Karanlıktaki ışık Orhan Kemal! / Refik Sıla Güvenç / 06/2008

2008-06-02 · Kategori: Yitirdiklerimiz

02/06/2008
Karanlıktaki ışık Orhan Kemal!
Refik Sıla Güvenç
Orhan Kemal’i ve Orhan Kemal müzesini, yazarın ölüm yıldönümünde oğlu Işık Öğütçü anlattı...
Bugün, Orhan Kemal’in aramızdan ayrılışının 38. yıl dönümü. Onun, her gün daha da çoğalan okuyucu kitlesine bir başka pencereden Orhan Kemal’i anlatmak için, yazarın oğlu Işık Öğütçü ile Cihangir’deki Orhan Kemal Müzesi’nde bir söyleşi gerçekleştirdik. Orhan Kemal’i bu kez oğlunun ağzından dinleyip onun baba yönünü de tanımak yazara karşı duyduğumuz saygı ve sevgiyi bir kat daha arttırdı. İşte, Işık Öğütçü’nün ağzından Orhan Kemal...

Öncelikle bizlere Orhan Kemal Müzesinin kuruluş serüveninden ve gerçekleştirdiğiniz etkinliklerden bahseder misiniz?
Babamın öldüğü yıl olan 2 Haziran 1970’ten itibaren aile büyüklerimiz ve edebiyatçı dostlar hep bir Orhan Kemal Müzesi açılsın istiyorlardı. Tabii bu bazı olanaklarla gerçekleşebilecek bir şeydi. Bu imkanı 2000 yılında yakalayabildik. Orhan Kemal ailesinin tüm fertlerinin çalışmaları sonucunda 2000 yılında burayı açtık. Her yıl 2 Haziran’da babamın anma gününü gerçekleştiriyoruz. Bu anma gününde, o yılın en iyi edebiyat eserine ‘Orhan Kemal Roman Armağanı’nı veriyoruz. Geleneksel hale getirdiğimiz bu anma ve ödül törenini Beyazıt’taki Orhan Kemal Kütüphanesinde gerçekleştiriyoruz. Bunun yanı sıra Orhan Kemal eserlerinin tüm telif hakkı çalışmalarını buradan yürütmekteyiz. Ayrıca ‘www.orhankemal.org’ adlı web sitemizde de babama ve eserlerine ait tüm bilgileri tüm Orhan Kemal dostlarıyla paylaşıyoruz. İnternet sitemize de çok büyük ilgi var.

Geçen yıllarda Orhan Kemal Müzesi olarak okullara ‘kitap kampanyası’ çalışmalarınız vardı. Bu çalışmalar hala devam ediyor mu?
Bu bizim arkadaşlarımızla beraber yaptığımız bir çalışmaydı. Çeşitli kaynaklar ve sponsorlar sayesinde ihtiyacı olan okullara kitap yardımı yapmaktaydık. Ancak şu anda babamın eserlerine olan ilgi trafiği çok yükseldiği için bu tip kampanyalara pek vakit ayıramıyoruz. Kitap kampanyası bitmiş değil, devam ediyor. Ama şu anda herhangi bir aktivitesi yok. Elimizden geldikçe bu tip kampanyalarda yer almaktan her zaman mutluluk duyarız.

Orhan Kemal eserleri yurt dışında da oldukça ilgi görüyor. Bu eserler hangi ülkelerde okuyucularla buluşuyor?
Yunanistan’da yayınlanan pek çok kitap var. Haziran ayıyla birlikte İngiltere ve İtalya’da yayınlanacak olan kitaplar var. Almanya’daki temaslar da sürüyor. Çok yakın zamanda Almanya’da da okuyucularımızla buluşacağız. Bildiğiniz gibi Frankfurt Kitap Fuarına Türkiye konuk ülke olarak katılacak. Fuarla birlikte Türk edebiyatına olan ilgi de artarsa değişik yayın evlerine de bazı Orhan Kemal kitaplarını yayınlatma imkanımız olabilir diye düşünüyorum.

