Kültür- Sanat 2005/ Devlet Babanın Gölgesi Düştü (Radikal'den)

2005-12-29 · Kategori: Haber

Devlet babanın gölgesi düştü

Devlet babanın gölgesi düştü
Hakkında dava açılan, kitapları yakılmak istenen yazar Orhan Pamuk, Alman Edebiyatçılar Birliği'nden Barış Ödülü aldı.
Sanat cephesinden 2005'e baktığımızda devlet babanın gölgesini görüyoruz. Adı Nobel adayları arasında geçen Orhan Pamuk hakkında açılan dava manşetlerden hiç inmedi. Lemi Bilgin'in görevden alınması, sanata siyaset bulaştı gerekçesiyle tiyatrocuları sokağa döktü

2005 en çok Orhan Pamuk'u yordu
2005'te yeni bir kitap çıkarmamış olmasına karşın Orhan Pamuk, hem Türkiye'de hem de dünyada yıl boyunca manşetlerdeydi. Ödülleri kadar hakkındaki suçlamalar, açılan davalar ve kitaplarının yakılma, yasaklanma girişimleriyle gündeme gelen Pamuk'un adı bu yılki Nobel Edebiyat Ödülü'nün adayları arasında sıkça anıldı. Hatta Pamuk yüzünden Nobel jürisinde tartışma çıktığı haberleri yabancı basına yansıdı. Bunların ne kadarı doğru orasını bilemeyiz ama ateş olmayan yerden duman çıkmayacağı da aşikâr.
Frankfurt Kitap Fuarı kapsamında Alman Yayıncılar Birliği tarafından verilen 56. Barış Ödülü'ne layık görülen yazar Orhan Pamuk, ödülünü 23 Ekim'de Frankfurt'ta düzenlenen törenle aldı. Yabancı basın Orhan Pamuk'un ödülü alırken yaptığı konuşmaya geniş yer ayırdı. Radikal'in de tam metnini yayımladığı konuşmasında Pamuk, kendisini, bir bölümü Frankfurt'ta geçen 'Kar' romanındaki Ka karakterine benzetti ve romanın 'öteki'nin sesi olduğunu vurguladı. Almanya'dan başka Fransa'dan da Pamuk'a ödül geldi. Fransa'da her yıl en iyi yabancı romana verilen 'Le Prix Medicis Etranger' ödülü Orhan Pamuk'un 'Kar' romanına değer görüldü.
Orhan Pamuk, en çok yabancı bir gazeteye verdiği röportajda sarf ettiği "Bu topraklarda 30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü" sözleri nedeniyle manşetlerdeydi. Pamuk'un sözleri ülkede tabir yerindeyse infial yarattı. Türkiye'nin muhtelif yerlerinde Pamuk aleyhine gösteriler yapıldı. Isparta'nın Sütçüler ilçesi kaymakamı Mustafa Altınpınar ise, işi daha da ilerilere götürdü. Altınpınar'ın Sütlüce'deki bütün kütüphane ve evlerdeki Orhan Pamuk kitaplarının toplatılarak imha edilmesi talimatı verdiği ortaya çıktı.
Olayın basına yansıması üzerine Isparta Valiliği, kaymakamın talimatını iptal etti. İçişleri Bakanlığı olayla ilgili soruşturma başlattı, Altınpınar'a kınama cezası verildi. Fakat daha da vahimi Sütlüce dahilinde sadece bir Orhan Pamuk kitabı bulunduğu ortaya çıktı. Şişli Savcılığı, TCK'nın meşhur 301. maddesine göre 'Türklüğü alenen aşağılamak' suçundan altı ay ile üç yıl arasında hapis cezası istemiyle Pamuk hakkında dava açtı. Davanın ilk duruşması önceki hafta yapıldı ve mahkemece Adalet Bakanlığı'na gönderilen yazıya henüz bir cevap alınamadığı gerekçesiyle duruşma ertelendi. Davayı izlemeye gelen Avrupalı parlamenterler mahkemece gönderilen yazının bakanlığa ulaşamamış olmasına bir anlam veremedi. Dava sonrasında Pamuk'a linç girişiminde bulunuldu.

Sanat 2005 kısa kısa...
'Şu Çılgın Türkler'
Edebiyatta 2005 'Şu Çılgın Türkler' yılı oldu. Turgut Özakman'ın Kurtuluş Savaşı'nı romanlaştırdığı kitabı baskı üstüne baskı yaptı ve çok satanlar listesinin en tepesinden hiç inmedi. Ahmet Altan'ın 'En Uzun Gece'si 500 bin adet basıldı. İhsan Oktay Anar da yıllar sonra açık denizlere açıldığı 'Amat' adlı yeni romanıyla okur karşısındaydı. Melissa P.'nin cinsel deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı 'Yatmadan Önce Yüz Fırça Darbesi' dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ilgi gördü. Gabriel Garcia Marquez'in son romanı 'Benim Hüzünlü Orospularım' ile anılarını anlattığı 'Anlatmak İçin Yaşamak' yılın ilgi gören kitaplarındandı. Adolf Hitler'in 'Kavgam'ı, Türkiye'de çok satan kitaplar arasına girdi ve dünya bu işe hayret etti! Telif Hakları Genel Müdürlüğü eylülde 'Kavgam'ın yeni baskılarına bandrol vermeme kararı aldı. 'Don Quijote'nin yayımlanışının 400'üncü yıldönümü, ünlü masalcı Hans Christian Andersen'in 200. yaşı, ünlü filozof Jean-Paul Sartre'ın 100. yaşı tüm dünyada kutlandı. Türkiye'de değil ama dünyada Harry Potter serisini yeni kitabı 'Harry Potter ve Melez Prens' çılgınlığı yaşandı. Edebiyattaki üzücü gelişmelerden biri de Adam Sanat ve Adam Öykü dergilerinin kapanmasıydı.
Altın Portakal'da tarihi yıl
Türk sinemasının kalesi Altın Portakal Film Festivali'nde tarihi bir yıl yaşandı. Dünya sinemasının önemli isimlerini ağırlayan festivali, gerçek anlamda uluslararası nitelik kazandı. Her yıl organizasyon bozukluklarıyla ağır eleştirilere maruz kalan festival bu yıl ilk kez TÜRSAK'ın kusursuza yakın organizasyonuyla herkesten alkış aldı. Ama kitle sineması yerine gençlerden yana ağırlığını koyan jürinin kararı tartışmalara neden oldu. Ayrıca festivalin açılışında Michael Madsen ile Woody Harellson arasındaki gerginlik 'kavga' olarak basına yansıdı. Fakat 'kavganın' nedeni anlaşılamadı. Harelson "Aramızda problem yok" dedi. Madsen, daha sonra içip dağıtmalarıyla, otel ekstralarıyla gündeme geldi ve sonra 'Karım doğum yaptı' deyip jüri üyesi olmasına rağmen yarısında festivali terk edip ABD'ye döndü.
'Babam ve Oğlum'un yükselişi
Çağan Irmak'ın son filmi 'Babam ve Oğlum' da yılın sinema olaylarından biri oldu. 57 kopyayla gösterime giren ve ilk üç günde sadece 35 bin kişinin izlediği bu 12 Eylül dramı, sinema eleştirmenlerinden ve seyirciden tam not aldı, gözyaşları sel oldu aktı. Filmin seyirci sayısı alışılmışın aksine 1996'da 'Eşkıya'da olduğu gibi her geçen gün arttı ve yılın son günlerinde 1.7 milyon sınırına dayandı.
Müzik cebe girdi
CD'nin, kaset çağı kapanırken attığı zafer çığlıkları daha dün gibi aklımızda. Ama gelin görün ki CD'nin ömrü, kaset kadar bile olamayacak gibi görünüyor. Apple'ın muhteşem dijital MP3 çaları i-Pod ve onu takiben başka markalarca piyasaya sürülen dijital MP3 çalarlar sayesinde müzik adeta 'cebe girdi'. Hal böyle olunca internetten MP3, klip vb. indirme (dolayısıyla korsan) harekâtı hız kazandı. Türkiye de bu dijital devrim karşısında boş durmadı. MÜYAP, dijital müzik alanında önemli bir projenin altına imza atarak, yayın hakları kendinde bulunan 250 bin kadar Türkçe şarkıdan 70 binini dijital ortama taşıdı. Proje devam edecek.
Dünya 'Live 8'e kilitlendi
Bu yıl dünyaya damgasını vuran müzik hadisesi ise tartışmasız Live 8 konserleri oldu. Bob Geldof öncülüğünde Afrika'daki yoksulluğa dikkat çekmek amacıyla Londra, Berlin, Roma, Philadelphia gibi dokuz farklı noktada düzenlenen konserler ya ekran başında ya da konser yerinde milyonlarca insan tarafından izlendi. Kimler yoktu ki bu konserlerde sahneye çıkanlar arasında. The Killers'tan The Who'ya, Green Day'den Audioslave'e, Madonna'dan Stevie Wonder'a, Duran Duran'dan Sting'e kadar birçok ünlü şarkılarını yoksullukla mücadele için söyledi. Ancak bu yardım konserleri vesilesiyle dünya bir başka önemli hadiyese daha tanıklık etti: Pink Floyd üyelerinin yıllar sonra bir araya gelmesine... Sadece bu yeniden bir araya geliş için bile izlenmeye değer bir organizasyondu.
Sophie Loren de geldi
Bu yıl Türkiye'ye adeta 'yıldız' yağdı. Efsane İtalyan yıldız Sophie Loren, İstanbul Film Festivali'nin açılışında onur ödülü aldı. Film Festivali'nde Harvey Keitel, Neil Jordan ve Jane Campion'ı da görme şansımız oldu. Altın Portakal ise çıtayı daha da yükseltti. Michael Madsen, Woody Harrelson, David Carradine, Shane Black, John Irvin, Kim Ki-Duk ve Peter O'Toole Antalya'da boy gösterdi. Festivallerin dışında 'Kurtlar Vadisi-Irak' filminin çekimleri için Billy Zane, tatil için de Sean Connery ile Francis Ford Coppola Türkiye'den geçtiler.
Adı destek sonu köstek
Devlet sonunda sinemayı hatırladı ve 2005 yılı içerisinde sinema sektörüne 10 milyon YTL'nin üzerinde destek vereceğini açıkladı. Hatta destekten yararlanacak filmler de belirlendi. Fakat sinemacıların deyişiyle destek 'köstek' oldu. Birçok sinemacı sözleşmelerin ticari kredi mantığıyla hazırlandığını, ağır şartlar içerdiğini ve bunun da sinema yasasının ruhuna uygun olmadığını gerekçe göstererek devlet desteğini almadı. Kültür ve Turizma Bakanlığı yetkilileri de onlara hak verdi ama sorun bir türlü çözülemedi.
'Küçük Prens' meselesi
İslamcı kamuoyunun baskısı Milli Eğitim Bakanlığı'nın ilköğretim öğrencileri için hazırladığı '100 Temel Eser' listesinde değişiklik yapmasına neden oldu. Bakanlık değişikliğe giderek Mehmet Akif Ersoy'un ve Necip Fazıl Kısakürek'in eserlerini listeye ilave etti. 'Mehmet Akif Ersoy'dan Seçmeler' ve 'Necip Fazıl Kısakürek'ten Seçmeler' isimli kitapların eklenmesiyle listeden iki eser çıkarıldı. Çıkarılan eserlerden biri İbrahim Zeki Burdurlu'nun 'Anılarda Öyküler'i diğeri ise Antoine de Saint-Exupèry imzalı klasikleşmiş çocuk kitabı 'Küçük Prens'. Birçok yazar bu değişikliğe büyük tepki gösterdi.
Kanayan yara korsan
Korsan yayın sorunu 2005'te de eser sahiplerinin kanayan yarası olmaya devam etti. Korsan yayınların yayıncılık sektöründeki payı geçen yıl başlatılan mücadelenin aksaması nedeniyle arttı. Korsanın sektördeki payı 2004'te yüzde 30 iken rakam 2005'te yüzde 40'a yükseldi. 2005'te sektörün büyüklüğü 500 milyon YTL, korsan kitapların payı 200 milyon YTL oldu. Uluslararası Fikri Mülkiyet Hakları Birliği 2005 değerlendirmesinin Türkiye'nin korsan yayıncılık açısından dünyadaki en kötü örneklerden biri olduğunu vurguladı. Fenerbahçeli'nin Fransız yıldızı Nicolas Anelka'nın şu sözleri de bu durumu özetliyor: "Türkiye'de sahte DVD'ler satılıyor, filmleri çıkmadan onları alıp evde izleyebiliyorum. Çok iyi oluyor."

