Hüsamettin Bozok’u kaybettik
2008-10-30 · Kategori: Yorum
Hüsamettin Bozok’u kaybettik
Yazar, gazeteci ve eleştirmen Hüsamettin Bozok, önceki gün Balıkesir’de yaşamını yitirdi. PEN Türkiye Merkezi’nin kurucu üyelerinden olan 92 yaşındaki Bozok için bugün bir tören düzenlenecek.
soL (HABER MERKEZİ) PEN Türkiye Merkezi’nin 1950’deki kurucu üyelerinden, yazar, incelemeci, gazeteci, çevirmen, eleştirmen, editör ve yayıncı Hüsamettin Bozok, 28 Ekim Salı günü, Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde vefat etti. Bozok için uğurlama töreni, bugün öğleden sonra, Topkapı Kozlu Mezarlığı’nda düzenlenecek.PEN Türkiye Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamada, vefatından duyulan üzüntü dile getirilerek, örnek bir aydın olan Hüsamettin Bozok’un pek çok devre yalnızca tanık olmadığı, olumlu hamlelere yol açtığı, birçok eser verdiği ve birçoğuna da katkıda bulunduğu belirtildi.
İkinci Yeni Akımı’na doğru Yeditepe
20 Şubat 1916’da İstanbul’da doğan Hüsamettin Bozok, Pertevniyal Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nden mezun oldu. İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun “Yeni Adam” dergisinin yazı işlerini yönetti. Çeşitli dergilerde edebiyat ve sanat konularında incelemeleri yayınlandı. Meydan Larousse ve Cumhuriyet Ansiklopedisi’nin tiyatro ve opera bölümlerini yazdı. “Emile Zola” (1940) ile “Portreler” (1941) adlı eserleri yayınlandı.
1950’den 1984’e kadar Yeditepe Dergisi’ni çıkaran Bozok, Yeditepe Yayınları’nı kurdu. 1954’te yılın en beğenilen kitabına verilmek üzere “Yeditepe Şiir Armağanı”nı başlattı. İkinci Yeni akımının ağırlık merkezi Yeditepe dergisi oldu. Yıllar sonra yaptığı bir açıklamada, Bozok, “Yeditepe sanat okulu olmadı, ama yüzü Batı’ya dönük, yenilikçi, avangard bir sanattan yana oldu” diyordu. İkinci Yeni’nin en önemli temsilcilerinden şair Cemal Süreya da bu yayın politikasının önemini vurgulamıştı.
Hüsamettin Bozok 1963-1972 döneminde İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin, 1974-75’te ise İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun basın danışmanı olarak çalıştı. 1974’te Beyrut’ta düzenlenen Asya-Afrika Uluslararası Yazarlar Birliği Toplantısı'nda Türkiye’yi temsil eden Bozok, Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü ve Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Onur Ödülü’nü aldı. Basın şeref kartı sahibi olan Bozok, Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği (AICA), Uluslararası Edebiyat Eleştirmenleri Derneği (AICL), Edebiyatçılar Derneği, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve PEN üyesiydi.
Oğuz Tansel anılıyor
Halkbilimci ve şair Oğuz Tansel, ölümünün 14. yılında, Ankara’da Petrol-İş Sendikası Konferans Salonu'nda düzenlenen etkinlikle anılacak.
soL (HABER MERKEZİ) 1 Kasım 2008 Cumartesi günü, saat 16.00’da, Petrol İş Sendikası Ankara Şubesi Konferans Salonu'nda, Tansel ailesi ve Ankara Aydınlığı Girişimi’nin düzenlediği toplantıda, halkbilimci ve şair Oğuz Tansel anılacak.
Oğuz Tansel’in edebiyatçı ve bilim insanı kimliği konulu panele, Prof. Dr. Aysıt Tansel, Nermin Küçükceylan, Ümit Sarıaslan ve Günay Güner konuşmacı olarak katılacaklar. Etkinlikte Ülkün Tansel’in hazırladığı dia gösterisi eşliğinde Günay Güner’in bağlama dinletisi de yer alıyor.
Oğuz Tansel, geçen yıl ODTÜ Edebiyat Topluluğu’nun girişimiyle düzenlenen etkinlikte, çok sayıda edebiyatçının katılımıyla anılmıştı. Geçtiğimiz aylarda, Oğuz Tansel Yazın Ödülü’nün verilmeye başlanacağı duyurulmuştu.
"Gül'den zamansız ödüller"
Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan basın açıklamasına göre Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nün, edebiyat dalında Yaşar Kemal’e, mimari dalında, Turgut Cansever’e, müzik dalında, Dr. Alaeddin Yavaşca’ya verilmesi kararlaştırıldı.
soL (HABER MERKEZİ) Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamayla, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü uzun bir aradan sonra yeniden sahiplerini belirledi. Periyodu belli olmayan ödüller, Resmi Gazete’de yer alan açıklamayla birlikte her yıl farklı dallarda sahiplerini bulacak.
Frankfurt Kitap Fuarı’nın protestolarla açılması, Altın Portakal ödül töreninde AKP’lilere verilen tepkiler, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ölümün ardından Erdoğan’ın bir başka şairin şiirini okuyarak Dağlarca’yı övmesinin hemen sonrasında verilen “zamansız” ödüller, yazarlar tarafından, AKP’nin sanata dair imaj düzeltme çalışması olarak yorumlandı.
“Değerlendirme kurulu çok renkli”
Çankaya Köşkü’nde gerçekleşecek ödül töreninin değerlendirme kurulunda RTÜK tarafından Bakanlar Kurulu kararıyla TRT Yönetim Kurulu üyeliğine getirilen, ancak Danıştay'ın işlemi iptal ederek görevden aldığı M. Emin Kuz, Hürriyet yazarlarından Doğan Hızlan, daha önce Gül’ün sözcülüğü yapmış H. Gürcan Türkoğlu, Gül’ün AB danışmanlığını yapan Zeynep Damla Gürel, Zaman gazetesi yazarlarından Beşir Ayvazoğlu’nun yanı sıra İmam Hatip Lisesi mezunlarının haksızlığa uğradığını savunan İmam Hatip Mezunu Prof. Dr. Mustafa İsen de yer alıyor.
Ödül sahiplerinin ve son dönemde basında AKP karşıtı demeçleriyle yer bulan Yaşar Kemal’in ödülü kabul edip etmeyeceği bilinmiyor.
Sen neymişsin be Tayyip
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye göre Kürt illerinde bir “isyan provası” var ve bunun sorumlusu Kürt sorununda yumuşak davranan Erdoğan ve Gül. Bahçeli partisinin meclis grubunda yaptığı konuşmada Erdoğan’a 1991’de hazırlattığı Kürt Raporu ile yüklendi.
soL (HABER MERKEZİ) MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin partisinin grup toplantısında hedefi Başbakan Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül oldu. Her iki lideri Kürt sorununda yumuşak davranmakla suçlayan Bahçeli "terör ve etnik gerilimin çok fazla tırmandığını" belirterek "bu konuda bir yol ayrımındayız" dedi. Bahçeli Erdoğan'a 1991 yılında hazırlattığı Kürt Raporu'nu hatırlatarak "kararınızı verin" dedi.
"Ne mozaiği mermer"
Gül'ün yabancı bir dergiye verdiği mülakatta "önceden Kürtlere ayrımcılık vardı" sözlerini eleştiren Bahçeli, Erdoğan'ın pasif ve "çok kimlikçi" tutumunun da sorunun tırmanmasının nedeni olduğunu savundu. Bahçeli'ye göre ordunun prestijini yok etmeye çalışanlar ve "tekrar ortaya çıkan siyasi çözüm çığırtkanları" Türkiye'nin kararlılığını ortadan kaldırarak ülkeyi PKK ile siyasi hedeflerin tartışılacağı bir zemine çekmeye çalışıyor. Bahçeli, AKP'nin "tabuları yıkıyorum, ezber bozuyorum, alt-üst kimlik" söylemleri ve “Türkiyelilik” çözümü adı altında Türkiye'yi 36 etnik kimlik ekseninde bölmeye çalıştığını savundu.
Erdoğan'ı raporla vurdu
Erdoğan'ın Refah Partisi İstanbul İl başkanı olarak altında imzası bulunan 1991 tarihli Kürt sorunu raporunu tekrar gündeme getiren Bahçeli, rapordaki "Güneydoğu Anadolu sorunu gerçekte ulusal bir sorundur, istenilen Kürt ulusal kimliğinin tanınması ve eşit ve gönüllü bir birliktelik oluşturulmasıdır. Bu makul bir taleptir. Biz siyasi parti olarak, resmi ideolojiyi sorgulamalıyız. Kemalist devletin geleneksel zora ve silaha başvuru yöntemi artık iflas etmiştir. Devlet terörünü de kınamalıyız. PKK ile devlet çatışmasında devlet safında görünmemeliyiz. Bunun için devletin PKK'yı bölücü, terörist ve ayrılıkçı olarak nitelendiren söyleminden uzak durmalıyız. Kürtçe eğitim serbest olmalıdır" ifadelerini hatırlatarak Tayyip Erdoğan'dan karar vermesini istedi.
Kürt sorununda geriye çark
Erdoğan bundan 16 yıl önce, daha RP İstanbul İl Başkanı olduğu dönemlerde hazırlatıp lideri Necmettin Erbakan'a sunduğu "Kürt Sorunu Raporu"nu Mehmet Metiner'e hazırlatmıştı. Rapor aslında Milli Görüş hareketinin Kürt illerinde nasıl örgütlenebileceğini tartışıyordu. Bu nedenle şimdi sert çıkışlar yapan Erdoğan o dönemde Kürt sorunu konusunda oldukça ılımlı bir tutum takınmıştı.
"-Bu bir Kürt sorunudur: Bugün "Doğu" veya "Güneydoğu Sorunu" olarak adlandırılan sorun, aslında bir "Kürt Sorunu" dur... Sorun gerçekte ulusal bir sorundur, yani bir Kürt sorunudur... Bugün Doğu ve Güneydoğu olarak adlandırılan bölgeler, tarihin en eski devirlerinde "Kürdistan" olarak adlandırılan coğrafyanın içinde yer alan bölgelerdir... Kürtler'in konuştuğu dil olan Kürtçe, Türkçe'yle ilgisi olmayan müstakil bir dildir...
"-Özel Tim'in bölgedeki uygulamaları âdeta hesap dışıdır. Bölgede yaşayaninsanların ne mal ve ne de can güvenlikleri söz konusudur. İnsanlara bölgede gerektiğinde "bok" bile yedirilmektedir. Demokratikleşme ve insan hakları noktasında Güneydoğu son derece geridir. Yakın bir zamana kadar anlamsız ve çağdışı Kürtçe yasağı dolayısıyla bölge insanları hayli baskılarla yüz yüze gelmiştir.
"-Bugün Güneydoğu'da PKK eliyle sürdürülen Kürt silahlı mücadelesi şehre inmiştir. Devlet, kontrgerillasıyla, özel timiyle, harcadığı trilyonlarca lirasıyla, köy korucularıyla vs. bu sorunun üstesinden gelinemeyeceğini artık anlamış bulunmaktadır. Kemalist Devletin geleneksel zora ve silaha başvurma yöntemi artık iflas etmiştir."
Erdoğan'ın rapordaki öneriler kısmı da oldukça ilginç. Zira Erdoğan "anadilde eğitim hakkı"ndan başlayarak "75 yıldır asimilasyoncu, inkarcı ve baskıcı olan resmi ideolojinin açıkça eleştirilmesini" istemişti. "Doğulu vatandaşımıza Kürt diyelim" diyen Erdoğan "devlet terörüne açıkça karşı çıkılmasını" da talep etmişti. Erdoğan PKK'ye yönelik olarak "bölücü, terörist" gibi "devlet tanımları"nın da bir kenara bırakılması çağrısı yapmıştı.
Erdoğan'ın raporunun üzerinden geçen 17 yılda değişmeyen tek tavrı ise Güneydoğu'da İslami kimlikten yararlanmak oldu. İslami kimliği RP'nin avantajı sayan Erdoğan bölgeyi Türkiye'ye bağlamanın önemli bir yolunun "Müslümanlık" olduğuna yer vermişti.

