iç içe iki zarf kullanacaklardır. Yapıtın konuldugu büyük zarfın üstüne yalnızca rumuz yazılacak, kapatılmış küçük zarfta ise katılımcının gerçek kimligi, özgeçmişi, adresi, telefon numarası ve rumuzunun ne oldugu yazılı olacaktır. Bu küçük zarf, degerlendirmeler bittikten sonra seçici kurul sekreterligi tarafından açılacaktır.
5. Yarışmaya son katılım tarihi 19 Mayıs 2006’dır.
6. Yarışma sonuçları 5 Haziran 2005 Pazartesi günü açıklanacak, ödül töreni Ardahan’da 16-17-18 Haziran 2006 tarihinde düzenlenmesi düşünülen Dursun Akçam Kültür-Sanat Şenlikleri kapsamında yapılacaktır.
7. Yarışma için yapıtların Dursun Akçam Kültürevi’ne, Egitim-Sen Şube ve Temsilciliklerine ya da temsilci ögretmenlere elden teslim edilmesi veya postayla Dursun Akçam Kültürevi - Ardahan adresine postayla gönderilmesi gerekmektedir.
8. Ödül dagılımı :
1.' ye 350 YTL para, Dursun Akçam kitap seti,
2.' ye 250 YTL para, Dursun Akçam Kitap Seti,
3.' ye 150 YTL para, Dursun Akçam Kitap Seti,
(Para ödülleri ve Dursun Akçam kitap setleri Arkadaş Yayınevi tarafından saglanmaktadır)
Ayrıca başarılı katılımcılara, Ürün ve Berfin yayınlarından kitap armagan edilecektir.
2006 DURSUN AKÇAM ÖYKÜ YARIŞMASI’NDA alan genişledi.
Ardahan dışında, Kars, Artvin, Igdır illerinde ögrenim gören lise ve dengi okullar ögrencileri de yarışmaya katılabilecekler.
Dursun Akçam Kültür ve Sanat Vakfı (Vakıf adına Alper Akçam, (0312) 2864025 veya (0532) 7650723 numaralı telefonlar),
Egitim Sen Ardahan Temsilciligi, (0478) 2113379 numaralı telefonlara başvurulabilir.
Dursun Akçam Kültür ve Sanat Vakfı
Egitim-Sen Ardahan Temsilciligi
DURSUN AKÇAM KÜLTÜREVİ - ARDAHAN
* Dünya Kitap Ödülleri
2005- Dünya Kitap Dergisi'nin geleneksel Dünya Kitap Ödülleri ve bu yıl ilk kez verilen Altın Sayfa Edebiyat Ödülü, önceki gün TÜYAP Kitap Fuarı'nda düzenlenen törenle sahiplerine verildi.
Yılın Telif Kitabı ödülünü; “Hayatın Sessizliginde” (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) adlı eseriyle Aslı Erdogan ve “Türkiye'de Çocuklugun Tarihi” (İmge Kitabevi) isimli eseriyle Bekir Onur paylaştı. Yılın Çeviri Kitabı ödülü ise Dostoyevski'nin “Bir Yazarın Günlügü” (Yapı Kredi Yayınları) kitabının çevirisi için Kayhan Yükseler'e verildi. Literatür Yayınları ‘Yılın Yayınevi’ seçilirken, ödül, Yayınevi Genel Müdürü Kenan Kocatürk'e sunuldu. Bu yıl ilk kez verilen Altın Sayfa Edebiyat Ödülü'nün ilk sahibi ise Nurdan Gürbilek oldu. Her yıl farklı bir kategoride düzenlenecek olan ve bu yıl deneme dalında verilen ödüle, Gürbilek'in “Kör Ayna, Kayıp Şark” (Metis Yayınları) adlı çalışması deger bulundu
* Everest İlk Roman Ödülü 2006
EVEREST’TEN ‘GİZLİ’ ROMANCILARA ŞANS!
Son dönemde, özellikle ‘genç’ Türk edebiyatına listesinde sıkça yer vermesiyle dikkat çeken Everest Yayınları, edebiyatımıza yeni isimler kazandırmak amacıyla “Everest Yayınları İlk Roman Ödülü” düzenliyor. Ödüle katılım şartnamesini aşagıda bulabilirsiniz.
EVEREST YAYINLARI “İLK ROMAN” ÖDÜLÜ ŞARTNAMESİ - Everest Yayınları, Türk edebiyatına yeni yazarlar kazandırmak amacıyla 2006 yılından başlayarak her yıl bir roman ödülü verecektir.
- Daha önce hiçbir türde kitabı yayımlanmamış yazarların ilk romanlarıyla katılabilecekleri ödülde yaş sınırı yoktur.
- Ödüle gönderilecek roman dosyaları bilgisayarda yazılmış, A4 boyutunda dosya kagıdına 12 puntoyla 8 nüsha çogaltılmış olmalıdır. Ayrıca her nüshaya romanın CD veya disket kopyası eklenmelidir.