Tiyatrocular sokaklardaydı
Türk tiyatrosunda 2005 yılına siyasetin sanata müdehalesi damgasını vurdu. Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin'in görevden alınıp yerine vekâleten Mine Acar'ın atanması tiyatro ve sanat dünyasında tepkiyle karşılandı. Başarılı bir genel müdür olarak kabul gören Bilgin'in görevden alınması siyasetin sanata müdehalesi olarak nitelendirildi, istifalar ardı ardına geldi ve sanat dünyası sokaklara döküldü. Görevden almanın hemen ardından Bilgin'in genel müdürlükteki çalışma arkadaşları ve 12 ildeki DT bölge müdürleri istifa etti.
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Bilgin'i idari bir soruşturma çerçevesinde görevden aldığını belirtti ama kararın arkasından AKP'nin 'kadrolaşma' arzusu olduğu uzun süre konuşuldu. Mine Acar'ın, eser hırsızlığından yargılanan eski genel müdür Rahmi Dilligil'e yakınlığıyla bilinmesi ve sanatçı değil dramaturg olduğu için genel müdür olamayacağı da uzun süre tartışmaların odağında yer aldı. Mine Acar'ın, kurumda gişe memuru olarak göreve başlayan, Dilligil döneminde idari ve mali işler sorumlusu olan Kerim Göksu'yu kendisine yardımcı ataması tartışmaların tuzu biberi oldu.
Bu arada Devlet Tiyatroları'ndan Kürtçe filme izin çıkmadı. Erzurum DT sanatçısı ve şarkıcı Rojin Ülker, Iraklı Kürt yönetmen Hiner Salem'in yeni filminde başrol oynamasına, film Kürtçe olduğu için izin verilmediğini gerekçe göstererek istifa etti.