Babanız vefat ettiğinde siz 13 yaşındaydınız. Biz bir yazar olarak Orhan Kemal’i çok seviyoruz. Siz bize baba Orhan kemal’i anlatır mısınız? Orhan Kemal nasıl bir babaydı?
Çocuklar için analar, babalar çok önemlidir onları kaybettiğinizde yerine koyacak kimseyi bulamıyorsunuz. Yıllar geçtikten sonra siz de baba oluyorsunuz. Sizin de evladınız oluyor. Annem de babam da çok zor şartlar altında yaşam mücadelesi verdi. Babam evimizi geçindirmek için sürekli gazetelerden iş almak zorundaydı. Aynı zamanda yazdıklarını yayınlatmak amacıyla yayın evleri ile görüşürdü. Babam da annem de bizleri okutmak için inanılmaz mücadeleler verdi. Babam, çocuklarını çok severdi. Anneme ara sıra takılırdım “Anne”, derdim “sen beni çok döverdin.” Annemden çok dayak yedim fakat babamdan bir fiske dahi yemedim. Babamın bizlere bağırmasını bile duymadım. Bunun nedenini uzaklarda aramaya gerek yok. Babamın kitaplarına baktığınız zaman babamın insanlara olan sevgisini görmeniz mümkün. Babam, bırakın çocuklarına vurmayı, kendi kitaplarındaki herhangi bir kahramanına bile kıyamazdı. Ben böyle bir sevgi ortamında büyüdüm. Parasızmışsınız hiç önemli değil. Size verilen sevgi ve umut sizi yaşatıyor. Babam benim için çok önemliydi. Babamı genç yaşta kaybettiğim için çok üzgünüm.
Keşke yaşasaydı da şu anda aklımda kalan pek çok şeyi sorabilseydim ona. Babam biraz daha yaşasaydı belki birkaç kitap daha yazacaktı. Babam biraz daha yaşasaydı ona çektiği acıları unutturacak bir takım maddi imkanlar sağlayacaktım ve bir evlat olarak bundan gurur duyacaktım. Bunları sağlayacak fırsatım olmadı, babam çok erken vefat etti. Babamın kitapları ve eserleri bizler için çok önemli bir miras. Babam yazdıklarıyla zaten yaşıyor ama keşke biraz daha yanımızda kalsaydı.

Babanızın yayınlanmamış eserleri var mı?
Ben bunlardan iki tanesini yayınladım. Babamın düz yazılarından ve şiirlerinden oluşan ‘Yazmak Doludizgin’ ile babamın yarıda kalmış iki eserinin yer aldığı ‘Önemli Not!’ isimli kitabı okuyucularla buluşturduk. Birkaç projemiz daha var. Babamın 100. yaşına denk getirmek üzere bir fotoğraf albümünü yayınlamak istiyorum. Ayrıca 1970 yılına kadar babamla ilgili yazılmış yazılardan oluşan bir çalışmayı yayınlamak istiyorum. Bunun dışında son olarak babamın yazdığı ve babama yazılan mektupları derlemek istiyorum.

Babanızın eserlerinde kendinizle örtüştürdüğünüz bir kahraman var mı? Bir de babanızın en sevdiğiniz kitabını soracağım...
Ben 15 yaşıma dek babamın tüm kitaplarını okumuştum. Ancak o yıllardaki dünya görüşünüzle şu andaki dünya görüşünüz aynı olmuyor. Babamın kitaplarını halen tekrar tekrar okuyorum. Her okuyuşumda bambaşka şeyler keşfediyorum. Daha geçen gün ‘Eskici ve Oğulları’nı okudum. Babamın toplam 42 kitabı var. Bu kitapların 42’sinde de ayrı dünyalar var. Ben hiçbir kitabını diğerinden ayıramıyorum, hepsi benim evlatlarım. Babamın eserlerindeki bütün karakterlerde kendime dair bir şeyler bulabiliyorum.