- Ödüle katılmak isteyenlerin dosyalarıyla beraber ayrı bir zarfla kısa yaşam öykülerini, posta ve eposta adreslerini, telefon numaralarını içeren bilgileri Everest Yayınları, Ticarethane Sok. No: 53 Cagaloglu-İstanbul adresine APS, kargo veya kurye ile göndermeleri gerekmektedir.
- Ödüle son katılma tarihi 31 Mayıs 2006’dır.
- Ödül sonucu 2006 Eylül’ünde basın yoluyla açıklanacaktır.
- Ödülü alan roman dosyası Ekim ayı içinde Everest Yayınları’nca kitaplaştırılacaktır.
- Ödül tutarı 3.000 YTL’dir. (Bu tutar, romanın ilk baskısının telifidir.)
- Seçici Kurul; Feyza Hepçilingirler, Nursel Duruel, Cemil Kavukçu, İbrahim Yıldırım, Mehmet Zaman Saçlıoglu, Hasan Ali Toptaş ve Enver Ercan’dan oluşmaktadır.
Töre-Devlet Yayınevi'nin, milliyetçi yazar adına açtıgı bir edebiyat yarışması idi. 1977'den sonra verilmedi. Dünder Taşer kimdi? İşte bir sayfa Ötüken'de...
* Gençlik Kitapevi Öykü Ödülü
* Gila Kohen Öykü Yarışması
Şalom Gazetesinin, genç yaşta yitirdigi yayın editörü, Gila Kohen'in anısına düzenledigi öykü yarışması, Türk Edebiyatına yeni isimler kazandırmayı amaçlıyor.
* Gönen'de Ömer Seyfettin Öykü Yarışması
Ömer Seyfettin adına Gönen Belediyesi tarafından düzenlenen geleneksel öykü yarışmasına katılmak isteyenlerin 15 Ocak 2004 tarihine kadar başvuruda bulunmaları gerekiyor. Başvuru Adresi: Ömer Seyfettin Öykü Yarışması, Gönen Belediye Başkanlıgı Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlügü 10900 - Gönen-Balıkesir
* Gösteri Ödülleri
Gösteri Dergisi tarafından düzenlenmektedir. Her yıl degişik dallarda ve daha önce yayımlanmamış yapıtlara verilmekteydi. 1985 yılından sonra verilmedi.
* Haldun Taner Öykü Ödülleri
1987'den beri veriliyor... Eleştirmen Dogan Hızlan'ın başkanlıgını yaptıgı Milliyet Sanat ve Radikal Ekler Yönetmeni Tugrul Eryılmaz, eleştirmen Füsun Akatlı, yazarlar Ferit Edgü, Selim İleri ve Ahmet Oktay, emekli ögretim üyeleri Prof. Dr. Şara Sayın ve Prof. Dr. Tahsin Yücel ile Haldun Taner'in eşi Demet Taner'den oluşan Seçici Kurul, 5 Ekim 2005 tarihinde yaptıgı toplantıda, ödülün “Keder Atlısı” adlı kitabıyla Faruk Duman'a verilmesini oy birligiyle kararlaştırdı.
Duman'a ödülü, 15 Ekim Cumartesi günü saat 18.00'de TÜYAP Kitap Fuarı'nda yapılacak törenle verilecek.
Tiyatro ve edebiyat dünyasının ünlü ismi ve Milliyet Gazetesi yazarı Haldun Taner'in anısını yaşatmak amacıyla konulan ödül, 1987 yılından beri veriliyor.
Can Yayınları'ndan çıkan ve 11 öyküden oluşan “Keder Atlısı” kitabıyla ödüle deger görülen Duman, “Av Dönüşleri” kitabıyla da 2000 yılında Saik Faik Hikaye Armaganı'nı kazanmıştı.
* Hasan Âli Ediz Çeviri Ödülü
Yazarın ailesinin girişimiyle Türkiye Yazarlar Sendikasınca yürütülüyor. Her yıl 26 Kasım'da açıklanıyor. 1980 ve 1981'de verilmiş
* Hasan Bayri Şiir Yarışması
1997 yılından beri veriliyor. Ekim Ayında yapılan Bartın Belediyesi Kitap Fuarı kapsamında düzenleniyor ve ödül de sahibine fuarda veriliyor. Geniş bilgi için: 0090(0378)227 02 30
* Hatay Şiir Ödülü
1997'den beri veriliyor. 30 yaşını aşmamış şairlerin katılabilecegi bir ödül. altı Nüsha halinde kitap oylumundaki şiir dosyaları ile birlikte, ayrıntılı özgeçmiş eklenmelidir. Hatay Restoran, Bagdat Caddesi, No: 256 Bostancı-İstanbul tel: 0090(0216)361 33 57
* Homeros Şiir Ödülü
Homeros Şiir Ödülü 2004 Ödül Yönetmeligi 2003 yılında Homeros Ödülü, Dil alanında geceleri şairler için Türkçeye çalışan Özcan Yalım'a verildi. 2004 yılında Şiir'e verilecek ödülün katılım koşulları şunlardır: Ödül, herkese açıktır. Yarışmaya katılacak şiirler için tema sınırlaması yoktur. Ödüle yılı içinde basılmış kitaplar ve basıma hazır kitap bütünlügü olan dosyalar katılabilir. Yarışmaya katılacak dosyalar çift aralıklı yazılmış olmalıdır. Ödül tutarı her yıl belirlenir. Seçici Kurul uygun gördügü takdirde ödülü bölüştürebilir. Ödüle son başvuru tarihi 01 Ocak günüdür. Ödül, 19 - 20 - 21 Mart günlerini kapsayan "Şiir Sempozyumu" çerçevesinde "Dünya Şiir Günü" nü kutlama sırasında verilecektir.