Opera Bale'de bol atamalı yıl
Opera bale 2005 yılında en çok görevden alma, istifa ve yeni atamalarla gündeme geldi. 8 Haziran'da Beyhan Murphy İDOB'daki başkoreograflık görevinden alındı. Ancak Murphy bir süre sonra görevine döndü çünkü, İDOB Genel Sanat Yönetmeni Suat Arıkan görevden alındı, yerine Meriç Sümen getirildi.
Sümen İDOB'un bale kökenli ilk müdürü oldu. Atamalar bununla da bitmedi.
Meriç Sümen üç hafta sonra ise Remzi Buharalı'dan boşalan Devlet Opera ve
Balesi Genel Müdürlüğü'ne atandı ve bu göreve atanan ilk kadın genel müdür oldu. Sümen'den boşalan İDOB Genel Sanat Yönetmenliği'ne Kerim Soysal getirildi.

YİTİRDİKLERİMİZ
Attilâ İlhan
Ve an geldi Attilâ İlhan öldü. 2005'in edebiyat dünyasındaki en büyük kaybı Attilâ İlhan oldu.
10 Ekim'de 80 yaşında ölen Attilâ İlhan şair, romancı, denemeci, senaryo yazarı ve gazeteci kimlikleriyle, başlattığı ya da katıldığı düşünce kavgalarıyla 1950'lerden beri gündemde durmayı başarmıştı.
İlhan için AKM'de düzenlenen törene binlerce kişi katıldı. Törende Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç protesto edildi, konuşması yarıda kaldı. Türk edebiyatının en karizmatik ve en etkili kişiliklerinden biri olan şair, edebi ve siyasi mücadeleleriyle de hatırlanacak.
Ömer Kavur
61 yıllık ömrüne 14 film sığdıran Ömer Kavur, 12 Mayıs'ta öldü. 30 yılın aşkın sinema serüveni boyunca yaşadığı çağla, zamanla derdini dolaysız olarak izleyiciye ulaştıran Ömer Kavur'un ölümü, Türk sineması için erken kayıptı.
Nermi Uygur
Türk felsefeciliğinin ve denemeciliğinin köşe taşlarından Nermi Uygur yaşama veda etti.
21 Şubat'ta 80 yaşında hayata gözlerini yuman Uygur, keyifli denemeleriyle de tanınıyordu.
Nuri İyem
Yaşamını renkler, fırçalar, tuvallerle geçirmiş, Türk resminin büyük ustalarından Nuri İyem, geride pek çok değerli eser bırakarak 18 Haziran'da 90 yaşında yaşamını yitirdi. İzleyici onu daha çok, "Resimlerimde galiba hep o yüzü aradım" dediği Anadolu kadınını anlatan portreleriyle tanıyordu.
Mehmet Ulusoy
Türk tiyatrosunun en özgün yönetmenlerinden Mehmet Ulusoy 7 Haziran'da 63 yaşında öldü. Ulusoy, oyunlarında hayal gücünü harekete geçirmiş, toplumcu tavrını korumuştu.
Melih Kibar
Hababam Sınıfı'nda bu yıl yas vardı... Serinin unutulmaz müziğine imza atan, Türk popunun en önemli bestecilerinden biri Melih Kibar, 7 Nisan'da 54 yaşında kansere yenik düşerek yaşamını yitirdi.
Vüs'at O. Bener
Türk öykücülüğünde 'altın kuşak' olarak tabir edilen 1950 kuşağından Vüsat O. Bener, 31 Mayıs'ta 83 yaşında yaşamını yitirdi. Vüs'at O. Bener, dili, üslubu, kurgusu ve yazarlık duruşuyla hikâye ve romancılığımızın en özgün isimlerinden birisiydi.
Kazım Koyuncu
Lazca rock'ın geniş kitlelere duyurulmasında büyük pay sahibi olan
Kazım Koyuncu, bu yılın başından beri mücadele ettiği kansere 25 Haziran'da 33 yaşında yenik düştü.
Arthur Miller
'Cadı Kazanı' ve 'Satıcının Ölümü'nün yaratıcısı, 20. yüzyılın en önemli oyun yazarlarından Arthur Miller, 10 Şubat'ta öldü.
Sulhi Dölek
Sevilen televizyon dizilerinin senaristi Sulhi Dölek 7 Kasım'da öldü.
Hulki Saner
Bir döneme damgasını vuran 'Turist Ömer' serisinin yönetmeni Hülki Saner 20 Temmuz'da öldü.