Türkiye’de yazarlar eskiden beri yazdıklarıyla ilgili sıkıntılar yaşamışlardır. Orhan Kemal’in de hayatının bir bölümü düşünceleri ve yazdıklarından dolayı hapishanede geçmiş. Bu konuyla ilgili düşünceleriniz nedir?
Türkiye’de bazı yazarlar Murtaza’nın deyimiyle muzır vatandaşlardır. Ve daima denetim altında tutulmalıdırlar. Yani Orhan Kemal bu sorunuzun cevabını ‘Murtaza’ ile vermiş.
Yazarlar ve sanatçılar kabında duramayan insanlardır. Bize güzellikleri sunan insanlardır. Tabii ki onların bazı düşünceleri bizim normal düşünce sistemimizin dışında olacaktır. İnsanın düşünce dünyasının gelişmesi böyledir. Aykırı fikirler her zaman olacaktır. Katılırsınız ya da katılmazsınız. Bunları alıp hapse koymak 2000’li yıllarda olacak şeyler değildir. Ama üstadın kitaplarındaki ‘umut’ var ya bu olumsuzlukların hepsi bir gün aşılacak. Çağdaş ve bizi uygarlık yolunda yürütecek her düşüncenin bir gün bu ülkede de ışık hızıyla gideceğine ben inanıyorum.
Çünkü babam olsun, Nâzım Hikmet olsun, diğer yazarlar olsun, insanların aydınlanması ve uygarlık yolunda daha kültürlü ilerlemesi için yüzlerce eser yazdılar. Bu olumsuzluklar ülkelerin sosyal gelişim hayatında görülen bir takım engellerdir. Bunlar da aşılacaktır. Mesela Nâzım Hikmet yıllarca hapislerde yattı daha sonra Kültür Bakanı onun 100. yaşını kutladı. Bu tip şeyler gelip geçicidir yani siyasiler, siyasi düşünceler bir gün silinip gider ama büyük sanatçılar hep kalır. Biz bugün Nâzım Hikmet’e 28 yıl ceza veren insanları tanımıyoruz ama Nâzım Hikmet’in şiirlerini okuyoruz. Babama mahkumiyet verenleri tanımıyoruz ama 72.Koğuş’u okuyoruz. Yazarlar, sanatçılar bu yollardan geçecekler ama sonunda mutlaka onların güzel bir dünya olmasını istediği dönemler gelecektir. Bu 3–5 yıl sonra gelecek bir dönem değildir uzun bir süreçtir. Bizler göremeyiz ama gelecek nesiller bunu görecektir. Buna sonuna kadar inanıyorum. (İstanbul/EVRENSEL)


Orhan Kemal 94 yaşında
Sizce Orhan Kemal neden hâlâ bu denli okunabilen ve sevilen bir yazar. Onu diğer yazarlardan farklı kılan ne?
Orhan Kemal, bize içimizden bakıyor. Onun sıcaklığı, umudu ve iyimserliği kitaplarındaki her satırında olduğu sürece Orhan Kemal’in kitapları hep okunacaktır. Onun kitaplarında karamsarlık yoktur, karamsar neden olsun ki... Her zaman karanlıktaki bir ışığı yakalamıştır. Bundan sonrası artık okuyucuya kalmıştır. Buraya gelen pırıl pırıl Orhan Kemal hayranları görüyorum. Onlardaki aydınlığı hissedebiliyorum. Gençlerin elinde şu anda o kadar çok teknoloji var ki, gençlere her şey hazır sunuluyor. Ellerinde her şey var, sadece tek bir şeyleri yok; hayalleri yok. Hayalleri de bu kitaplardan elde edecekler. Orhan Kemal’in kitapları bu konuda gençlere yardım edecek. Hayal dediğim şey öyle ütopik, havada olan bir hayal dünyası değil. Ayakları yere basan genç kuşaklara Orhan Kemal rehber olacak. Ben gençlerden her zaman umutluyum. Çocuklar umudumuzdur. Onlar okuyacaklar, onlar aktaracaklar ve Orhan Kemal nesiller boyunca hep okunacak. Bugün, dünya üzerinde de çok ünlü yazarlar yaşadıkları dönemlerde anlaşılamamışlardır. Yıllar sonra öyle bir anlaşılmışlardır ki o dönemin moda olan yazarları, moda olan sanatları bir anda yok olmuşlardır. Dünyada böyle olmuştur Türkiye’de de böyle olacaktır. Onun için ben sadece Orhan Kemal’i yaptığımız bu çalışmalarla görünür kılıyorum. Orhan Kemal var, 94 yaşında ve yapıtlarıyla şu anda aramızda.

 

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

“Orhan Kemal, insan soyunun mutlu, acı, umutlu, yiğit, insan, alçakgönüllü bir macerasıdır.”

            Yaşar Kemal

Rıfat Ilgaz ‘Bu Da Bir Özgürlük Şiiri’nde Nâzım Hikmet’in şiirlerini tape ettiği için tutuklanan ve 1944 yılında Tophane Cezaevi’nde yatarken aynı zincire kelepçelendikleri bir lise öğrencisini anlatır:

“Bir liseli talebeyle vurulu bileklerin

Kırk mahkûmun sürüklediği zincire.

Tek suçunuz hür insanlar gibi konuşmak,

Kitaplar suç ortağınız!”

 

Birgün 20’li yaşlarını süren Raşit Kemal Öğütçü de benzer bir sebeple tutuklanır.

