05 06 2011

Nazım Hikmet anılıyor

Nazım Hikmet anılıyor |  görsel 1

 

 
Hasretinden prangalar eskittik

T24 - ‘Hasretinden Prangalar Eskittim’in unutulmaz şairi Ahmed Arif yirmi yıl önce hayatını kaybetti. Şair Refik Durbaş'ın Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan (2 Haziran 2011) yazısı şöyle:






Hasretinden prangalar eskittik


Kendi hikâyeleri kadar çevrelerinde yarattıkları hikâyeler ile de var oluyor büyük şiirler. Bugün hem kendisinin hem de şiirinin hikâyesi olan kaç şair, böylesi kaç şiir var? Bu yüzden değil mi, her geçen gün seni daha da çok özlüyoruz Ahmed Abi…

Yoklayın bakalım gençlik günlerinizin hafızasını. Gençseniz, gençliğinizin anılarını tazeleyin. Yaşlı iseniz bırakın akıp gitsin günlerin azgın ırmağı hayatınızın mümbit toprağından...

Mevsimlerin ırmağı, gençliğinizin ovalarından, orta yaşlılığınızın vadilerinden, ihtiyarlığınızın dağlarından sızarken en çok hangi şiirlerden tat alırdınız?

Ve düşünün, bu lezzetteki şiirler, hikâyesi olanlar değil midir? Kendi hikâyesi ile birlikte şairinin de hikâyesini bağrında taşıyanlar...

Bugün “Hasretinden Prangalar Eskittim”in unutulmaz şairi Ahmed Arif’in 20. ölüm yılı.

Ahmed Arif’i 20. ölüm yılında yâd etmenin vesilesiyle şiirin “hikâye”sine getirmek istiyorum sözün pusulasını... Dolayısıyla onun “Otuz Üç Kurşun” başlıklı şiirine...

Üstadın “Otuz Üç Kurşun” şiiri, 60’lı yıllarda “Seçilmiş Hikâyeler” dergisinde yayımlanmıştır. Aradan birkaç yıl geçmiştir ve Ahmed Arif, Ankara’da bir gazetede çalışmaktadır. Bir gün ziyaretine, Türkiye Öğretmenler Sendikası üyesi bir felsefe hocası gelir. Günün olaylarından konuşurlar. Laf arasında üstat, “Bırakın bu siyaset işlerini, evlenin çoluk çocuğa karışın” diyecek olur.

Bunun üzerine felsefe hocası şu hikâyeyi anlatacaktır:

“Hapisten çıktık, bizim evde oturuyoruz 7-8 arkadaş. Olayları konuşuyoruz işte. Anam da bırakın bu işleri diyor senin gibi. Arkadaşlardan biri, bak ana dedi, sana bir şiir okuyayım. Ve başladı senin ‘Otuz Üç Kurşun’ şiirini okumaya. Anam ne dedi biliyor musun? Girin ulan, hepiniz hapse girin. Ben hepinize bakarım.”

Ahmed Arif, daha sonra bu olayı şöyle yorumlayacaktır:

“Tabii ben bunu dünyada düşünemezdim. Bu, hayat ile şiirin iç içe olduğu bir durum işte...”

Hayatının bir hikâyesini de üstadın bizzat kendisi anlatsın:

“Ankara’dan beni iki komiser, dört polis götürdü. Serçe kadar canım vardı. Boğazımda kanama vardı. Hastaydım. Ekmek çiğneyemez, yemek yiyemezdim. Zaten zayıf bir çocuktum, büsbütün zayıflamışım. İşte böyle bir günde götürdüler beni...

Trenle gidiyoruz. Kompartımanda bir teyze ile bir amca var. Amca galiba demiryolu emeklisi... Yanılmıyorsam kızlarına gidiyorlar. Bir de ben ve dört görevli... Polislerin kocaman tabancaları var, neredeyse dizlerine ulaşacak... Teyze ile konuşuyorlar. Polisler, ‘Koyun tüccarıyız, Erzurum’a gittik, hayvan aldık, İstanbul’da satacağız’ falan diyorlar. Teyze yutmadı tabii... Bu arada da psikolojik bir terör var. Polisin biri gazete okuyor, bir yandan da konuşuyor: ‘Adamın dişinin altına cereyan veriyorlar. Işıklı odaya bir girdi mi hali dumandır.’

Ben hem polisi dinliyor, hem işkenceyi düşünüyorum. Aklıma Fontamara geliyor, Çan Kay Şek’i öldürmek için kendisini arabanın altına atan Çen geliyor. Çen de benim gibi bir felsefe öğrencisi... Kendimi onunla ölçüyorum. Ona göre benim durumum daha iyi...

Bu arada polisler horlamaya başladı. Bunun üzerine o teyze fısıltıyla bana sordu: ‘Oğlum nedir halin?’ Şimdi cevap olarak ne diyeyim? Siyasi desem olmaz, üniversite öğrencisi, o da olmaz... Eylemci desem, sosyalistim desem... Tutmayacak... O kadıncağıza bunlar ne ifade edecek?

Müthiş bir sıkıntı çektim 5-10 saniye... Birden ‘Sevdadır bu teyze’ deyiverdim. Nasıl aydınlandı kadıncağızın yüzü... Beni kucaklayıp öpmek istedi. Bir sevgili, bir anne gibiydi. Ömrümce böyle bir anneye, bir ablaya hasret kaldım.

Çıkınını açtı, para vermek istedi bana. Almadım. Cebimde de beş liram var. Keşke alsaydım, ama çok utandım. O da garip...” (Refik Durbaş: “Kalbim Dinamit Kuyusu”, Cumhuriyet Kitapları)

Diyeceğim, kendi hikâyeleri kadar, çevrelerinde yarattıkları hikâyeler ile de var oluyor büyük şiirler... Ve hikâyesi olan şiirler yaşıyor.

Sahi, bugün hem kendisinin, hem şiirinin hikâyesi olan kaç şair, böylesi kaç şiir var?

Bu yüzden değil mi her geçen gün, seni daha da çok özlüyoruz Ahmed Abi...


HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM  

   Seni, anlatabilmek seni.
   İyi çocuklara, kahramanlara.
   Seni anlatabilmek seni,
   Namussuza, halden bilmeze,
   Kahpe yalana.

   Ardarda kaç zemheri,
   Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
   Dışarda gürülgürül akan bir dünya...          
   Bir ben uyumadım,
   Kaç leylim bahar,
   Hasretinden prangalar eskittim.
   Saçlarına kan gülleri takayım,
   Bir o yana
   Bir bu yana...

   Seni bağırabilsem seni,
   Dipsiz kuyulara,
   Akan yıldıza,
   Bir kibrit çöpüne varana,
   Okyanusun en ıssız dalgasına
   Düşmüş bir kibrit çöpüne.

   Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
   Yitirmiş öpücükleri,
   Payı yok, apansız inen akşamlardan,
   Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
   Seni anlatabilsem seni...
   Yokluğun, cehennemin öbür adıdır
   Üşüyorum, kapama gözlerini... 

Orhan Kemal'i 41 yıl önce kaybettik...

T24 - Yazar İnci Aral, ölümünün 41. yılı anısına Türk edebiyatının büyük ustası olan Orhan Kemal yazdı. Aral, Orhan Kemal'in romanlarında yarattığı karakterlerin hala aramızda yaşadığını belirtirek, "Orhan Kemal’in insanları daha büyük kayıp ve yalnızlıklarla aramızda yaşıyorlar ve yazık ki bütün bunlar edebiyatımıza pek az yansıyor. Zor bir dönemden geçiyoruz, umutsuzuz. Bize bir uyanış, farklı bir kavrayış, yeni bir bakış ve yeni Orhan Kemal’ler mi gerekiyor, ne dersiniz?" dedi.

İnci Aral'ın Cumhuriyet gazetesinde "Orhan Kemal'i 41 yıl önce kaybettik" başlığıyla yayımlanan (31 Mayıs 2011) yazısı şöyle:


Orhan Kemal’i 41 yıl önce kaybettik

Edebiyatımızın büyük ustası Orhan Kemal, 2 Haziran 1970’te hayata veda etti. Ancak sıradan insanların ve sahipsizlerin var olma kavgasını yazdıklarına taşıyan, halkının ruhunu yansıtan has bir yazar olarak eserleriyle yaşamayı sürdürüyor. İnsanlık hallerini ve gerçeğini yazarlık vicdanıyla harmanlayan yazarlar ölümsüzdür.

Yazarın, Küçük Adamın Notları başlıklı üçlemesi; Baba Evi, Avare Yıllar ve Cemile ile Dünya Evi kendi yaşamından beslenen romanlar. Toprağa bağlı köylüleri, mevsimlik tarım işçilerini, küçük esnaf ve zanaatçıları anlattığı Bereketli Topraklar Üzerinde, Vukuat Var, Hanımın Çiftliği, Eskici ve Oğulları, Kanlı Topraklar gibi romanları ise Çukurova gözlemlerine dayanır.

1950 sonrası ailesiyle birlikte İstanbul’a göç eden O. Kemal, göç dalgasıyla gelen insanları, toplumun kıyısında kalmışları; iyilik, kötülük, özveri ve dayanışma duygularıyla yazdı, tanıdık kıldı. Suçlu, Devlet Kuşu, Gurbet Kuşları, Bir Filiz Vardı, Müfettişler Müfettişi, Üç Kâğıtçı, Arkadaş Islıkları gibi romanlarında büyük kentin temel sorunlarını, kente uyum sağlamaya çalışan genç kuşakla yaşlıların değerler çatışmasını ve dönem koşullarından kaynaklanan hayal kırıklıklarını acıklı-gülünç yönleriyle işledi.


***

Orhan Kemal, tarıma dayalı sanayinin insan gücü ihtiyacının kentlere göçü hızlandırdığı sancılı bir dönüşüm sürecinde makineleşen tarımı ve -altyapısız- sanayileşme koşullarında ezilenleri konu edindi. Kentin yeni sakinlerinin tutunma çabaları, toprak ağalarının yerini alan fabrika patronları, çalışmayı öğrenen kadınlar, çocuklar ve bu karmaşadan doğan gündelik yaşantı romanlarının odağında yer alır.

Anlatımı, anlattığı insanların davranış biçimleri ve dünya görüşlerine uygun olarak süssüz ve yalın, betimlemeleri ölçülüdür. Yoğun ve doğal diyaloglar ise anlatının gelişmesinde ve karakterleri belirlemede önemli bir araçtır. Yazarın gerçekçiliği “küçük insanlar”ın seçeneklerini, düşünce yapılarını ve yazgılarını da ortaya koyar. Yaşarken de çok sevilmiş ve çok okunmuştur çünkü yüzeysel ve tarafsız değildir. Hayatın zenginliğini, insan deneyimlerinin çeşitliliğini göz ardı etmeden farklı konulara eğilmiş, “Murtaza” gibi unutulmaz tipler yaratmış ve geleceğe inancını diri tutmuştur. Sorunları tarihsel ve toplumsal temelde ele alıp kavrayışı eserlerini evrensel kılar. Ona göre bu sorunlar sistemle ilgili gediklerden doğar ve sağlam kalabilmiş değerlere yönelme arzusu, çatışma yaratır. Romanlarındaki dramatik yapıyı besleyen, temeldeki bu çatışmadır.


***

Yazarlık tutumunu ‘sosyalist gerçekçi’ olarak tanımlayan Orhan Kemal, mutlu ve adaletli bir ülke özleyen bir yazar olarak uzun yıllarını hapiste ya da polis izlemesinde geçirdi. Edebiyatın para kazandırmadığı yıllarda ailesini geçindirmek için durup dinlenmeden yazdı ve gerçekleri anlatmaktan yılmadı. Bugün, kırk yıl önceye göre pek çok şey değişti ama sistemin gedikleri kapanmadı. İşsizlik, yoksulluk, çatışma ve kavga bitmedi. Kentlerin varoşlarında onun anlattığı insanlar daha da çoğaldı. Türkiye hâlâ gerçek demokrasiyi, adaleti, hakça bölüşümü özlüyor. Son on yılda ise baskı, zulüm, din istismarı ve sansür, geçmişi aratacak hale geldi. Orhan Kemal’in insanları daha büyük kayıp ve yalnızlıklarla aramızda yaşıyorlar ve yazık ki bütün bunlar edebiyatımıza pek az yansıyor. Zor bir dönemden geçiyoruz, umutsuzuz. Bize bir uyanış, farklı bir kavrayış, yeni bir bakış ve yeni Orhan Kemal’ler mi gerekiyor, ne dersiniz?  

Nazım Hikmet anılıyor
 

Nazım Hikmet anılıyor

T24 - Dünyaca ünlü şair Nazım Hikmet Ran, ölümünün 48'inci yıldönümünde Moskova'da, mezarı başında anılıyor.


 

Nazım Hikmet Ran, ölümünün 48. yıldönümünde Moskova'da anılıyor.

Türkiye'den sanat, edebiyat ve medya dünyasından çeşitli isimler de, törene katılmak için Moskova'ya gitti. Anma etkinlikleri sabah, ünlü şairin Novodeviçi Mezarlığı'ndaki kabri başında düzenlenecek törenle başladı.


Gazeteci-yazar Hıfzı Topuz, şair Atol Behramoğlu, gazeteci Ece Temelkuran ve sanatçı Musa Eroğlu'nun da aralarında bulunduğu çok sayıda davetlinin katıldığı törende, Nazım'ın Türkçe ve Rusça şiirleri okundu.


Etkinliklerin ikinci ayağında, Nazım Hikmet Kütüphanesi'nde, çocuk okuma salonunun açılışı yapılacak. Açılışın ardından Nazım Hikmet Kütüphanesi'ndeki Rus çocuklar tarafından çizilen "Dünyayı Çocuklara Bırakalım" konulu resim sergisi gezilecek.

Rus-Türk İşadamları Biriliği'nin organize ettiği anma etkinliği, aynı akşam ünlü halk ozanı Musa Eroğlu'nun vereceği konserle sona erecek.  

0
0
0
Yorum Yaz