Ödüle katılanların dosya ya da kitaplarının 6'şar adetini "Karşıyaka Belediyesi Kültür, Sanat ve Gençlik Dernegi, 1713 so. No:45 Tayfun ap. K:3 35600 Karşıyaka - İZMİR" adresine APS; Kargo, Taahhütlü Posta ile göndermeleri ya da elden teslim etmeleri gerekmektedir. Ödüle katılan dosya ve kitaplar iade edilmez. Ödül hakkında bilgi :; Ödül Sekretaryası, Tel: 0 232 364 52 04 (Hafta içi 08.00- 17.00)
* İsmet Küntay Tiyatro Ödülü :
Yazarın ölüm yıldönümü olan 25 Temmuz'da " yılın oyunları içinde Küntay'ın tiyatro anlayışına ve dünyaya bakışına en yakın" oyuna, yazarın eşi Nahide Küntay tarafından, 1974 yılından beri veriliyor.
* Karacan Armaganı
Milliyet Gazetesi'nin her sene başka bir konuda koydugu bu armaganı 1962'de başladı. Gazetenin Kurucusu olan Ali Naci Karacan'ın ölüm yıldönümü olan 7 Temmuz'da verilir.
* Kocaeli Üniversitesi Gençlik Şiir Ödüllü
Sekiz yıldan beri düzenlenmektedir.
* Kültür Bakanlıgı Büyük Ödülü :
1979 yılından veri. 79-80-81 ve 82 yıllarında verilmiştir.
* Madaralı Roman Ödülü :
Emekli ögretmen Fikret Madaralı ve eşinin kurdugu bir ödül. Bir önceki yılda basılmış romanlardan birine verilir. Seçici kurul kazananı, köy enstitülerinin kuruluş yıldönümü olan 17 Nisan' da açıklar.
* Mehmet Ali Yalçın Roman Ödülü:
May Yayınevi kurucusu, yazar, Mehmet Ali Yalçın adına kurulan ödül, daha önce yayımlanmamış yapıtlara veriliyor. 1981 yılında verilmiş, başka kayıt yok.
* Mevlüt Kaplan Edebiyat Ödülü:
Yarışmaya katılmak ya da ayrıntı ögrenmek için adres: Özgür Egitim Yayınları, 858 Sokak, Paykoç Han, No: 9/B-C Konak - İZMİR Tel: 0232 - 484 1039 - 445 8187
* Milliyet Yayınları Roman Yarışması :
Amatör ve profesyonel tüm Türk yazarlara açıktır. Daha önceden yayımlanmamış eserlerle katılınabiliyor. 75-76-77-79 ve 90 yıllarında verilmiş.
* Nâzım Hikmet Şiir Ödülü
1980'den beri. Her yıl 8 kasımda veriliyor. 1982 yılından beri ise bir yıl şiir ve bir yıl hikaye dalında verilmektedir.
* Orhan Kemal Roman Armaganı :
Her yıl yazarın ölüm yıldönümü olan 2 Haziran tarihinde açıklanır. Bir önceki yıl yayımlanmış romanlardan birine verilir. BU nedenle 31 Ocak tarihinde sona erer.
* Orhon Murat Arıburnu Ödülü
1990 yılından beri veriliyor. Şiir (yayımlanmış kitap ve yayınlanmaya hazır dosya) : Orhon Murat Arıburnu Uzun Metrajlı Film Ödülü Orhon Murat Arıburnu Kısa Metrajlı Film Ödülü Ayrıntılı bilgi için: 0090(0542)815 20 66
* Orhan Şaik Gökyay Şiir Ödülü 1902- 2 Aralık 1994
2 Aralık 1994 tarihinde aramızdan ayrılan ve 2002 yılında dogumunun 100. yılında saygıyla andıgımız ünlü şair, Türk dili ve edebiyatı ögretmeni, devlet sanatçısı Orhan Şaik Gökyay'ın aziz hatırasını yaşatmak amacıyla 2001 yılından itibaren eşi Ferhunde Gökyay ve ögrencisi Kudret Ünal tarafından "Orhan Şaik Gökyay Şiir Ödülü" ihdas edilmiştir.