 

Radikal, 29 Aralık 2005 

 

 Yazar örgütleri ‘rezaleti’ kınadı
Türkiye Yazarlar Sendikası, PEN ve Edebiyatçılar Derneği, ortak bir basın açıklaması yaparak, duruşma sırasında ve sonrasında Orhan Pamuk’a yapılan sözlü ve fiili saldırıları kınadı. “Hiçbir anlayış, bir insanın görüşlerini açıkça dile getirmesinden ötürü ona saldırma özgürlüğü veremez. Çünkü anayasayla da güvence altına alınan ‘düşünce özgürlüğü’, kişinin dokunulmaz haklarının en önemlisidir. Ülkelerin gelecekleri de bu ana özgürlük üzerine kurulur” diyen yazar örgütleri “Biz Türkiyeli yazarlar olarak, yalnızca düşüncelerini söylediği için dava öncesinde ve sürecinde yazarımız Orhan Pamuk’un konuşma özgürlüğüne ve yazar kişiliğine yapılan saldırıların, ülkemizin düşünce yaşamına ve geleceğine de bir tehdit oluşturduğunu düşünüyoruz. Ülkemizde yıllardır verilen demokrasi ve insan hakları savaşımını zedeleyecek bu tür şiddet gösterilerinin bizleri çağın hızlı gelişimi karşısında gerileteceğini de görüyoruz” dediler. Bu dava nedeniyle yaşananların, tartışılan konunun yalnızca düşünce özgürlüğü olmadığını, bir yazarın yaşama hakkının güvence altına alınması gerektiğini de gözler önüne serdiğini ifade eden TYS, PEN ve Edebiyakçılar Derneği “Son günlerde yaygınlaşan linç girişimleri ve yağmalamalar, salt Orhan Pamuk’un değil, bizlerin de yaşama ve düşünme özgürlüklerimize saldırılar olabileceğini göstermektedir” dediler. Yazar örgütleri açıklamayı şöyle noktaladı: “Ülkemizin sorunları üzerinde düşünme ve bu düşünceleri dile getirme özgürlüğünün bilincinde olan biz yazarlar, aynı bilinci taşıması gerektiğine inandığımız halkımızı sağduyuya çağırıyor; Orhan Pamuk’un kişiliğinde somutlaşan, ancak bizlere de yapıldığını düşündüğümüz bu saldırıyı kınıyoruz.”                                    

                                                                                          Yeni Edebiyat

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

2 yorum yazılmıştır

Yazan:tibette7yil | Tarih: 2005-12-31
Konu: mutlu seneler

Nice yıllara 2006 yılı ve diğer yılların mutluluk getirmesi dileğiyle

Bağlantı » »

Yazan:hussoloji | Tarih: 2005-12-31
Konu: Başlıksız Yorum

HUSSOLOJI BLOG OLARAK YENİ YILINIZI KUTLAR ,SAĞLIK MUTLULUK VE BAŞARI GETİRMESİNİ DİLERİM...MUTLU YILLAR...

Bağlantı » »

« Önceki :: Sonraki »