Enver Gökçe'yi Yeniden Okurken/ Sennur Sezer
2005-12-03 · Kategori: Inceleme
Enver Gökçe Anıldı
31 Aralık 2001
1940 kuşağının toplumcu gerçekçi şairlerinden Enver Gökçe, şairin kitaplarının yeni basımlarını yapan Evrensel Basın Yayın'ın düzenlediği bir programla, 27 Aralık günü Barış Manço Kültür Merkezi'nde anıldı. Çağrısında 'Yitirişimizin 20. yılında Çit Köyü halkından, sair, sosyalist Enver Gökce'yi alçakgönüllü bir toplantıyla anıyoruz' cümlesi bulunan toplantıyı 200'ü aşkın kişi izledi.
Kemaliye Folklor Turizm Derneği Korosu'nun Eğin türküleriyle katıldığı anmada Lütfü Özgünaydin'ın 'Çit Köyü'nden Çıktım Yola' adlı bir dia gösterisi yapıldı. Kemaliye/Eğin türküleri ve bölgeyle ilgili görüntüler, Enver Gökçe şiirinin kaynakları için somut veriler sunuldu dinleyicilere.
Evrensel Basım Yayın'ın Genel Yayın Yönetmeni Hayri Erdoğan toplantıya katılanlara yaptığı hoş geldiniz konuşmasında, toplumcu gerçekçi edebiyatın günümüz için önemini vurguladı.
Türkiye Yazarlar Sendikası İkinci Başkanı Aydın Hatipoğlu, Enver Gökçe'yi ve onun kişiliğini, 1960 kusağıyla olan ilintilerini anlattı. Tahir Abacı, 1977 yılında Enver Gökçe için duzenlenen 35. yıl gecesini ve şairin Çit Köyü'ndeki evini, Sennur Sezer de Enver Gökçe şiirinin günümüzde de güncelliğini koruyuş nedenlerini anlattı. Mehrizat Poyraz'ın Enver Gökçe şiiriyle Eğin türküleri ilişkisini irdelediği konuşma ve şiirlerden örnekler ilgiyle izlendi.
Ani bir kalp rahatsızlığı yüzünden toplantıya katılamayan konuşmacı İhsan Atar ve İzmir'de olduğu için toplantıya gelemeyen Muzaffer İzgü'nun mesajları ile toplantıya son verildi.
MHA/İSTANBUL
http://www.ozgurpolitika.com/2001/12/31/allkulb.html
| Enver Gökçe, Şiirleri Eşliğinde Anıldı 29 Aralık 2001 Şair Enver Gökçe, ölümünün 20. yılında şiirleriyle anıldı.
Şair Enver Gökçe, ölümünün 20. yılında şiirleriyle anıldı. Gökçe’nin ‘Bütün Şiirleri” ve “Eğin Türküleri” adlı kitaplarını yayınlayan Evrensel Basım Yayın tarafından önceki gece Barış Manço Kültür Merkezi’nde düzenlenen anma töreni, Kemaliye Turizm ve Folklor Derneği Korosu’nun müzik dinletisi ile başladı. Kültür Merkezi’nin tiyatro salonunun tamamen dolu olduğu anma töreninde Gurbet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve fotoğraf sanatçısı Lütfü Özgünaydın’ın Gökçe’nin yaşadığı köyü fotoğraflar eşliğinde anlattı. 29/12/2001, GÜNLÜK EVRENSEL GAZETESİ |
Enver Gökçe’ye Saygı
27 Aralık 2001
Şükran Kurdakul
Enver Gökçe’nin ölümü çok erken yıpranma süresine girmiş (sokulmuş) bir yaşamın son direnç belirtilerinin kesilmesi olayıydı.
Özellikle 1978’lerden sonra artık bir borcu öder gibi yaşamak zorunda kaldı Enver.
Sessiz. Alabildiğine içe dönük ve ne düşündüğü somutlanamayan.
Kaç kez, yılların örter gibi olduğu acılara inerek bir şeylerin dışa vurmasına yardımcı olmak istedim konuşurken. Ya bir iki sözcükle kısa, kırık tümcelerle andı o yılları, geçti. Ya da sustu.
O acılar içinde gizli kalmış gerçekleri, zamanın silip götüremeyeceği utkuları, utkularımızı anımsatarak kendi tarihinden bir yeniden yaşama tadı bulup çıkarsın istedim.
Başaramadım.
Yıldan yıla ilerleyen hastalığın etkisine boyun eğerek, istencinde doğan boşlukların acısını duyuyordu belki. Ama kötümserliğe düşüp gelecekten umudu kesmiş olarak geri çekilmedi. Aksine, damarlarını yiyen hastalık biraz rahat soluk alma olanağı vermişse hapislere düşmeden önceki yılların insanına özgü zenginlikleri kazanıverdi yeniden.
1977’de Sofya’da bir hastahane odasında bulduğum Enver, memleket hasretine karşın bu zenginlikleri bilincinde yeniden duymanın sevincini yaşıyordu.
Şiiri ile, değerlerinin tadını çıkarma mutluluğu ile ve en önemlisi geleceğe yönelik amaçları, düşleri ile...
1948’lerde Ankara’nın Onbeşinci Yıl Kahvesi’nde tanıdığım Enver Gökçe, dinamiğinden çoğu Gün, Ant, Söz dergilerinde yayımlanan şiirleri çıkaran adamdı.
Şimdi kitaplarında da okuma olanağı bulduğumuz bu şiirlerin en belirgin özellikleri, sanırım, yüksek düzeydeki ses güçleridir. Bilirsiniz, haykırı ögelerine dayanmamışsa ses şiirin gelişim süreci içinde yeni coşkulara kaynaklık eder.
Bence, şairin bildirisini dışarıdan iletilen bir araç olmaktan çıkaran da bu özelliğe bağlı becerileridir.
Enver Gökçe, kendisini geniş ölçüde bildiriyle yükümlü tuttuğu için, yer yer ölçü ve uyak gibi olanaklara da başvurarak şiirini kurmaya çalışırken sesini bulmuştur. Bu sesin oluşumunda kuşkusuz geleneksel halk şiirimizin kaynaklarının yapıcı gücü vardır. Kendisi de bilir bunu.
Bir konuşmasında bu gerçeği şöyle vurguladığını görüyoruz:
“Türk dilinin bütün kollarını inceledim: Türkmence, Kırgızca, Karaimce, Göktürk ve Oğuz lehçeleri ve İstanbul ağzı... bunlar arasındadır. Ayrıca gene dilimizin güzel örneklerinin bulunduğu Dede Korkut gibi destansı halk hikayelerini de saymak gerekir. Ben isterdim ki, şiirim halkımızın bir türküsü, bir ‘Hoyrat’, bir ‘Ela Gözlü’, yahut bir ‘Bozlak’ gibi ezgili bir şekilde okunabilsin. Ta ilk zamanlarda, şiire başladığım ilk zamanlarda bile bu düşüncede idim. Bu yolla şiirlerimin daha bir etkin ve vurucu olma niteliğine varabileceğini sanıyordum. Bütün çabalarım bu yönde gelişmiştir. Şiirde halk söyleyiş olanaklarından yararlanmam doğaldır.”
Enver Gökçe şiirinin bir önemli özelliği de duyarlık ve coşkunun, inandığı öğretinin belirlediği temaları zenginleştirmesidir. Geçmiş, yaşanan ve gelecek bir sürecin birbirini tamamlayan öğeleri olarak görünür bu şiirde.
Kimi, “Bir İhtiyar” (Söz dergisi, 1946) örneğindeki gibi öykü-şiir niteliğindeki parçalarda toplumsal olay,
şiirsel ögelerle iç içe sergilenirken destanlara özgü özellikler çıkar karşımıza:
Gidiyorlar,
Atları, terkileri
Göğüslerinde gümüş köstekleri
yoktur.
Gidiyorlar,
Baş açık, yalınayak, ardı arkasına
Ümitten gayri ekmekleri yoktur.
Kimi de toplumsal olayların biriktirdiği öfke ve tepkilerin işlendiği Memleketimin Şarkıları, İlk Adım, Dost vb. şiirlerin beklenmedik parçalarında bir, iki... beş dizeyle, daha önce hiç bilmediğimiz lirizm örnekleri vurur duyarlığımıza:
Söyle türküler yadigârı kardeş,
Söyle ağrılar yadigârı kardeş...
Enver Gökçe’nin, 40’lı yılların sınıfsal konumu içindeki insanı arayan edebiyat anlayışına koşut olarak geliştirdiği şiirin temelinde özgünlük vardır, içtenlik vardır, yiğitlik vardır.
Ölümler ister istemez eski yılları, eski yıllardan kalanları konuşmaya, zorluyor bizi.
Eski var.
Eskimeyen eski var.
Parçalanmış, sönüvermiş değerleri simgeleyen eskinin yokoluşuna tarihin mezarlıkları tanıklık ediyor.
Eskimeyen eskinin verimlerini, doğasal bir olay gibi, yenide yarattığı katkılarda buluyoruz.
Şair Enver Gökçe, genç yaşındaki yaratılarıyla bile kendisinden sonra gelenlere elde ettiği güzellikleri yansıtmayı başarmıştı.
Anısına saygılar sunarım.
27/12/2001, GÜNLÜK EVRENSEL GAZETESİ
Enver Gökçe'yi Yeniden Okurken
27 Aralık 2001
Sennur Sezer
Enver Gökçe'nin çelişkilerin altını çizen şiirinin kökleri doğup yaşadığı bölgenin türkülerinden oluşuyor.
Enver Gökçe'nin sanat üzerine yazıları, yarım kalan şiirleri Bütün Şiirleri başlığıyla ölümünün 20. yılında tekrar yayımlanıyor.
'İnsan nasıl yaşarsa öyle düşünür. Sanatçı bizi nasıl düşündürmüşse öyle yaşamıştır. Ve bizleri de o türlü bir yaşayışa ve düşünceye çağırmaktadır. İnsan yaşayışının mahiyeti ve ortak özelliği budur.' Enver Gökçe'nin Yeryüzü dergisinde yayımlanan 'Sanat ve Sanatçı Üstüne' başlıklı yazısındaki bu bölüm, şairleri, özellikle Enver Gökçe'yi çözümlemek için önemli bir ipucu. Şairin şiirleri nasıl yaşadığının, bize neler düşündürmek istediğinin bir yansımasıysa, Enver Gökçe'nin Bütün Şiirleri'nde görüntü ne? Bu sorunun ikili bir yanıtı var bence. Bir yanda 'Gülden ağır söylenemiyecek' bir sevgili, bir yanda 'kan gider, kan revan' bir yaşamak. 'Bir yanda ölüm / Hayırlıydı / Yaşamaktan / Bir yanda / İçi sevdalarla / Dolu / Yemyeşil / Bir daldı' hayat.
Enver Gökçe (1920 - 1981), biz 60 Kuşağı'nın, söylencesiyle tanıdığı kişilerdendir. 1962'de Pablo Neruda'dan çevirdiği şiirler kitaplaştığında, bu şiirlerin çeviricisinin usta bir şair olduğu seziliyordu. Bu şairin şiirlerini okumak istediğimizde, bu şiirlerin çoğunun hapishane günlerinde yitip gittiğini öğrenmiştik. Gündeme gelişi, kitaplarının yayımlanışı 70'li yılları buldu: 'Dost Dost İlle Kavga' (1972), 'Panzerler Üstümüze Kalkar' (1977). Bu yıl Evrensel Basım Yayın, sanat üstüne yazılarını, yarım kalan şiirlerini, bu kitaplarla birlikte Bütün Şiirleri başlığıyla yayımladı. Kitapta yer alan Yusuf ile Balaban Destanı, günümüzde yeniden okunduğunda değişik bir görünüm kazanmakta :
'Ve döne döne ateş / Döne döne madde /.../ Döğüşe döğüşe madde / Değişe tokuşa madde / Öyle bir vakte erdi ki devran / Döne döne esir / Döne döne gaz / Döne döne atom / Döne döne madde / Döğüşe çekişe madde / Ve zaman değişe değişe / Yosun titreşe, yeşilleşe / Işık dura değişe'.