1902 yılında İnebolu'da dogan Orhan Şaik Gökyay, Ankara İlkögretmen Okulu'nu, İstanbul Yüksek Ögretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Kastamonu, Edirne, Ankara, Eskişehir, Bursa, Malatya ve İstanbul'da edebiyat ögretmenligi, Devlet Konservatuarı müdürlügü, İngiltere'de ögrenci müfettişligi ve okutmanlık yaptı. Edebiyat tarihimiz ile ilgili araştırmalarıyla, özellikle Dede Korkut Masalları'nı yalınlaştırması ile dikkat çekti. Hece ölçüsüyle yazdıgı şiirleri, saz ve tekke şiirini kavramış bir gönül adamının ustalıklı tadını taşır.
Konuya ilişkin yapılan yazılı açıklamaya göre, 1994'te vefat eden şair Gökyay anısına ailesince düzenlenen ödül için bu yıl gönderilen 18 şiir kitabı arasından Seçici Kurul'un yaptıgı degerlendirme sonucu, ödülün şair Ayhan İnal'a verilmesi kararlaştırıldı. İnal'a ödülü, 2 Aralık 2003'te, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Süleymaniye Kültür Merkezi'nde törenle sunulacak.
2004 yılında halk şairlerinin şiir kitapları degerlendirilecektir.
-Orhan Şaik Gökyay 2002 Şiir Ödülü Kadirlili Âşık Abdülvahap Kocaman İle Yusufelili Âşık Pervanîye Verildi.
-2003 yılında ise şair Ayhan İnal'a verildi..
* Ömer Seyfettin Öykü Ödülü
Gönen Belediyesi tarafından her yıl veriliyor. son katilim tarihi her yılın gününe denk düşüyor. yarışmaya katılacak öykünün 15 sayfayı geçmemesi gerekiyor ve yazarlar, birden fazla eserle yarışmaya katılamıyor. Ömer Seyfettin Öykü Yarışması’nda daha önce dereceye giren yazarların eserleri de yarışmaya kabul edilmeyecek. Yarışmaya katılacak yazarların, üzerinde rumuzu bulunan 5 kopya ile birlikte özgeçmiş, adres ve telefon numaralarını göndermeleri gerekiyor. Yarışmada derece alan eserlerin yayın hakki, Gönen Belediyesi ve Gönen Kaplıcaları İsletmesi A.Ş'ine ait olacak ve gönderilen eserler iade edilmeyecek.
* Pamukbank Fotograf Ödülü
200 yılında ilk kez verildi. yaşadıgı çagı yansıtan, sorgulayan, yücelten sanatçıları ödüllendirmek. fotograflara konu sınırlaması yok. Ayrıntılı bilgi için: 0090(0212)275 14 41 / (dahili) 4515
* Peyami Safa Roman Yarışması:
Ötüken yayınevi tarafından 1974 yılında kuruldu. Yayımlanmamış romanlara verilmekteydi. 1975'yen beri verilmiyor.
* Rıfat Ilgaz - Cide Edebiyat Ödülü:
Cide Postası Gazetesi ve Çınar Yayınları Tarafından ortaklaşa kurulmuştur. 25 yaşından küçük kişilerin daha önce yayımlanmamış , en az dört formalık bir kitap olabilecek eserlerine verilmektedir. 1984 ve 1986 yıllarında verilmiştir. 1 Nisan tarihine kadar 5 Nüsha halinde, Kastamonu Mahalleevi, Cebrail Mahallesi, Şehitlik Sokak, No: 3, 37200 adresine gönderilmeli . ayrıntılı bilgi: 0090(366)2148228
* Sabahattin Ali Hikaye Yarışması :
Yeni Adımlar Dergisi tarafından 1973 yılında açılmıştır. 1975 yılında dergi kapanınca yarışma da sona erdi. 1980 yılında tekrar kurulan ve bir kitap oluşturabilecek, yayımlanmamış en az üç hikayeyle katılınan ödül sanatçının ölüm yıldönümü olan 2 Nisan'da verilir.
* Sait Faik Hikaye Armaganı :
Şairin annesi Makbule ABASIYANIK tarafından, geliri oglunun kitaplarının gelirinden karşılanmak üzere kuruldu. Her yıl şairin ölüm yıldönümü olan 11 Mayıs tarihinde, bir yıl önceki, yılın en begenilen hikaye kitabına verilir.
* Sanatseverler Dernegi Ödülleri :
Bir tiyatro ödülüdür. Ankara Sanatseverler Dernegi tarafından, tiyatro mevsimleri sonunda ve sadece Ankara Tiyatrolarında oynanan oyunlar çerçevesinde " en iyi rejisör ve oyuncu" armaganı olarak 1964 yılında kurulmuştur. 1996 yılından itibaren, tiyatronun degişik dallarında da verilmeye başlandı.
* Savaş Büke Gülmece Öyküsü” Yarışması...
ZOKEV’in (Zonguldak Kültür ve Egitim Vakfı) düzenledigi yarışma, 1998’de kaybettigimiz, Türk gülmece edebiyatına pek çok eser kazandırmış yazar Savaş Büke’nin anısına gerçekleştiriliyor. Amacı; gülmece öyküsü alanında yeni ürünler verilmesini saglamak, bu alanda ürün veren genç yazarları özendirmek olan yarışmaya daha önce ödül kazanmamış eserler katılabilir. Bir yazar, yarışmaya en çok üç öykü gönderebilir. Ürünler 5 nüsha halinde gönderilecektir.Yarışmaya katılanlar, eserleriyle birlikte özgeçmişlerini, açık adreslerini ve telefon numaralarını da ileteceklerdir. Yarışmaya katılan eserlerin yayın hakkı ZOKEV’e aittir. Yarışmada ödül alan eserlerle, seçici kurul tarafından yayınlanmaya deger bulunan eserler, ZOKEV tarafından “Savaş Büke’ye Armagan” adlı kitapta yayınlanacaktır.Son katılım tarihi: 3 Mayıs tarihidir. Sonuçlar Haziran'da açıklanır. Öykülerin yollanacagı adres: ZOKEV- Cumhuriyet Cad. Papila İş Hanı Kat:3 Zonguldak. (Tel: 0372-253 74 59)
* Sedat Simavi Edebiyat Ödülleri :
Sedat Simavi Vakfınca kurulmuştur. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Sedat Simavi Edebiyat Ödülleri çeşitli dallarda veriliyor. Son katılma tarihi 30 Eylül. Geniş bilgi için: Sedat Simavi Ödülleri Sekreterligi, Basın Müzesi, Divanyolu Caddesi, No: 84, 34410 Çemberlitaş-İstanbul ayrıntılı bilgi için tel: 0090(0212)513 84 58 ++ 0090(0212) 513 08 75 | faks:0090(0212)513 84 57
* Suat Taşer Oyun Ödülü :
1984 yılından beri, oyun dalında verilmektedir.
* Sunullah Arısoy Türk Dili Ödülü
Kuşadası Egitim ve Geliştirme Vakfı, ozan M. Sunullah'ın adını ve anısını yaşatmak için düzenledigi şiir yarışmasına 1 Ocak- 1 Eylül tarihleri arasında yayınlanan tüm şiir kitapları ile şiir dosyaları katılabiliyor. Çalışmaların 6 Nüsha olarak gönderilmeleri gerekiyor. Adres, Özgeçmiş eklenmelidir. KEGEV, M. Sunullah Arısoy Türk Dili Ödülü, PK. 83 Kuşadası-AYDIN. Tel: 0090(0256)633 22 35 ++ 0090(0256)633 22 85 ++ 0090(0256) 633 22 95
* Toprak Şiir Ödülü :
Ömer Faruk TOPRAK adına eşi tarafından 1980 yılında kurulmuştur. 1984 yılından itibaren 2 yılda bir ve tek yıllarda verilecegi açıklandı.
* Türk Dil Kurumu Ödülleri :
Her yıl 26 Eylül Dil Bayramında verilmek üzere bir Bilim Ödülü ve Sanat Ödülü koymuştur. 1976'ya kadar üç dala toplu olarak verilen ödül, 1977'den başlayarak deneme, eleştiri ve gezi türlerinde ayrı ayrı verilir oldu. Yeni olarak da Masal ve Çocuk Yazını Ödülü kondu.
* Türkiye İş Bankası Ödülleri :
Her yıl çeşitli sanat dallarında 3 büyük ödül verilir.
* Türkiye Millî Kültür Vakfı Kültür Armaganları :
* Yaşar Nabi Nayır Edebiyat Ödülü :
30 yaş altındakiler katılabiliyor. Her yıl mayıs ayı başına kadar ulaştırılması gerekiyor. Varlık dergisi, yaşar Nabi Nayır gençlik ödüllü, Piyerloti caddesi, Ayberk apt. 7-9, 34400 Çemberlitaş- istanbul.
* UĞUR MUMCU ŞİİR YARIŞMASI/
UĞUR MUMCU ŞİİR YARIŞMASI/ KARŞIYAKA CUMOK (Cumhuriyet Okurları) Katilim Şartları: 1. Yarışma 18 yaşından küçükler katılamaz. 2. Konu seçimi serbesttir. 3. Yarışmacılar tek şiirle yarışmaya katılabilir. 4. Şiirler iki satir aralıklı olarak daktilo ya da bilgisayarla yazılıp dört nüsha halinde gönderilecektir. 5. Kısa bir özgeçmiş ve iletişim bilgileri de zarfa eklenecektir. 6. Yukarıdaki şartlara uymayanların şiirleri dikkate alınmayacaktır. 7. Başvurular, "UĞUR MUMCU ŞİİR YARIŞMASI Ege Sanat Merkezi 1721 Sokak, No: 20 Karşıyaka İZMİR" adresine yapılacaktır. 8. Son katilim tarihi 24 Ocak'tır.
* Yazarlar Birligi Ödülleri :
1980 yılından beri çeşitli dallarda verilmektedir.
* Yeditepe Şiir Armaganı :
Hüsamettin BOZOK tarafından, 1954 yılında, dergisi ve yayınları adına kurulmuştur. Bir önceki yılın, seçiciler kurulunca en begenilen şiir kitabına verilir. 13 sene sürdü ve sonra 10 yıl ara vererek tekrar başladı.
* Yunus Nadi Edebiyat Ödülleri
01 Nisan ile 31 Mart tarihleri arasında yayınlanmış ya da yayına hazır bir “kitap dosyası”yla kat ılınabilir.
Vehbi Koç Ödülü
Vehbi Koç Vakfı’nın koordinasyon ve finansmanını saglayacagı ödüller, her yıl egitim, saglık veya kültür alanlarından herhangi birinde en başarılı olan KİŞİ veya KURUM’a verilecektir. Vehbi Koç Ödülü’nün ilki 2002 yılında Kültür alanında yaptıgı çalışmalardan dolayı Topkapı Sarayı Müze’sine 2003 yılında Egitim alanında yaptıgı çalışmalardan dolayı Anne Çocuk Egitim Vakfı’na (AÇEV) verilmiştir. 2004 yılında ise Saglık alanında Bilkent Üniversitesi Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’ne verilen Vehbi Koç Ödülü 2005 yılında Kültür alanı Edebiyat alt başlıgında Fazıl Hüsnü Daglarca'ya verilmiştir.
lütfen, listede bulamadıgınız ödülleri, redaktion@ayrinti.netredaktion@ayrinti.net adresine bildiriniz! Amacımız geniş kapsamlı bir bilgi agı kurabilmektir. İlginize teşekkür ederiz! ilk yayın tarihi: Ocak 2002
Güncelleme: 7 Şubat 2006 Bu bilgileri oluşturmak için, başta Varlık olmak üzere, kimi internet sayfalarından ve gazetelerden de yararlanılmıştır.
* Abdi İpekçi Ödülleri:
Milliyet Sanat Dergisi tarafından düzenlenmektedir. 1980 yılından beri, degişik sanat dallarında verilmektedir. Sonuçlar Ocak ayında açıklanmaktadır
Abdi İpekçi
* Ahmet Arif Şiir Ödülü
Altı nüsha, yayımlanmamış dosya bütünlügü taşımalı. Yaşamöyküleri, bir adet fotografları, adreslerini kapalı zarfın içerisinde, şiir dosyası ile birlikte göndermeleri gerekir. 31 Mart tarihine kadar, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Kültür Müdürlügü, Diyarbakır adresine postalanmalı. ayrıntılı bilgi için: tel: 0090(412)2234942 ve 0090(412) 2280897 faks: 0090(412)2244173
Ahmet Arif
* Ahmet Hamdi Tanpınar Deneme yarışması
Bursa Orhangazi Belediyesi, 2001 yılından itibaren verilmeye başladı. Her yıl degişik edebiyat ürünlerine veriliyor. Bu nedenle bilgi alınması gerekiyor. 16 Kasım'a kadar gönderilmeli. Ocak ayında açıklanıyor. ayrıntılı bilgi için: 0090(0224)220 83 30'dan 535 ya da 503 numarayı isteyiniz.
Ahmet Hamdi Tanpınar
* Akademi Kitabevi Edebiyat Ödülleri
Genç yazarları özendirmek amacıyla 1979 yılında kurulmuştur. Şiir, hikaye, roman, deneme-inceleme- eleştiri,gezi ve çocuk edebiyatı dallarında, yayımlanmış ya da yayıma hazırlanmış ilk yapıtlara veriliyor.
* Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü
Buca Belediyesi Başkanlıgı tarafından düzenlenen Ali Rıza Ertan şiir Ödülüne 5 şiir ile katılınır. Açık kimlik, Özgeçmiş, 8 Nüsha eserin, 21 Nisan tarihine kadar, şu adrese göndermeleri gerekmektedir.Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü, Buca Belediyesi Kültür-Sanat Merkezi, Erdem Caddesi, No: 86, 35160 Buca-İzmir ayrıntılı bilgi için: Tel:0090(0232) 4200232
1944 yılında Aydın'da dogdu, 12 Şubat 1979 tarihinde İzmir'de öldü. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Cografya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. İzmir'de uzun süre edebiyat ögretmenligi yaptı. Şiirleri, yönetiminde görev aldıgı Dönemeç dergisinde yayımlandı. İçli ve duyarlı yapısıyla dikkat çeken, verili ortamdan esintiler taşıyan şiirleri yani sıra eleştirileri ile tanindi.
* Arkadaş Z. Özger Şiir Ödülü
1995 yılından beri verilmekte olan ödüle, her yıl 15 Mart tarihine kadar yayımlanmamış şiir kitapları katılabilinir. Mayıs Yayınları, Milli kütüphane Caddesi, Elhamra İş Hanı, 31/704 Konak- İzmir. tel: 0090 (0236) 4464636
* Avni Dilligil Tiyatro Ödülü (1903-1971)
1978'den beri veriliyor.