Asker çantasında Nâzım Hikmet’in şiir kitaplarını taşıyan ve kızı daha kundaktayken tutuklanan Raşit Kemal Öğütçü bu duruma üzülmemiştir bile… Çünkü; “… babası politikacı olan bir genç adamın, babası gibi politik bir nedenden dolayı tutuklanması gururumu okşamış, kendimi ‘devletin uğraştığı önemli bir adam’ gibi görmeye başlamıştım. Hazır o sıralarda Nâzım Hikmet de tutuklanmıştı. Demek ki ben de onun kadar değilse bile, ona yakın bir siyasiydim” (Önemli Not, sayfa 136) diye düşünmüştür.

Yolları Bursa Cezaevi’nde kesişir…

Bu tesadüf Raşit Kemal Öğütçü’nün Türkiye edebiyatında hak ettiği yeri almasının zeminini hazırlar.

3,5 yıl bıkmadan usanmadan çalışırlar, Nâzım Hikmet bütün bildiklerini aktarır genç arkadaşına…

Raşit Kemal Öğütçü yazdığı şiirleri ustasıyla paylaşır…

Usta’sı beğenmez şiirlerini… Tesadüf eseri eline geçen bir düzyazısını okuyunca; “Aman kardeşim, bırak şiiri. Sen nesir adamısın. Hikâye yaz, roman yaz!” der Nâzım Hikmet, daha sonraları Orhan Kemal adını alacak olan hapishane arkadaşı Raşit Kemal Öğütçü’ye…

Futbol oynadığı günlerde okuduğu ‘şiirlerin ahenkleriyle, edalarını şıp diye kavrayarak onlar gibi yazmaya’ başlayan Orhan Kemal, ustasının önerilerini dikkate alarak şiir yazmayı bırakır, hikâyeler yazmaya başlar böylece… Sonrasında peş peşe gelir hikâye kitapları…

Yazarak geçinen Orhan Kemal öykü ve romanlarında en iyi bildiği, kendisinin de içlerinde yaşadığı dar gelirlileri, işçileri yazar… Arka Sokak adlı hikâye kitabı için dava açılır hakkında… Öyle bir savunma yapar ki, beraat eder…

“… Arka Sokak hikâye kitabım mahkemeye verilmişti. Hâkim, iddia makamına uyarak ‘konularımı neden hep fakir fukaradan, işçiden aldığımı, Türkiye’de varlıklı insanların, iyi yaşayanların olup olmadığını’ sormuştu. İlk bakışta evet, çok doğru bir soru. Neden hep bu insanları, neden bu insanların yokluğunu ele alıyorum? O zaman hâkime, ‘Ben gerçekçi yazarım. En iyi bildiğim konuları alırım. Varlıklı yurttaşların yaşayışlarını bilmiyorum, nasıl yaşadıklarından haberim yok,’ demiş ve beraat etmiştim.” (Önemli Not, sayfa 298)

Günümüz gençlerine tuhaf gelecek bu olay o dönemlere tanıklık edenler için şaşılacak bir şey değildir.

Dönemin ‘toplumcu gerçekçi’ edebiyatçılarının başına gelenler benzer özellikler taşır.

1940 toplumcu gerçekçi kuşağın usta kalemlerinden, Orhan Kemal’in yakın dostlarından Rıfat Ilgaz da palto ve ayakkabı yüzünden okula gidemeyen öğrencilerinin şiirlerini yazdığı için tutuklanıp, öğretmenlikten uzaklaştırılıp, 6 ay hapse mahkûm edilmemiş miydi?

Ustası Nâzım Hikmet’in; bilimsel sosyalizmi özümsemiş bir yazar olarak gördüğü için “Memleketine, halkına, dünyaya ve insanlara layık büyük bir muharrir olacaksın.” (Kemal Sülker, Bilinmeyen Mektuplarıyla Nâzım Hikmet Orhan Kemal Dostluğu, sayfa 81), “İnanıyorum ki işçi sınıfının en büyük yazarı olacaksın, göreceğiz.” (Kemal Sülker, Bilinmeyen Mektuplarıyla Nâzım Hikmet Orhan kemal Dostluğu, sayfa 14) dediği Orhan Kemal’i 2 Haziran 1970’te davetli olarak gittiği Sofya’da kaybettik…

Fakat aradan geçen 38 yıla karşın Orhan Kemal yapıtlarıyla herkesin gözdesi… Okunuyor, seviliyor, kitapları yabancı dillere çevriliyor…