Gazlar dönmekte, bir bulutsu oluşmakta. Bir gezegen mi yoksa bir samanyolu mu? Şairin neredeyse gürültü ve ışıltıyla yansıttığı bu oluşuma nereden geldik? Bir kıyamet görüntüsünden : 'Gökler yarıla dürüle / Dağlar savrula devrile / Kırıla döküle yıldız / Sular evrile çevrile'.
Enver Gökçe doğanın zincirlerinden boşandığı bir değişim anını anlatmaktadır. Bir yanda var olan bir dünya yıkılmakta, öte yanda
ışıldayarak yeni ber dünya doğmaktadır.
Bu kıyamet görüntüsü, bir başka görüntüyle noktalanır : 'Öyle bir vakte erdi ki devran / Ha dedi kırdı zincirini / İçerdeki adam / Demir bağrışa bağrışa / Zindan çağrışa çağrışa'.
Zindanda, zincirlerini kıran destan kahramanı Yusuf'tur. Yusuf, zincirlerini kırışını, dört kitaptan daha büyük olduğuna inandığı şu görüşle açıklar: 'Demek su kimin / Toprak kiminse / Motor, elektrik ve ışık kiminse / Demek sultan odur. Demek insan bölük bölük / Yaşıyorsan ölüyorsun demek / Nasıl yaşıyorsan öyle düşünüyorsun demek / Demek insan / En yüce mertebede hayvandır / Yeni anladım / Alet kullanan ve yapan'. Yusuf, 'Bir yanda / Kurtuluş savaşları / Bir yanda esaret / Bir yanda termonükleer çağ / Bir yanda balistik şirret'in yaşandığı bu dünyanın gizini, bu uyanışla anlayacaktır. Sorunları da 'Evvel madde, ahir fikir'le çözecektir.
Enver Gökçe'nin, bir düşünceyi bu kadar akıcı bir dille ve sinema benzeri görüntüyle yansıtmasının altında şiirinin köklerinden birinin doğup yaşadığı bölge türküleri oluşunun da payı var kuşkusuz. Evrensel Basım Yayın'ın Bütün Şiirleri ile birlikte bastığı 'Eğin Türküleri', onun bir gençlik çalışması. Bu çalışma halkbilim açısından olduğu kadar şiirsel açıdan da önemli. Doğduğu coğrafyanın türkülerini, bu türkülerin doğuş nedenlerini inceleyişi onun yeni türküler yazmasına olanak sağlamıştır. Gap suları altında kalan topraklar için yeni ağıtlar : 'Munzurum / Pus / İçinde / Savrulur / Karla / Rüzgarla / Aşağıda / Domates / Biber / Fideleri / Çalışır / Derin / Kuyularda / ... / Ve / Keban / Dedikleri / Bir / Küçük / Şehir / Yediğim / Ağu da / İçtiğim / Zehir / Oy kurban / Ölem / Ben / Ölem / Kuytularda'(Keban Dedikleri) 'Hepten / Suya / Verdik / Çünkü / Suyu / Yoktu / Toprağı / Gazı / Tuzu / Işığı / Yoktu / Bu / Köyleri / Suya / Verdik / Eli/ Ayağı/ Tekerleği / Kağnısı/ Yoktu/ Ve / Atı / Arabası / Yoktu /Bir / Kaç / Kıl / Keçi / Bir / Torba / Çökelik/ Ve / Tulum / Peynirine / Hasrettiler' (Ve De 'Gavur İçinde Yesirdiler') Enver Gökçe, yine bir çelişkinin altını çizer. Bir yanda suya verilmiş ışıksız köyler, bir yanda suya verilen köylerin oluşturduğu barajlarda
'türbinler döndükçe' hançer hançer
ışıklar... Belki bu çelişkiyi çözmek içindir 'Tortop edip Fırat'ı' göğe savurmak,
'Kanlı görkemli Munzur'u' sapından tutup yere çalmak istemesi. Çünkü, her şey insan için olmalıdır. 'Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm / Biz olmasak üzüm göz, kömür göz ela göz / Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak / Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday, / Ayın on beşi, / Biz olmasak Taşova'nın tütünü, Kütahyanın çinisi / Yani bizsiz / Anne dizi, kardeş dizi yar dizi / Güzel değildir'.
Enver Gökçe'nin şiiri, bugün de çelişkilerin altını çiziyor. Termonükleer çağ da, balistik şiddet de sürüyor çünkü. Ama Enver Gökçe, çelişkilerin gizlerini fısıldıyor kulağımıza, yılgınlığa düşmeyelim diye: 'Ne bizden geri, deniz aşırı şarkılar, / Ne tadılır ne bölünür nimetler bizsiz / İnan kardeşim inan / Ne yalan bu dünya / Ne insan fani'...
***
KİRTİM KİRT
Can yoktu ki sevdalara düşe,
Kurt yoktu ki kızıl kana üşe
Yoktum ki yol geçe
Yoktun ki haber ulaşa
Gül yoktu ki, dal yoktu ki...
Ve döne döne ateş
Döne döne madde
Gökler yarıla dürüle
Dağlar savrula devrile,
Kırıla döküle yıldız
Sular evrile çevrile
Döğüşe döğüşe madde
Değişe tokuşa madde
*
Öyle bir vakte erdi ki devran
Döne döne esir
Döne döne gaz
Döne döne atom
Döne döne madde
Döğüşe çekişe madde
Vuruşa vuruşa madde
Ve zaman değişe değişe
Yosun tireşe, yeşilleşe
Işık dura değişe
Öyle bir vakte erdi ki devran
Ha dedi kırdı zincirini
İçerdeki adam
Demir bağrışa bağrışa
Zindan çağrışa çağrışa
Şöyle buyurdu ki Yusuf
*
Dört kitaptan daha büyük:
'Demek bu hayat,
Önce sana bana yük
Demek su kimin
Toprak kiminse
Motor, elektrik, ve ışık kiminse
Demek sultan odur.
Demek insan bölük bölük.
Yaşıyorsan ölüyorsun demek
Nasıl yaşıyorsan
Öyle düşünüyorsun demek
Demek insan
En yüce mertebede hayvandır
Yeni anladım
Alet kullanan ve yapan.
Tilki tarlayı masallarda sürer,
*
Manyetoyu çevirmez tavşan.
Devril başımdaki kader
Dökül dilimdeki yalan
Tutuş beynimdeki kibrit
Kirtim kirt
Kirtim de kirtim
Kirtim kirt'
Bir yandan demirciler
Demir döğer denge denk
Bir yandan boyacılar
Boya vurur renge renk
Bir yanda
Kurtuluş savaşları
Bir yanda esaret
Bir yanda termonükleer çağ
Bir yanda balistik şirret
Evvel madde
Ahir fikir
Dolan göğümdeki hava
Salın proleterya
Geber başımdaki bit
Kirtim kirt
Kirtim de kirt
Kirtim de kirtim
kirtim kirt
(*) Kirtim kirt: Halı tezgahlarının
çalışırken çıkardığı ses.
EĞİN TÜRKÜLERİ
Enver Gökçe, Evrensel Basım Yayın,
2001, 134 sayfa, 3.000.000 lira
BÜTÜN ŞİİRLERİ
Enver Gökçe, Evrensel Basım Yayın,
2001, 164 sayfa, 3.500.000 lira.
27/12/2001, Radikal Kitap Eki