* Aziz Nesin Emek Ödülü
Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından veriliyor.
Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı'nın yaptıgı açıklamaya göre Yılmaz, ödüle 'Türkiye'de sinema serüvenini başlatan, bütün bu tarihe tanıklık edenve hemen her dönemde sinema yapmayı ögreten birkaç isim arasında yer alması' nedeniyle layık görüldü.
16-26 mart 2006 tarihleri arasında düzenlenecek festivalde verilecek 'Sanat Çınarı' ve 'Kitle İletişim Ödülü'nün sahipleri de açıklandı.
Kitle İletişim Ödülü'ne Türk ve Alman sinemasını bütünlük içinde sunan, Türk filmleri ve sanatçılarının Avrupa'da tanınmasına, filmlerin pazarlanmasına önayak olan ve tartışılmasını saglayan 'Nürnberg Türkiye/Almanya Film Festivali' deger bulundu.
'Sanat Çınarı' unvanının ise Türk resim sanatının ustalarından Kayıhan Keskinok'a verilmesi uygun görüldü.
(***DURDURULDU***)Yazko çeviri dergisi tarafından konulan ödül, her yıl yazarın ölüm yıldönümüne (6 Eylül) çeviri ürünü, çeviri üzerine araştırma ve Türk çeviri yazınına üstün katkıda bulunmuş kişiler olmak üzere 3 dalda veriliyor. 1983-84 ve 85 'te verilmiş.
* ATADOST EDEBİYAT ÖDÜLLERİ:
Yarışmaya katılan yapıtlar, ATADOST MATBAACILIK ve YAYINCILIK SAN. Ve TİC: A.Ş., Abdi İpekçilik Caddesi, 139/1 Sokak No:6 Altındag - İZMİR adresine elden ya da alındı Belgeli Kurye ile gönderilecektir. Bilgi Tel. 232.467 00 47-467 01 05. Son katılma tarihi: 31 Temmuz'dur. Postadaki gecikmeler dikkate alınmaz
* Balkanika Vakfı Edebiyat Ödülleri
* Behçet Aysan Şiir Ödülü
Türk Tabibler Birligince düzenlenen ödüle, son katılma tarihi 15 Ekim. 8 Nüsha kitap veya yayına hazır dosyaya, şairlerin açık adresi, adı, soyadı, özgeçmişi eklenmelidir. TTB Merkez Konseyi, GMK Bulvarı, Şehit Danış Tunalıgil sok. No: 2, Kat: 4 Maltepe, 06570 Ankara adresine gönderilmelidir. ayrıntılı bilgi için tel. 0090(0312) 231 31 79
* Behçet Necatigil Şiir Ödülü
Behçet Necatigil'in anısına ailesi tarafından konulan ödül, 2006 yılında da, şairin dogum günü olan 16 Nisan'da verilecek.
Mart 2006 ile Şubat 2006 tarihleri arasında yayımlanan şiir kitaplarının aday olabilecegi ödülde seçici kurul; Füsun Akatlı, Cevat Çapan, Mehmet H. Dogan, Haydar Ergülen, Dogan Hızlan, Hilmi Yavuz ve Tahsin Yücel'den oluşuyor. Ödül Tutarı: 1500 YTL
Son katılım tarihi 15 Mart 2006. Ayrıntılı bilgi için: 0212-2930665
* Behzat Ay Yazın Ödülü
0090(0312)2306734 tel. numarasından, mart ayı başında ögrenilebilir.
* Bilgi Yayınevi Elektronik Kitap Yarışması
Ayrıntılı bilgi için: 0090(0312)434 49 98
* Bilgi Üniversitesi Şiir ve Öykü Ödülü
Ayrıntılı bilgi için:
* Cahit Zarifoglu Şiir Ödülü
*** durduruldu***. ancak 2006 Haziran'ından sonra Odunbaşı Belediyesi Ödül vermeyi üstlenecegi bildirildi. (bekliyoruz)
Ödülün amacı ve degerlendirme ölçütü Cahit Zarifoglu Şiir Ödülü, 2003 yılından başlamak üzere, her yıl, bir önceki yılın şiir verimi üzerinde yapılacak bir degerlendirme sonucunda verilecek. Ödül, temel ölçüt olarak, Cahit Zarifoglu sanatının da asli unsuru olan yaratıcılık ve orijinaliteyi gözetecek, insan derinligini kendine özgü açılardan kavrayan, "insan teki"nin biricikligini kendi sesi ve tutumu içinde ortaya koyan yaratıcı sanat zekasına bir yankı olmayı amaçlayacak.
Katılım Koşulları
Cahit Zarifoglu Şiir Ödülü'ne katılım sınırlandırılmıyor: Şairler, yıl içinde (1 Ocak-31 Aralık ) yayımlanmış şiir kitaplarıyla kendileri başvurabilecekleri gibi, yayıncıları, edebiyat ve sanat çevreleri tarafından da aday gösterilebilecekler. Ödül, kitap bütünlügüne ulaşmış, yayıma hazır şiir dosyalarına da açık. Cahit Zarifoglu Şiir Ödülü'ne aday olacak/aday gösterilecek kitap ve dosyaların, sanatçısının kısa biyografisi eşliginde 8 nüsha olarak, en geç 1 Şubat tarahine kadar şu adrese ulaştırılması gerekiyor: Cahit Zarifoglu Şiir ve Edebiyat Girişimi Genel Sekreterligi, Zafer Sokak No:17 80220 Nişantaşı, İstanbul. Tel : ( 0 212 ) 240 23 83 - 240 41 96 Fax: ( 0 212 ) 230 01 25
* Can Yayınları İlk Roman Ödülü
199 yılından beri, Can Yayınları 15 agustos tarihine kadar katılan roman dosyalarına ödül veriyor.0090(0212)252 5675
* Cemal Süreya Şiir Ödülü
*1991 yılından beri veriliyor.
2005 yılında ise Cemal Süreya ödülü Ergülen'e verildi.
Şair, yazar Haydar Ergülen’in ‘Keder Gibi Ödünç’ü, Yayımlanmış Kitap dalında Cemal Süreya Şiir Ödülü’ne deger görüldü. Cemal Süreya Dernegi’nin düzenledigi ödüller, 9 Ocak 2006 Pazartesi günü Kadıköy Halk Egitim Merkezi’nde düzenlenecek ‘Cemal Süreya’yı Anma ve Yaşatma’gecesinde sahiplerine verilecek.
Veysel Çolak, Refik Durbaş, Enver Ercan, Aydın Hatipoglu ve Mustafa Öneş’ten oluşan seçici kurul Murathan Çarboga’nın ‘Yagmalanmış Hayat’ını da Yayımlanmamış Dosya Ödülü dalında birinci seçti.
Seçici Kurul, Nurduran Duman’ın ‘Yenilgi Oyunu’ adlı dosyasını da Jüri Özel Ödülü’ne deger buldu.
CEMAL SÜREYA ŞİİR ÖDÜLÜ 1990’da hayatını kaybeden şair Cemal Süreya anısına düzenlenen şiir ödülü yarışmasıdır. 1991 yılından beri ödül veriliyor. 2001 yılından sonra 3 yıl ara verilen ödüller, 2004’ten beri Cemal Süreya Kültür ve Sanat Dernegi tarafından devam ettiriliyor. Yayımlanmış Kitap Ödülü ve Yayımlanmamış Dosya Ödülü olmak üzere iki dalda ödül verilmekte.
HAYDAR ERGÜLEN KİMDİR? 14 Ekim 1956’da Eskişehir’de dogdu. İlk ile ortaokulu Eskişehir’de, liseyi Ankara’da okudu. Orta Dogu Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyoloji Bölümünü bitirdi. Anadolu Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalıştı. İstanbul’da reklam yazarlıgı yaptı. Anadolu Üniversitesi’nde yayımcılık, reklamcılık ve Türk Şiiri dersleri verdi.
İlk şiiri 1972’de Eskişehir’de Deneme dergisinde “Umur Elkan”, ilk yazısı da aynı yıl Yeni Ortam gazetesinde “Mehmet Can” adıyla yayımlandı. İstanbul’da Üç Çiçek (1983) ile Şiir Atı (1986) dergilerini yayıma hazırlayanlar arasında yer aldı.
1979’dan başlayarak Somut, Felsefe Dergisi, Türk Dili, Yusufçuk, Yarın, Gösteri, ile Varlık dergilerinde şiirler yayımladı. Bir süredir, Radikal gazetesinde Açık Mektup köşesinde denemeler yazıyor.
YAPITLARI Şiir Karşılıgını Bulamamış Sorular (1981) Sokak Presesi (1990) Sırat Şiirleri (1991) Eskiden Terzi (1995) Kabareden Emekli Bir Kızkardeş (“Lina Salamandre” adıyla, 1996) Kırk Şiir ve Bir (1997) Karton Valiz (1999) Hafıza (“Hafız” adı altında, 1999) Ölüm Bir Skandal (2000) Toplu Şiirleri: Nar (1.cilt, 2000) Toplu Şiirleri: Hafız ve Semender (2. cilt, 2002) Keder Gibi Ödünç (2005)
Deneme
Haziran, Tekrar (2000) Üvey Sokak (2005)
ÖDÜLLERİ Gösteri Dergisi İkincilik Ödülü (Unutulmuş Bir Yaz İçin adlı şiiriyle, 1981) Halil Kocagöz Şiir Ödülü (Eskiden Terzi adlı kitabıyla, 1996) Behçet Necatigil Şiir Ödülü (Kırk Şiir ve Bir adlı kitabıyla, 1997) Cahit Külebi Özel Ödülü (Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü kapsamında, Kırk Şiir ve Bir adlı kitabıyla, 1997) Akdeniz Altın Portakal Şiir Ödülü (Kırk Şiir ve Bir adlı kitabıyla,1998) Dionisos Şiir Ödülü (2005)