Ölümünün 1. Yıldönümü'nde Şükran KURDAKUL

2005-12-03 · Kategori: Yitirdiklerimiz

Şükran Kurdakul (1927-2004)
 

Türk edebiyatı bir ustasını kaybetti. Şair ve yazar Şükran Kurdakul İstanbul'da öldü.

Şükran Kurdakul, 1927 yılında İstanbul'da doğdu. Şiirleri çocuk denilebilecek yaşlarda “Tomurcuk” (1943) ile “Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri” (1944) başlıklı kitaplarında toplanan Kurdakul, İzmir Karşıyaka Lisesi'nde okurken, “Türk Ceza Yasası'nın 142. maddesine aykırı eylemde bulunduğu” iddiasıyla birkaç ay tutuklu kaldığı için okuldan uzaklaştırıldı.

Daha sonra İzmir Belediyesi'nde daktilo görevlisi, İstanbul'da bir bankada depo ve muhasebe memuru olarak çalışan Kurdakul, 1953 yılında ikinci kez “siyasal nedenlerle” tutuklandı ve aklanıncaya kadar 2 yıl cezaevinde kaldı.

Kurdakul, 1956-60 yılları arasında Tan Gazetesi, Yeni Gazete ve Varlık Yayınevi'nde düzeltmenlik yaparak geçimini sağladı. 1958'de Yelken Dergisi'ni yönetmeye başlayan ve bu görevi 1960'a kadar sürdüren Şükran Kurdakul, 1957'de kitapçı dükkanı olarak kurduğu Ataç Kitabevi'ni zamanla yayınevine dönüştürdü.

1969'da politik yaşamına son veren Kurdakul, bu tarihten sonra edebiyat alanındaki çalışmalarına ağırlık verdi, bir yandan da yazar örgütlerinde yönetici olarak çalıştı.

Kurdakul, 1961'de Türk Edebiyatçılar Birliği'nin yönetim kuruluna seçildi ve 1964 sonrasında iki dönem birliğin genel sekreterliğini üstlendi.

1977 yılında Türkiye Yazarlar Sendikası'nın (TYS) yönetim kuruluna giren, ardından da ikinci başkanlığa getirilen Kurdakul, 1980 sonrasında açılan TYS davasında arkadaşlarıyla birlikte yargılandı ve aklandı.

Şükran Kurdakul, 1988'de PEN Yazarlar Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı ve 1989-1991 yılları arasında derneğin ikinci başkanlığını, 1991-1997 yılları arasında da başkanlığını yaptı.

Şiirin yanı sıra deneme, öykü ve edebiyat tarihi üzerine çok sayıda kitabı bulunan Kurdakul, yurtiçi ve dışında birçok ödüle layık görüldü.

Yurdakul ile bir Söyleşi: Evrensel Olmanın Yolu Ulusallıktan Geçer

Tüyap Kitap Fuarı'nın bu yılki onur konuğu Türk edebiyatının kilometre taşlarından biri olan Şükran Kurdakul.

Şiirleri, yazıları, belgesel kitaplarıyla yarım yüzyıldan fazla bir süredir Türk edebiyatına hizmet veren Kurdakul, aynı zamanda, siyasal baskılara boyun eğmek zorunda bırakılmış bir kuşağın da üyesi.

İlerleyen yaşına rağmen de hala üretmeyi sürdürüyor. Şu sıralar gözlerindeki bozukluktan dolayı yazamadığını söylüyor Şükran Kurdakul " Ama Cumhuriyet'teki haftalık yazılarımı sürdürüyorum. Bunun dışında, yardımcımla birlikte anılarımdan oluşan bir kitabın hazırlıklarını da yapmaya çalışıyoruz" diyor.

Kurdakul, hem Kitap Fuarı hem de Türk edebiyatına ilişkin sorularımızı yanıtladı.

Sanat yaşamınızın başlangıç yıllarında epey zorlukla karşılaştınız. Yazdıklarınız yüzünden, politik düşünceleriniz nedeniyle sık sık cezaevine girdiniz. Şimdi, de Türkiye'nin en eski kitap fuarının Onur Yazarı'sınız. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

- Benden önce bu ödülü alan düşün ve edebiyat adamlarımızın arasında bulunmak sevindiriyor beni. Giderek kurumlaşan bir fuar bu. 19 yıl öncesinin koşullarında kitaba olumlu gözle bakmayan, demokrasiye aykırı güçler, iktidarda bulunuyordu. O tarihte başlatılan girişimin böyle uzun ömürlü olması, demokratikleşme savaşında ayrı bir önem taşıyor bence.