Cihangir’deki Orhan Kemal Müzesi’nde ise Orhan Kemal’in özel eşyaları, kitapları sergileniyor…

Orhan Kemal’in anılarını yaşatmak, düzenin çürümüşlüğünden korumak için çalışanların başında ise Orhan Kemal’in oğlu, Nâzım Hikmet’in manevi torunu Işık Öğütçü geliyor…

Işık Öğütçü, Everest Yayınları tarafından yayımlanan ‘Yazmak Doludizgin-Günlükler ve Şiirler’ ile ‘Önemli Not’u da yayıma hazırladı… Işık Öğütçü ile Eylül 2000’de açılan Orhan Kemal Müzesi’nde konuştuk.

 

»Müzeye olan ilgi nasıl?

Çok ilgi var desem yalan olur. Okullar açık olduğu zaman çeşitli okulların öğrencileri, öğretmenleri ziyaret ederler müzemizi. Bir de yolu Cihangir’e düşenler. Ama çevresinde bu kadar yüksek kalitede lokanta, kahve olan bir semtte ve ünlü ünsüz pek çok ismin bulunduğu Cihangir’de, kimsenin ilgi göstermemesi enteresan... Müzemizde Orhan Kemal’in 70 fotoğrafı, ilk basım kitapları, yurtdışında yayınlanan kitapları, onun için yazılmış kitaplar sergileniyor. Çalışma odası, daktilosu, yatağı, masası, kitapları, kullandığı eşyalar, elbiseler ile birlikte babası Abdülkadir Kemali’nin özel eşya ve kitapları da ziyaretçilere sunuluyor.

 

»Babanızın Orhan Kemal olduğunu ne zaman fark ettiniz?

Doğal olarak büyük bir yazarın oğlusunuz. Ama çocukluğunuzda veya yetişkinliğinizde sadece kitaplarını okuyarak, aile büyüklerinizin anlattığı anıları dinleyerek babanızı tanımaya çalışıyorsunuz. Fakat 2000’de müzesini açtıktan sonra babamın dünyasına girip, onunla birlikte romanlarının ve hayatının içinde dolaşmaya başladıktan sonra, ben babamı gerçekten tanımaya başladım. Her eserinin satırlarında yatan gerçekleri, anlatmak istenenleri görmeye başladım. Bu da üstadın her eserinin derin anlamlar içerdiğini anlamamı sağladı. Şimdi okuyucularında görmesi daha iyi anlaması için uğraş veriyorum.

 

»Siz neden yazmayı düşünmediniz?

Bunun için yaşamak, donanım, istek vs. lazım. Bizler zaten çok zor koşullarda yaşadık. Evde zaman zaman yiyecek bir şey bulamadık. Bundan hiçbir zaman şikâyetçi olmadık. Babam düşüncelerinin adamıydı. Bu düşüncelerini, daha rahat yaşam için kullanmadı. Yani kalemini satmadı. Farklı davransaydı, aç milyonlara, ezilenlere sırt çevirip rahata kavuşsaydı, bugün Orhan Kemal’i konuşmazdık. Onun yeri ezilen tüm insanların yanıydı. Onlara ihanet edemezdi. Küçük adamların en büyük destekçisi, onların dertlerini paylaşan dert ortağıydı. Bu bir dik duruştur. Bizde onunla birlikte bize çektirilen, biçilen hayatı yaşadık. Şikâyetçi olmadık dedim. Gerçekten de öyle. Fakat biz kardeşler başka kulvarda eğitim aldık, çalıştık ve çalışmaya devam ediyoruz. Yazmaya bu çalışma temposu içinde vakit maalesef kalmıyor. Ama ben yine de derlemeler yapıyor, gazetelere yazılar yazarak, yazı eyleminin içinde bir nebze bulunuyorum. Bir de her gün yeni bir yazarın çıktığı ortamda bana pek bir yer kalmıyor.

 

»‘Yazmak Doludizgin-Günlükler ve Şiirler’ ile ‘Önemli Not’u yayıma hazırladınız… Babanızın yayımlanmayı bekleyen başka dosyaları var mı?

Birkaç projem daha var. Onların bir tanesi, fotoğraflarından bir albüm yapmak... Günümüz görsel çağı olduğu için geleceğe bir görsel şölen sunmak istiyorum. 1970 yılına kadar babam ile ilgili yazılardan bir demet hazırlamak istiyorum. Bir düşüncem de babamın yazdığı, babama yazılan mektupları karşılıklı koyacağım bir mektuplar kitabı derlemek... Adı bile hazır, ‘Eşe Dosta Selam’. Babamın mektuplarında kullandığı bu cümleyi kitaba ad olarak vereceğim.

»Her yazar yazdığının anlaşılmasını ister. Orhan Kemal’in, Türkiye’de okurları tarafından yeteri kadar anlaşıldığını düşünüyor musunuz?

Yaşar Kemal şöyle söylüyor, “Orhan Kemal, büyük bir romancı olarak vardır. Dünyanın bir köşesinde dağ gibi duruyor. Biz ve dünya insanları onu birgün bütün ayrıntılarıyla göreceğiz.” Sanırım yıllar geçtikçe bu söz gerçek oluyor. Hem Türkiye’de hem yurtdışında üstadın yıldızının parlaması onun ne kadar derinlikli bir edebiyatçı olduğunun kanıtıdır. Şayet görmek ve göstermek isteyenler daha da çaba harcarlarsa, üstadın iki binli yıllar daha çok değerinin anlaşıldığı yıllar olarak tarihe geçer. Dünyanın önemli bir edebiyatçısının değerlenmesi, tüm küçük insanların görünmesi ve onların mutluluğudur…

İçimdeki üstattan gelen umudum ve iyimserliğim devam ettiği sürece, ne Orhan Kemal ne de çok cefa çekmiş gerçek sanatçılar yok olacaklardır. Onlar moda sanatçıların kaybolup gittiklerini göreceklerdir.

 

»Bugüne kadar Orhan Kemal üzerine olumlu ve olumsuz çeşitli yazılar yazıldı. Eleştirmenler Orhan Kemal’in sanatsal yanını doğru tespit edebildiler mi?

Yaşadığı dönemde çok yazdığı için eleştirilmiştir. Onun cevabı da şu olmuştur. “Yazıyorum. Ama neden bu kadar yazıyorum hiç sordunuz mu?” O evde yaşayan, aç kalan bizlerdik. Eleştirmenlerin böyle dertleri olmadığı için babamı eleştiriyorlardı. Çabuk yazması, kalitesiz veya özensiz yazması değildi. Veya inandığı düşüncelerden taviz vermek değildi. O sadece çok öykü, roman, senaryo yazmak zorundaydı. Önce ekmek, her şeyden önce geliyordu. Bu kadar zorlukların yanında dimdik durabildiyse, eleştiri yerine kocaman bir övgüyü hak ediyordu sanıyorum. Övgülerin az, yergilerin fazla olduğu bir edebiyat dünyasında, bütün engelleri aşarak her zaman mücadelenin yazarı olarak zirvede kaldı.

»Orhan Kemal’in gençler arasında yeteri kadar okunduğunu düşünüyor musunuz?

Genç nesil okullarda Orhan Kemal’i tanıyorlar, eserlerini okuyorlar, müzeye gelerek görsel olarak onun kişiliğine tanıklık ediyorlar. Daha önce de dedim, ben iyimser bir insanım. Mutlaka genç kuşaklar kendileri için güzel şeyler yazmış, onlara umudun, mücadelenin, direnmenin en güzel örneklerini sunmuş olan yazarlarını okuyarak, yaşatarak geleceğe taşıyacaklardır. Ben buna inanıyorum.

 

»Orhan Kemal Roman Armağanı’nın amacına ulaştığını düşünüyor musunuz?

İlk başta armağanı oluşturan üyeler hem Orhan Kemal’i yaşatmak hem de ödülü kazanan yazarı teşvik edip daha iyi eserler vermesini sağlamak için bu büyük ödülü düşünmüşler. Her ölüm yıl dönümünde verilen bu armağan artık geleneksel hale gelmiş, 2000 yılından sonra da kurumsal bir hüviyete bürünmüştür. Böylece en prestijli ödüllerden biri olmuştur. Hem Orhan Kemal anılmakta hem de armağanı kazanan yazara ödülü verilmektedir. Ödülün maddi karşılığı olmayan sadece altın-gümüş plaketimiz var. Ama armağanın arkasında önemli bir isim var. Her yıl ödüle katılmak için onlarca yazar ve yayınevi başvuruyor. Bu da armağanın çok saygın olduğunun bir göstergesi... 37 yılda buraya geldiğine göre bir 37 yıl daha gider diye düşünüyorum.

 

KADİR İNCESU

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »