26 02 2012

Bedrettin Cömert’i ikinci kez kaybetmek

Bedrettin Cömert’i ikinci kez kaybetmek

Sertaç Canbolat

Gombrich'in ‘Sanatın Öyküsü’ adlı eserinin çevirmeni olarak ‘Bedrettin Cömert’ bilinir ama kimsenin iç kapağa dikkatlice baktığını sanmıyorum. Zira tam 14 yıldır, yani 1997'den beri bu eserin ‘çevirmen’ kısmında Remzi Kitabevi'nin iki yöneticisinin adı, Erol Erduran ve Ömer Erduran yazıyor. Bu ‘yeni’ baskılardan imlayla birlikte aynen alıntılıyorum:
 


Bu çeviri Phaidon Press Limited'in izniyle kitabın (genişletilmiş ve yeniden düzenlenmiş) on altıncı basımından (1997) yapılmıştır.

Çevirenler: Erol Erduran-Ömer Erduran

Metin (text) 1995 E.H. Gombrich

Çeviri (translation) 1997 Remzi Kitabevi

Hacettepe Üniversitesi'ndeki olayları araştırmak için kurulmuş olan komisyondaki başkanlık görevini sürdürdüğü sırada, 11 Temmuz 1978 günü üç milliyetçi tarafından katledilen, üstelik 1977 yılında ‘Sanatın Öyküsü’ ile TDK Çeviri Ödülü almış olan Bedrettin Cömert meğer çeviriyi 1980'de yapmış, alıntılamaya devam ediyorum;

“Bu kitabın ilk çevirisi 1980 yılında İtalyanca'dan Bedrettin Cömert tarafından yapılmış; daha sonraları orjinale yapılan eklemelerin çevirileri ise yayınevimiz tarafından gerçekleştirilmişti. Kitabın İngilizce orijinali, on altıncı basımda büyük ölçüde değiştirildi. Yeni resimler, yeni metinler ve yeni bölümler ile kitap yepyeni bir nitelik kazandı ve kitabın bu kez, İngilizce aslından ve yeniden çevrilmesi gerekti. (...)

Birinci Basım: Kasım, 1997

Beşinci Basım: Mayıs, 2007

Yöntem Üzerİne KIsa DeĞİnmeler

Yayınevi ortada iki farklı kaynak dilden yapılan iki ayrı çeviri olduğunu “iddia” ettiğine göre, öncelikle Bedrettin Cömert çevirisi ile Erol/Ömer Erduran baskılarını, yani eserin iki baskısındaki Türkçeyi karşılaştırdım. Bu karşılaştırmada “önsöz”, “dizin”, “haritalar”, “zamandizin cetveli”, “teşekkürler” veya gövde metnin içindeki “resimaltı” gibi editoryal seçimleri ilgilendiren kısımları dikkat almadım. Sanatın Öyküsü'nün Türkçe 1976 tarihli ilk baskısı (siyah-beyaz) ile 2007 baskısı (renkli) 28'er bölümden oluşuyor; ilk baskının sayfa sayısı baştan sona 497, 2007 baskısı ise 688 sayfa (Sayfa farklılığının nedeni “metin” değil). 1976 Türkçe baskısındaki “Değişen Görünüm: Ek Bölüm” başlığı altındaki bölüm 2007 baskısında bulunmuyor; onun yerine “Sonu Olmayan Öykü” başlığı altında tek bir “yeni” bölüm var; kalan 27 bölümün başlıkları, kimileri yakın anlamlarla ikame edilse de tamamen aynı (1976, “Doğu Sanatına Bakış” / 2007 “Doğuya Bakarken”; 1976 “Us Çağı” / 2007 “Akıl Çağı”; 1976 “Parçalanan Gelenek” / 2006, “Gelenekten Kopuş”). Yer kısıtlaması nedeniyle buraya sadece intihal incelememin “sonucunu yazabildiğimi lütfen gözardı etmeyin; Remzi Kitabevi'nin intihalinin iki sacayağı mevcut:

1) Cümle yapılarıyla oynamalar: Burada özellikle Bedrettin Cömert çevirisinde aralarında nokta veya noktalı virgül bulunan cümlelerin birleşik hale getirildiğini veya bunun tam tersinin yapıldığına tanık oluyoruz. Tümleçlerin yerinin değiştirildiğine de rastlanıyor. Aşağıdaki örnekte kelime eksiltme ve ikame de mevcut. Köşeli parantez birleşme yerine işaret etmekte.

15. Ulaşılan Uyum, 1976-Bedrettin Cömert

Bundan sonra söyleyeceklerimiz, Rönesans denilen büyük dönemin hiçbir biçimde tam bir açıklaması olamayacağına [göre, bunca apansız] ve deha dolu bir çiçeklenmeyi olanaklı kılan koşulları görmeye çalışalım hiç olmazsa.

15. Ulaşılan Uyum, 2007, Erol-Ömer Erduran

Bu yüzden bundan sonra söyleyeceklerimiz Yüksek Rönesans adı verilen bu muhteşem dönemin tam bir açıklaması olmayacaktır. [Ama en azından] böylesine ani bir deha çiçeklenmesini olanaklı kılan koşulları görmeye çalışabiliriz.

2) Kelimelerin ikame edilmesi: Sözdizimiyle oynanmadığı durumlarda ise Bedrettin Cömert çevirisindeki kelimelerin (a) yakın anlamlı kelimelerle ikame edilmesine; (b) iyelik, yapım veya hal eklerinin değiştirilmesine; (c) aynı sözdizimine başka kelimeler katıldığına veya mevcut kelimelerin eksiltildiğine tanıklık ediyoruz. Şu durumda kökü aynı olup farklı hallerde kullanılmış kelimeleri “aynı” kabul etmek elbette yanlış olmaz; örneğin “kimse-ye” / “kimse-lere”) Koyu yazılmış kelimeler ikame edilmiş, eklenmiş veya eksiltilmiş olanlar:

Giriş, 1976-Bedrettin Cömert

Bu sanatçılar, gördükleri tabloları unutmaya, Çocuk İsa'nın yemliğe konulup çobanlarca tapınıldığı veya bir balıkçının, İncil'in bildirisini yaymaya başladığı anı yeniden hayallerinde canlandırmaya çalıştılar. Eski kutsal kaynağı, bu kız oğlan kız bir görüşle okuma çabası, düşünme yeteneği kıt birçok kimseyi şaşırtıp öfkelendirdi. Buna benzer bir “skandal”, 1600 yılları dolayında etkinlik göstermiş, devrimci ve kocaman yürekli bir İtalyan ressamı Cravaggio'nun çevresinde koparılmıştır.

2007, Erol-Ömer Erduran

Bu sanatçılar, gördükleri tabloları unutmaya, Çocuk İsa'nın yemliğe konulup çobanlarca tapınıldığı veya bir balıkçının, İncil'in bildirisini yaymaya başladığı anı yeniden hayallerinde canlandırmaya çalıştılar. Kutsal kitabı yepyeni bir gözle okuma çabası, düşünme yeteneği düşünme yeteneği kıt birçok kimseyi şaşırtıp öfkelendirdi. Buna benzer bir “skandal”, 1600 yılları dolayında etkinlik göstermiş, devrimci ve kocaman yürekli bir İtalyan ressamı Cravaggio'nun çevresinde koparılmıştır.

5 Dünyayı Fethedenler, 1976-Bedrettin Cömert

Hıristiyanlığın doğuşundan sonraki yüzyıllarda, Roma sanatı ve Helenistik sanat, Doğu imparatorluklarının kendi kalelerinde bile onların sanatının yerini aldı. Mısırlılar, ölülerini mumyalamaya devam ediyorlardı, ama ölü gömüşlerini Mısırca bir üslupla resmedecek yerde, bu sahneleri, Yunan portre sanatının buluşlarını bilen bir sanatçıya yaptırıyorlardı. Kuşkusuz, ucuza çalıştırılan iddiasız ustaların yapıtı olan bu portreler, güçleri ve gerçekçilikleriyle bizi hâlâ etkiliyorlar. Bunca taze ve “yeni” gözüken pek az eski yapıt vardır.

2007, Erol-Ömer Erduran

Hıristiyanlığın doğuşundan sonraki yüzyıllarda, Roma sanatı ve Helenistik sanat, Doğu imparatorluklarının en etkili oldukları bölgelerde bile onların sanatının yerini aldı. Mısırlılar hâlâ ölülerini mumyalamaya devam ediyorlardı, ama eski Mısır usulüyle ölüyle birlikte gerçeğe benzer imgesini gömmek yerine Yunan portre sanatının tüm inceliklerini bilen sanatçılara onları resimletiyorlardı. Kuşkusuz, ucuza çalıştırılan iddiasız ustaların yapıtı olan bu portreler, güçleri ve gerçekçi görünümleriyle bizi hâlâ etkiliyorlar. Bunca taze ve “modern” gözüken pek az eski yapıt vardır.

Remzi Kitabevi'nin ‘Yeni resimler, yeni metinler ve yeni bölümler ile kitap yepyeni bir nitelik kazandı’ iddiasını ise birkaç sayfa sonra aynı baskıda rastlayacağımız Gombrich'in ‘On altıncı baskıya önsöz’ü yalanlıyor; “Kitabın son biçim değiştirmesi, başlangıçtaki, okurun resimler, metinle birlikte görmesi ilkesine dönülmesini isteyen, resimlerin basım kalitesini ve boyutlarını artıran ve mümkün olan yerlerde sayısını çoğaltan, Phaidon Press yayınevinin şimdiki sahibi Richard Schlagman sayesinde oldu. Bunun dışında eklenecek sanatçıları sadece XX yüzyılla ilgili bölümlerle sınırladım (...).” Dolayısıyla Gombrich, eserin ana gövdesini büyük ölçüde değiştirmiş değildir, ufak dokunuşlarda bulunmuştur. Türkçe karşılaştırmada bu ufak dokunuşları saptayabiliyoruz; ancak saptadığımız yerlerde bile, ayrı bir çeviriyi değil Bedrettin Cömert çevirisine ‘redaksiyon’ uygulandığını görüyoruz. Kavramımız ‘benzerlik’ değil, ‘aynılık’. Arada ‘benzerlik’ olması için öncelikle “iki farklı metin” olması gerekirdi. Anlaşılan o ki Erol ve Ömer Erduran, Bedrettin Cömert'in çevirisine İngilizce metne bakarak ‘redaksiyon’ yapmışlar veya yaptırtmışlar. Kitaptaki tek gerçek ‘çeviri’ elbette Gombrich'in sonradan yazdığı 28'inci bölüm. Son söz, Bedrettin Cömert’in 1976 yılındaki ilk baskıya yazdığı önsözün (iki kelimenin vurgusu bana ait): “Ayrıca, çevirmen olarak adımı görmekten gurur duyduğum bu yapıtın dilimize kazandırılmasında gösterdiği çaba ve titizlikten dolayı Remzi Kitabevi’nin dürüst ve anlayışlı yöneticisi sayın Erol Erduran’ı bu hizmetinden dolayı kutlamak isterim.”

Çevirmenler Meslek Birliği Bilim-Teknik Kurulu Başkanı
 
 
***


Günümüz kapitalizmi üzerine düşünmek
 



Haluk Yurtsever’in uzun süredir beklenen yeni kitabı Kapitalizmin Sınırları ve Toplumsal Proletarya, önceki çalışmaları gibi yine Yordam Kitap'tan çıktı. Günümüz kapitalizminin koşulları, özellikle toplumcu insanları yeni arayışlara yöneltiyor. Bugün yeryüzünde egemen güç olarak varlığını sürdüren, ancak iç çelişkileri nedeniyle bunalımdan kurtulamayan ve bunun bedelini insanlığa ödetmeye çalışan bir kapitalizm var. O yüzden, “vahşi kapitalizm” koşullarında ne yapılması gerektiği sorusu tüm insanlığı yakından ilgilendiriyor. Kapitalizmden çıkış yolu arayanlar, tarihsel süreçlerde nesnel durumları değerlendirerek savaşım yürütmüşlerdir. Ancak değişik dönemlerin koşulları, çözüm yollarını da farklılaştırmıştır. Günümüzde kapitalizm gibi, kapitalizm karşıtı güçler de özgül dinamikler barındırmaktadır. Haluk Yurtsever bu çalışmasında, güncel kapitalizmin ve içinde barındırdığı toplumsal sınıfların özelliklerini, çelişkilerini, eylemliliklerini tarihsel bağlarıyla ilişkilendirerek çözümleme çabasına girişiyor. Proletaryanın toplumsallaşma ve siyasallaşma süreçlerini, Tahrir Meydanı’ndan Wall Street’e “öfke ve isyan yılı 2011” güncelliğinde inceleyip değerlendiriyor. Kitabın ana düşüncesi şöyle özetlenebilir: “Toplumsal proletarya, geniş, büyük, çok katmanlı, kendi içinde bölünmüş bir sınıfsallıktır… Toplumsal proletarya, ancak ‘politik proletarya’ olduğu zaman tarihsel/ toplumsal özne olma yeteneği kazanıyor.” Ancak politik proletaryanın amaca uygun biçimde antikapitalist hareketleri birleştirmesi ve ortak bir eylemlilikte buluşturması gerekiyor. Haluk Yurtsever, bu sonuçları güncel verilerle destekleyerek somutlaştırıyor. Haluk Yurtsever'in yeni kitabı, Türkiye sosyalist hareketinin düşünsel-eylemsel birikimine değerli bir katkı olarak okuruyla buluşmayı bekliyor.
 
 
***




Sansür hiç bitmiyor
 


»Palahnİuk’un Ölüm Pornosu, Türkiye’deki sansür uygulamalarının son mağdurlarındandı. Kitabın çevirmeni Funda Uncu, ifade vermek için çağrıldığı karakolda, ‘bu kitabı çevirmeye utanmadın mı?’ ve ‘Manken misin?’ gibi sorulara maruz kalmıştı. Elimizdeki kitap, yaşadığımız topraklarda sansürün 1795’ten 2011’e uzanan kapsamlı bir tarihini ortaya seriyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyılında devlet ve basın ilişkisinden günümüze, medya-iktidar ilişkisinin kapsamlı bir tarihçesi bu kitapta izlenebilir.


Üstad al bunu oku!


»Marquez, Yüzyıllık Yalnızlık kitabının yazılış sürecini daha sonraları anlatırken, bir dostunun bir gece evine geldiğini ve “Sen yazı yazdığını sanıyorsun. Al da bunu oku.” diyerek Marquez’in önüne bir kitap attığını anlatır. Marquez kitabı büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla okur. Bitirir ve yeniden bir kez daha okur. Kitabı bıraktığında tanyeri ağarmaktadır. Kitap Juan Rulfo’nun “Pedro Paramo” sudur. Marquez kitaptan o denli etkilenmiştir ki Yüzyıllık Yalnızlık eserinde Pedro Paramo’dan bir cümle alarak Rulfo’ya bir selam gönderir. Susan Sontag’a göre Marquez, Pedro Paramo’yu ezbere bilir. Pedro Paramo’nun hayaletlerle dolu kasabası Comala, Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık eserindeki Macondo kasabası için bir esin kaynağı olmuştur.


Başka bir toprak


»KadInlar Ülkesi, kadın bir yazar tarafından kaleme alınmış ve kadınsı bir ütopik dünyayı tasavvur eden bir kitap. Dolayısıyla okuyucu burada, erkekler tarafından daha önce tasavvur edilmiş ütopik dünyalardan herhangi biriyle karşılaşmıyor. Burada, önemli bir tarih ve toplum eleştirmeni, feminist kuramın önemli bir isminin imzasını taşıyan ve feminist ütopya olarak adlandırılacak bir tarz hakim. Romanda, sadece kız çocuklarının doğmasını sağlayan “partenojen” doğumlar yoluyla, tamamıyla erkeksiz bir dünya tasavvur edilir ve erkek bakışı erkeğin gözünden verilir. 1915 yılında yazılan roman, üç Amerikalı erkeğin, bütünüyle kadınlardan oluşan bir toplumda yaşadıkları üzerine kurulu.


Kanlı bir diktatör


»2010 Nobel ödülünü kazanan Mario Vargas Llosa diktatörlük tarihi üzerine yazılmış bir başyapıt olarak kabul edilen "Teke Şenliği" inde, Dominik Cumhuriyeti’ni otuz yıl dalavera, şantaj ve şiddet ile yöneten kanlı diktatör Trujillo'nun katliamını anlatır. Olay Trujillo'nun kendisi, suikastçıları, ve diktatör tarafından cinsel tacize uğrayan Urania Cabral olmak üzere üç ayrı açıdan usta bir olay örgüsü içinde ele alınır.


Sınıflı toplumun enkazı


»YaratIcI zekâyI hastalık sayan kocakarı kafasının inşa ettiği kentlerin, orta karar bir depremle yerle bir olması gibi, sınıflı toplum da, para piyasaları adı altında yapılandırılan saadet zincirinin şişip durarak en sonunda patlamasıyla olduğu gibi çöktü. Şimdi, insanlık, sınıflı toplumun enkazında altın leğene kan kusarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Kalubeladan beri savaş, hep, put ile aklın arasındaki hâkimiyet mücadelesi oldu; şimdi de öyle ve hâkim olan put. Geri dönüş yok. Durmak da yok.

395
0
0
Yorum Yaz