Sizin başınız, daha lise yıllarında iken Türk Ceza Yasası'nın 141 ve 142'nci maddeleri yüzünden belaya girdi. Bu nedenle pek çok kez cezaevine girip çıktınız. Öğrenim hayatınız sekteye uğradı. Bu yasaklar, baskılar nasıl etkiledi sizi. Hem kişilik hem de sanatsal yaratıcılık anlamında?

- Benim ilk tutuklanmam, tek partili dönemden çıkıp, çok partili döneme geçilen, 1945 sonrasındaydı. Çok partili döneme geçilmiş olması, demokrasinin ancak tek bir koşulunun yerine getirilmesi demekti. Bizim ülkemizde 50 yılı aşkın bir süre boyunca, demokrasinin öteki koşulları askıda tutuldu.

Bizim gibi, gerçeğin aldatmacaya dönüşmesine karşı duran şairler, yazarlar, Ceza Yasası'nın 141 ve 142'nci maddelerine aykırı eylemde bulundukları savıyla pek çok kez yargılandı, tutuklanarak cezaevlerine kapatıldı. Bu tutumu Türkiye'ye reva gören siyasiler, tarih önünde mahçup olmuşlardır. Adları bile hatırlanmıyor bugün.

Türk edebiyatının yarım asırdan fazla bir bölümüne tanıklık ettiniz. Hem bir yaratıcı olarak, hem de bir edebiyat kuramcısı olarak. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu geçen yılları Türk edebiyatı açısından?

- Ben Türk edebiyatının gelişimine sadece tanıklık etmedim. Çağdaş Türk Edebiyatı başlıklı Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerini ele alan dört ciltlik bir eserde, 1900 sonrası edebiyatımızın tarihini yazdım. Bu çağdaşlaşma perspektifinden bakınca günümüz edebiyatının değişik açılımlar göstererek yeni kazanımlar elde ettiğini söyleyebilirim.

Bu yılki fuarın ana teması Küreselleşme... Gelişen teknoloji, kitle iletişim araçları... Herkes dünyanın küçücük bir köy haline geldiğini, ulusal değerlerin hızla tüketildiğini savunuyor. Böylesi bir gelişme edebiyatı nasıl etkiliyor sizce?

- Edebiyatı etkileyen küreselleşmenin içeriğidir. Kimi ülkelerin başını çektiği kapital birleşiminin az gelişmiş ülkelerde ekonomik bunalımları yarattığını biliyoruz. Ekonomileri silah endüstrisine dayalı ülkeler var. Bu ülkeler ölüm tacirliği yapmaya devam ediyorlar. Teknik, teknoloji, kapitalin kullanımında. Ayrıca emperyal güçler, kültür emperyalizminin şemsiyesi altında tutmak istiyorlar insanları. Geleneksel olan, ulusal olan tahrip edilmeye çalışılıyor. Oysa evrensel olmanın yolu yöresel ve ulusal olmaktan geçer. Türkiyemizde'de gerçeği algılayan düşün ve sanat adamları az değil. Tarihsel kültür mirasımız genç kuşaklara gerçeğin ne olduğunu öğretiyor.
Şükran Kurdakul Kimdir?

Şükran Kurdakul: 19'ncu İstanbul Kitap Fuarı'nın Onur Konuğu Türk edebiyatının ustalarından Şükran Kurdakul, İstanbul'da 1927 yılında doğdu. Ortaöğrenimini İzmir Karşıyaka Lisesi'nde sürdürürken Türk Ceza Yasası'nın 142'nci maddesine aykırı eylemde bulunduğu için dört buçuk ay tutuklu kaldı. Bu, onun öğrenim hayatının da sonu oldu. Ceza aldığı için okuldan atıldı.

Daha sonra İstanbul'da banka memurluğu yaparken, arkadaşlarıyla birlikte Yeryüzü ve Beraber dergilerini çıkardı. 1953 yılında Türk Ceza Yasası'nın 141'nci maddesine aykırı hareket etmekten bir kez daha tutuklandı. Bu kez cezaevinde iki yıl kaldı. Ardından Askeri Yargıtay tarafından aklandı.

Cezaevinden çıktıktan sonra, Eylül 1955'ten itibaren Tan, Yeni Gazete ve Varlık Yayınları'nda düzeltmen olarak çalışmaya başladı. Bir yandan da Yelken Dergisi'ni çıkartıyordu. Daha sonra 1958 yılında Ataç Yayınevi'ni kurdu.

Türkiye Yazarlar Sendikası'nın ikinci başkanlığına getirilen Kurdakul, 12 Eylül darbesinden sonra açılan Türkiye Yazarlar Sendikası davasında arkadaşlarıyla birlikte yargılandı. Pen Yazarlar Derneği'nin kurucularından olan Kurdakul, üç dönem de Pen'in başkanlığını yaptı.

Kurdakul'un ilk kitapları, henüz çocuk denecek yaşta yayınlandı. (Tomurcuk 1943, Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri 1944), Kurdakul'un önemli şiir kitapları arasında Giderayak, Nice Kaygılardan Sonra, İzmir'in İçinde Amerikan Neferi, Acılar Dönemi, Ökselerin Yöresinde, Ölümsüzlerle, Bir Yürekden, Bir Yaşamdan, İhtiyar Yüzyıla, Kurtuluştan Sonra, Onların Çocukları sayılabilir.

Şairler ve Yazarlar Sözlüğü on olarak dört cilt halinde ayınlanan Çağdaş Türk Edebiyatı da Kurdakul'un önemli yapıtları arasında.

Yurdakul'un Şiirleri

Bunca yıl çok ışık bıraktı avuçlarımda
Senin olsun
Esinlen sevgi dokuyan ellerimden
Bunca yıl şiirin, kardeşliğin, kavganın
Has bahçelerinde yarattım bu gerçeği.
Sabrım senin olsun.
Aşkım senin olsun.

Acıların sütüyle büyüttüğüm umutlar
Mapushane avlularında boy verdi,
Dolunay menekşelendi kirli kara camlarda.
Her görüşte vurulduğumuz baba evren
Özgürlüğe boyadı saksımdaki çiçeği
Senin olsun

Biz ki acılar döneminden
Ellerimizi kirletmeden geçtik.
Direncim senin olsun,
Sevgim senin olsun.

Ağaçlar

Bilinmez biçimler çiziyor
Havada sesi..
Kimi çiçeğe durdu,
Güzellendi kimisi.

Çağları emziren toprak
Çöllenirken acıdan
Kimi kurudu kaldı.
Ölümü yendi kimisi.


Ağıt Değil

Gücünüz varsa sizin
Sözcüğü tutuklayın.
Öğrenci, kitap, türkçe
En güzel kavramı dilimin
Özgürlüğü tutuklayın.

Ben ki düşünüyorum
Var olduğumdan beri
Silahlar bana dönük
Savaşlar sizin için
Gücünüz varsa artık
Usumu tutuklayın.

Açtı kendini, bir bayrak gibi işte
Ölümün üzerinde Hasan Tahsin...
Bu silah başka silah
Bu ölüm başka ölüm
Gücünüz varsa sizin
Ölümü tutuklayın.


Ararsan

Dağ yolları gibiyizdir, uzağa düşeriz
Ararsan şiirin gurbetinde ara bizi.
Belki rüzgârımız ses verir bir dizeden,
Belki bir imgeye vurur düşlerimiz.


Benden Sor

Bunca acının çiçeği içimde büyüdü
Mahpushane saksılarındaki baharı benden sor...

Kulak ver gecenin sessizliğinde ağan sese,
Ölümcünün böldüğü uykuları benden sor.

Silahlar doğanın yüreğini arıyor durmadan,
Bu kan kokusunun ürettiği soruları benden sor...

Gördük ki, türkülerin sonu yok dilimizde,
Kopup geldikleri dağları benden sor.



Yirmi İki Yıl Sonra

Unutulmaya kalkan bir trenin
Eski bir istasyona bakan penceresinde
Bir yolcuyu sorar gibi arayan
Jandarmalar, ellerimin garip nöbetçileri
Daha ilk kampana bile vurmadan
Yalnızlığın kelepçesini taktı içime.

Şehir arkada kaldı, geçtiğim son caddeden
Ne yasakların gölgesini alnında gördüğüm
Işığı kilitleyen karanlık kafeslerinde
Bu sonsuz özgürlüğe ne zaman varmışım ben
Dünyanın duygusunu gözlerinde içeren
İçimdeki adam, kabına sığmıyor gene.

Kaç akşam geçirdiğim Birinci Şubeden,
Bir tünelden kopar gibi çıkıyor trenimiz...
Jandarmalar, ellerimin garip nöbetçileri.
Hangi yalnızlığa gittiğimizi söyler mi?


Ülkesi Ağıdistan

Uykulardan sıçradığım her gece
Kuşku, doğasına yürüdü gerçeğimin.
Ya senin gözlerindeki ışık sönmüşse,
Ya damarlarımdaki kan donmuşsa benim

Ya da yangın sonrası bir orman
Gibi ıssız ve hüznüne alışık...
Ölümün rengine sözcükler arıyorsa şimdi
Ülkesi ağıdistana dönmüş bir ozan

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »