TÜRK EDEBİYATINDA DENEME 2/ Nurullah ÇETİN
2005-12-24 · Kategori: Inceleme
e. Sosyal ve Siyasî Konulu Denemeler
Gerek fiilen siyaset mesleğini seçmiş olanlar, gerek gazeteciler, gerekse siyaset üzerine gözlemci ve izleyici olarak düşünce üretenler, hem güncel hem de evrensel nitelikli siyasî ve sosyal konularla ilgilenmişler ve düşüncelerini kimi zaman deneme türünde kaleme almışlardır. Bu tür denemelerde fikir ön plana geçtiği için sanatkârane üslûp kaygısı fazla gözetilmez. Sosyal ve siyasî konulu denemeler, eğilimlerine göre genellikle dört ayrı grupta toplanmaktadır: 1. Atatürkçü düşünce, 2. Solcu, Sosyalist düşünce, 3. Milliyetçi düşünce, 4. Islâmcı düşünce.
1. Atatürkçü Düşünce: Oktay Akbal (1923), Atatürk Yaşadı mı (1975)’da Atatürk’ü çok değişik yönleriyle ele alır ve ülke için yaptıklarıyla değerlendirirken özellikle, onu gerçekten sevenlerle çıkarı için sever gibi görünenlerin birbirinden ayrılması gereği üzerinde durur. Atatürk düşmanlarını eleştirir, Atatürk döneminin sosyal heyecanının kalmamasına hayıflanır.
Vedat Nedim Tör (1897-1985)’ün, Kemalizmin Dramı (1979); Nadir Nadi (1908-1991)’nin Atatürk Ilkeleri Işığında Uyarmalar (1961), Olur şey Değil (1981), Ben Atatürkçü Değilim (1982) gibi eserleri de hemen hemen aynı duyarlılıkla keleme alınmış denemelerden oluşmaktadır.
2. Solcu, Sosyalist Düşünce: Vedat Günyol (1912-2004), Dile Gelseler (1966), Devlet Insan mı (1974), Bu Cennet Bu Cehennem (1975), Çala Kalem (1977), Orman Işırsa (1979), Daldan Dala (1982), Bilinç Yolunda (1985), Güleryüzlü Ciddîlik (1986), Gölgeden Işığa (1989), Giderayak Yaşarken (1989), Yine De Yaşarken (1990), Güne Doğarken (1992) gibi kitaplarında rejim, sol, muhalefet, gençlik, parlamento, sağ, yönetim, din, bilim, gericilik, uygarlık gibi daha çok güncel nitelikli kavramları Aydınlanma felsefesine dayalı, hümanist, ılımlı solcu bakış açısıyla irdelemektedir.
Günyol, deneme yazarlığıyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Ben yazılarımda, hep kendimi denerim. Kendimi ne ölçüde dile getirebiliyorum diye denerim. Deneme bir amatörce iştir bence. Pişmiş olmuş, oluşmuş, yetkin bir kimse gözüyle baktı mı insan kendine, deneme son bulur. Kesinlik vurgusu tutkusu ön plana çıkar. Oysa, deneme, adı üstünde kesinlikten kaçar, üstten konuşup, bir öğreti doğrultusunda büyük lâf etmez. Ben oldum olası büyük lâf etmekten kaçınmışımdır. Onun için de yazı türü olarak kendimi bütün güçsüzlüğümle ortaya koyabileceğim deneme türünü yeğlemişimdir. Bu deneme eleştirel bir denemedir hep, kendimi ve çevremi göz önünde tutan bir eleştirel deneme.” (Uçarol, 1982, 9)
Vedat Günyol, bu kitaplarındaki birtakım yazılarında ayrıca edebiyatla ilgili konulara da yer vermiştir.
Ilhan Selçuk (1925-)’un Ağlamak ve Gülmek (1982), Düşünüyorum Öyleyse Vurun (1984) gibi kitapları da bu türe verilebilecek örnekler arasındadır.
3. Milliyetçi Düşünce: Mehmet Kaplan (1915-1986), Nesillerin Ruhu (1967) ve Büyük Türkiye Rüyası (1969) adlı eserlerindeki denemelerinde demokrasi, sosyalizm, komünizm, milliyetçilik, Anadolu, rejim, medeniyet, kültür, köylülük, ilim ve teknoloji, sanayileşme, ordu, ihtilâl, devlet, üniversite, gençlik, ideoloji, ilim, felsefe, aydın, gazete gibi bazı sosyal ve siyasî konuları milliyetçi bir bakış açısıyla irdelemiştir. Onun milliyetçiliğinin temelinde kültür ve millî varlığımıza bağlı kalarak Batının temel kıymet ve müesseselerini almak ilkesi oluşturur. O, denemelerini genellikle bu bakış açısından yazmıştır.
Nurettin Topçu (1909-1975), Yarınki Türkiye (1961), Ahlâk Nizamı (1961), Devlet ve Demokrasi (1969), Milliyetçiliğimizin Esasları (1978) adlı eserlerinde, siyasî düşüncesinin temeline daha çok millet iradesinin üstünlüğüne dayalı bir demokrasiyi, Anadolu milliyetçiliğini ve Islâm ahlâkını oturtmaktadır.
Mehmet Turgut (1929-), Türkiye’nin Geleceği (1971) kitabında ihtilâl, milliyetçilik, hürriyet, liberalizm, ferdî hürriyet, komünizm, sosyalizm, nazizm, ahlâk, karakter gibi kavramları günlük politik polemiklerden uzak evrensel düzeyde tartışmıştır. O, ortak evrensel değerlere açık bir milliyetçilik düşüncesini benimser.
Tahsin Banguoğlu (1904-1989), Kendimize Geleceğiz (1984)’de millî kültürümüzün değişik meselelerini milliyetçi bir yaklaşımla ele almıştır. Yazılarına hocalığı ve devlet adamlığı sıralarındaki görgü, tecrübe ve gözlemleri kaynaklık etmiştir. O, en çok milletimizin içine düştüğü manevî ve kültürel buhranı irdeler. Ona göre gençlerimizin bir kısmı bir inanç boşluğuna düşmüş, her türlü mukaddesi, dini, milliyeti, millî kültürü, aileyi reddederek milletten kopmuş, kendisine yabancı, hatta düşman ülkelerde bir fikriyat, bir rehber aramış ve bir ucundan o düşman cephesinin emrine girmiş olarak devlete ve millete isyan etmiştir. Yazar, tüm bunların sebebinin manevî boşluk, kötü örnekler ve yanlış eğitim olduğu görüşündedir.
4. Islâmcı Düşünce: II. Meşrutiyet döneminden itibaren Türkiye’de Islâmcı düşünce, değişik düzeylerde çok hareketli bir süreç yaşıyor. Daha önceleri Islâm, toplum ve devletin aslî unsuru olduğundan siyasî ve ideolojik mahiyette ayrıca savunulan, birilerine karşı dava edinilen bir fikir sistemi değildi. Sadece ilmi, sanatı, yaşantısı ve kurumsallaşması üzerinde durulup derinleşilen bir dindi. Ancak Osmanlının batılılaşma süreciyle birlikte Batı kaynaklı ortaya çıkan düşünce, siyaset, ideoloji ve edebiyat hareketlerine karşı Islâm’ı özgün bir fikir sistemi olarak kabul eden yazarlar, Islâm’ı bir din olmanın ötesinde bir dünya görüşü, bir ideoloji ve felsefe olarak da savunma ihtiyacı duydular. Bu bakımdan II. Meşrutiyetten günümüze kadar ayrıca bir ‘Islâmcılık’ düşüncesinden söz ediliyor. II. Meşrutiyet döneminde Sırat-ı Müstakim, Sebilürreşat, Beyanü’l-Hak gibi dergilerde ve müstakil bazı kitaplarda Islâmcı düşünceyi savunan yazılar çıktı. Cumhuriyet döneminde ise Islâmcı düşünceye dayalı denemeler hızla arttı. Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ismet Özel gibi yazarlar bu konuda özgün ürünler verdiler.
Necip Fazıl Kısakürek yazılarında daha çok Islâmcı düşünceyi güncel siyasî mücadele bağlamında ortaya koymaya çalıştı. O, özellikle Büyük Doğu dergisi etrafında bir hareket başlattı.
Sezai Karakoç ise güncel siyasî mücadeleden çok evrensel nitelikli düşünce üzerinde yoğunlaştı. Siyasete ilişkin yazı ve tavırları da yine evrensel nitelikliydi. O düşünce ve sanatını “Diriliş” kavramı üzerine temellendirmiş ve meseleyi medeniyet problemi olarak alıp Şam, Bağdat, Istanbul eksenli tarihsel Islâm medeniyetini yeniden yeni zamanlara özgü olarak diriltmeye çabalamıştır. Daha çok Ortadoğu merkezli bir diriliş rüyasını görür.
Cumhuriyet döneminde Islâmcı düşüncenin sanat edebiyat planında açılımını savunan ve bu çizginin öncüsü olan Nuri Pakdil, 1969 yılında çıkmaya başlayıp yaklaşık 15 yıl kadar yayımladığı Edebiyat Dergisi ve Edebiyat Dergisi Yayınlarıyla Islâmcı düşünce ve edebiyatta özgün bir konum kazanmıştır ve kendi kulvarında bir akım ve hareket oluşturmuştur. O, Edebiyat Dergisi’ni yerli düşüncenin temel ögelerinin sanat ve edebiyatın evrensel diline aktarılması amacıyla çıkarmıştır. Ona göre sanat, Tanrı’ya giden yolu tıkayan tüm engelleri kaldırma faaliyetidir.
Pakdil, kültürel ve siyasî anlamda Batı sömürgeciliğinin yağmaladığı Islâm uygarlığını yeniden bir kurtuluş olarak insanlığın hizmetine sunmayı amaçlar.
O, yaşantısında ve yazılarında kendi belirlediği, kendine özgü özel bir âlemin tavrını ortaya koyar. Dolayısıyla denemelerinde kullandığı dil mantığı da nüfuz edilmesi zorlaşan bir yapıdadır.
Yaygın ve genel toplum katmanlarının kurulu düzenlerine ve yerleşik ve alışılmış düşünme ve davranma mantıklarına aykırı bir dil ve dünya geliştirmiştir. Oldukça yoğunlaştırılmış bir dili vardır. Çağrışımları hem boldur hem de kendini hemen ele vermez. Kısa, vurucu, öz ve çarpıcı cümleler kurar. Özellikle 1960’lardan sonraki yazılarında anlaşılması zorlaşan bir ifade etme biçimini benimsemiştir. Mecazlarla, istiarelerle, imge ve simgelerle yüklü şiirsel bir üslûba sahiptir.
Denemelerini sıradan bir yazı olarak değil, her kelimesini ölçüp biçerek şiir ya da hikâye gibi bir sanat ürünü olarak kurmaya çalışır. Bu bakımdan onun özgün bir deneme üslûbu var. Dil konusunda geleneksel Islâmcı yazarlardan farklı olarak olabildiğince Öz Türkçe bir dili tercih ediyor. Yazılarında sadece Türkçe olan kelimelere yer vermeye çalışıyor. Yerleşmiş birçok isim ve terimlerin hem Türkçesini kullanmaya çalışır hem de terimlere yeni karşılıklar bularak sürekli yenilik tavrını ortaya koyar. Bunu yapmaktan bir amacı da yerleşik terimlerin ülfet ve ünsiyet perdesine sarmalandığından dolayı tazeliklerini yitirdiklerini, yavanlaşıp işlevlerini gizlediklerini düşünüyor olabilir. Örneğin peygambere “önder” der. O yepyeni bir dil oluşturarak yepyeni ve dipdiri bir Islâmî anlayış üretmeye çalışır. O, bu dil tutumuyla muhafazakâr Müslümanların tepkisini çekerse de bunları hiç kaale almaz.
Pakdil, denemelerinde özgün üslûplar üretmeye çalışır. Kimi zaman kesin hüküm cümleleri kurar, kimi zaman soru sorup cevap verir, kimi zaman kendi kendisiyle konuşur.
Nuri Pakdil zaman zaman Marksistlerin de kullandığı kimi terim ve kelimelerle sadece Müslümanları değil tüm dünya mazlumlarının da savunucusu olur. Dolayısıyla o, sağcı muhafazakâr Müslüman kesim içinde ayrı bir çizgide seyreder. O, emek, sömürü, özgürlük gibi kavramların aslında Kur’an kaynaklı ve Müslümanların öz malı olduğu görüşündedir. Çağın insanının kapitalizm içinde boğulup kalmasını eşyayla kuşatılmışlık ve kirli mülkiyet kavramlarıyla izah eder. Kapitalizme özgü mülkiyet anlayışını insanı esaret altına alan bir şey ve insanla ilâhî değerler arasında önemli bir engel olarak görür. Insanın ve Müslümanın onurunu koruyabilmesi için mala mülke ve paraya tapmaktan vazgeçmesi gerekir der.
O, denemelerinde yerli kültür ve medeniyetimizin Batı kültür ve medeniyeti karşısında silinip gitmesine karşı, yabancılaşmaya karşı aldığı tavırları ortaya koyar. Batının Doğu üzerindeki sömürü uygarlığına karşı tepkisini ve Islâm kaynaklı yerli kültürü tahkim etmeye çaba gösterir. Özelde Türk toplumunun genelde ise Doğu Müslüman Doğu toplumunun çağın modern saldırılarına karşı Kur’an’la direnebileceğini ileri sürer. Onun düşüncesinin temelini şu sözleri oluşturur:
“Bu temel kitabın özümlenmesiyle oluşan düşünceye yerli düşünce diyoruz. Ulusumuzun yerli düşünceyle canlı bir alışveriş içinde olduğu dönemler, tarihimizin en parlak dönemleridir. Ne ki birbirini izleyecek olan iki sayrılığa tutuluruz: Gurur ve zihnî tembellik. Bunlar, ulusları donduran, sonra ağır ağır çöküntüye götüren sayrılıklardır (Pakdil, 1977).
O, halkıyla barışık olmayan yazarı halk düşmanı olarak görür. Ona göre halkının bağlandığı yüce değerlere bağlanan, düşüncesi halkının inançlarının kökeniyle özdeş olan yazar, sorumluluğun bilincinde demektir. Pakdil, Müslüman dünyanın Batının kültürel, ekonomik, askerî her anlamdaki sömürüsünden ve istilâsından silkinip kurtularak kendi öz benliğine dönmesi gereği üzerinde durur. Ulusumuz bir uygarlık bunalımı içindedir, Batılılaşma ile sersemlemiştir, yerli düşünceye yeniden dönerek kendine gelecek, öz benliğine kavuşacaktır.
Nuri Pakdil, denemelerinde mazlumların yanında, zalimlerin karşısında bir duruş sergiler. Yazılarında çok keskin bir muhalefet, reddiye ve protesto, eskiyeni atıp yeni değerler ve yapılar inşa etmek isteği açık bir biçimde belirgindir.
Nuri Pakdil’in başlıca deneme kitapları şunlar: Biat I (1973), Biat II (1977), Biat III (1981), Bağlanma (1979), Bir Yazarın Notları I (1980), Bir Yazarın Notları II (1980), Bir Yazarın Notları III (1981), Bir Yazarın Notları IV(1982), Edebiyat Kulesi (1984).
Ismet Özel (1944-), Üç Mesele (1978), Zor Zamanda Konuşmak (1984), Taşları Yemek Yasak (1985), Bakanlar ve Görenler (1985), Faydasız Yazılar (1986), Irtica Elden Gidiyor (1986), Surat Asmak Hakkımız (1987), Tehdit Değil Teklif (1987), Cuma Mektupları I, II, III, IV, V(1989, 1990, 1991, 1992) gibi eserlerinde yer alan günlük gazete yazılarında güncelden yola çıkarak genel nitelikli entelektüel düzeydeki siyasî denemelerinde kendine özgü Islâmcı dünya görüşünü ifadelendirmeye çalışmıştır.
O, siyasî muhalefet düşüncesinin temeline XVI. yüzyıldan itibaren oluşumunu gerçekleştirmiş bulunan dünya sistemine olan eleştirilerini oturtur. Türkiye’nin geçirdiği siyasî değişim, gelişim ve dönüşümleri hep bu ‘dünya sistemi’ anahtar terimiyle açıklamaya çalışır. Kültürel anlamda Islâmcı düşünceyi ‘Doğu’ değil, ‘Batı’ bloku içinde değerlendirir. Ona göre ‘Doğu’ Hint ve Çin kültürüdür. Islâm ise Akdeniz havzasına olan bağları yüzünden Ibrahimî gelenek içinde yer alması sebebiyle ve Batının oluşmasına birinci elden katkıları bulunduğu için en genel düşünme çerçevesinde Batı ile sınırdaştır. Bu değerlendirme, Türkiye’de Doğucu ve Batı muhalifi geleneksel Islâmcı siyasî düşüncesiyle çelişmekte ve Ismet Özel, kendisiyle sınırlı özgün bir siyasal Islâm retoriği geliştirmektedir.
Ayrıca o, denemelerinde geleneksel Islâmcı retorikten ve deneme üslûbundan farklı olarak düşüncelerini âyet, hadis, kelâm-ı kibar gibi temel Islâmî referanslarla destekleme ihtiyacı duymaz. Özel, düşüncelerini tamamen kendi mantıkî örgüsü içinde sunar. Hatta zaman zaman Heidegger gibi batılı düşünürlerden aktarmalar yapar (Defter, “IsmetÖzel’inDenemeciliği”, 1990, S.15, 100).
Bu konuyla ilgili olarak diğer bazı deneme yazarları ve eserleri ise şunlardır: Mustafa Miyasoğlu (1946-), Devlet ve Zihniyet (1980); Ismail Kıllıoğlu (1947-), Düşünce ve Uygarlık (1986); Rasim Özdenören (1940-), Iki Dünya (1977); Metin Karabaşoğlu (1964-), Kertenkele Çukuru (1992); Ismail Berduk Olgaçay (1924-), Perşembenin Gelişi (1992), P.S.’95 (1996); Yavuz Bahadıroğlu (1945-), Şu Bizim Demokrasi (1995), Mecburen Atatürkçü (1994), Sosyalizm Bitti Laiklik Alır mısınız? (1994), Bu Gidiş Nereye (1996).
f. Din Konulu Denemeler
Dinî duyarlılığı öne almış bazı yazarlar, Islâmî dünya görüşünün itikadî, siyasî ve sosyal boyutlarını belli bir sistematik yapıya bağlı kalmaksızın serbest şahsî düşünceleri içinde deneme üslûbuyla ortaya koymuşlardır. Bunlar, genellikle serbest akıl yürütme ve muhakemelerle varlık, olay ve olgulara dayalı olarak Allah’ın varlığını, büyüklüğünü, tüm zaman ve mekâna hâkim bir konumdaki tasarrufunu hayranlık duyguları içinde sergilemektedirler. Metafizik-Materyalizm çatışmasının yoğun olarak yaşandığı 19. ve 20. yüzyıllarda bu tür denemelerle çokça karşılaşmaktayız.
Ayrıca kimi yazarlarca Islâm’ın fert ve toplum ahlâkına getirdiği güzellikleri, iyilikleri, olumlulukları ortaya koyan deneme ürünleri de kaleme alınmıştır. Dolayısıyla dinî konulu deneme çalışmalarını en genel anlamda iki ana grupta topluyoruz: 1. Akaidî-kelâmî-felsefî, 2. Ahlâkî ve sosyal.
1. Akâidî-Kelâmî-Felsefî Denemeler: Bu grupta yer alan deneme çalışmalarında Allah’ın varlığının ispatı, kâinatta canlı ve cansız tüm yaratıklar üzerinde görülen yaratıcılık izleri, yarattığı varlıklar üzerindeki mükemmellikler, O’na inanmanın fert ve toplum için olumlu anlamda nasıl bir önem taşıdığı, inanmamanın getirdiği ruhsal huzursuzluklar gibi konular işlenmiştir. Bunlara şu örnekler verilebilir:
Mümine Güneş, Damlalar (1973); Senai Demirci (1964-), Şöyle Garip Bencileyin -Denemeler (1992), Dar Kapıdan Geçmek (1996); Hülya Kartal, Kendini Okuyan Kadın (1996); Sebahattin Yaşar, Secde Çiçekleri (1997); Inci Şirvan, Önce Sorular Yaşanır (1993); Ali Mermer (Metin Karabaşoğlu ile birlikte), O’na Doğru (1992); Metin Karabaşoğlu (1964-), Kur’an Okumaları (1996).
2. Ahlâkî ve Sosyal Denemeler: Bu konuyla ilgilenen denemeciler, batının Ortaçağ, Rönesans, Reform gibi dönemlerden itibaren geçirdiği gelişim aşamalarına vurgu yaparak Pozitivizm, Materyalizm, Laiklik gibi fikrî ve felsefî oluşumları irdeler ve bunların ülkemize olan sosyal ve ahlâkî etkilerini ele alırlar. Onlar, Doğu, Batı farklılığı ilkesine bağlı olarak toplumun sosyal anlamda dinle ilişkisini sergilemeye çalışırlar. Modern toplum içinde insanı, içine düştüğü yalnızlaşma ve yabancılaşma, bencillik, duyarsızlık, para hırsı gibi olgularını Islâmî iletilerin ışığında irdelerken, ahlâk, ruh ve kalp saflığı tezini öne çıkarırlar. Konuyla ilgili örnek eserler:
Nurettin Topçu, Islâm ve Insan (1969); Murat Kapkıner (1950-), Denemeler-Yaşamayı Göze Almak (1986); M. Âkif Inan (1940-2000), Din ve Uygarlık (1986); Ebubekir Eroğlu (1950-), Yenilenme Bilinci (1988), Sabit ve Değişken (1994); Meşkure Sargut, Gönülden Gönüle (1994); Ali Göçer (1956-), Kara Yazılar (1995); Rasim Özdenören, Müslümanca Yaşamak (1988), Kafa Karıştıran Kelimeler (1987), Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler (1985); Şaban Döğen (1950-), Insan Olabilmek (1992); Seyfettin Bulut (1964-), Gençliğin Arayışları (1996); Islâm Yaşar, Aşk ve Ateş (1991); Hülya Yakut Üstündağ, Sezgiler (1996); Gülay Atasoy (1956-), Bir Sağanak Hayat (1993); Taha Çağlaroğlu (1961-), Güzeleylem (2003), Yürek Sorgusu (2004).
g. Psikoloji Konulu Denemeler
Bu tür denemelerde ruh biliminin verileri ışığında vülgarize edilmiş bir dil ve üslûp içerisinde insanların gündelik ruhsal sorunlarıyla ilgili tanımlama, tahlil etme ve yol göstermeye yönelik düşünceler ortaya konmaktadır. Örnek eserler:
Sefa Saygılı (1955-), Strese Son (1996); Suna Tanaltay (1933-) (yazarın 1980’li yıllardan itibaren bu konuda pek çok kitabı birçok baskı yapmıştır. Burada bazılarını veriyoruz), Sevdikçe, Çocuklar Ağlamasın, Gençlik Sevgidir, Ben Sevgiyim, Düş Sevginin Peşine, Yaşam Nehri.
h. Kadın Konulu Denemeler
Özellikle kadın yazarlar, gazete ve dergilerde kadınların sorunlarını, sosyal ve siyasî haklarını dile getiren denemeler yazmaktadırlar. Feminizm akımının yaygınlaşmaya başlamasından itibaren kadının erkek karşısındaki konumu, ailede, kamu kurum ve kuruluşlarındaki yeri en genelde de sosyal ve siyasî hayattaki işlevi, kendisine biçilen rol gibi konularda birçok yazar düşünce üretmektedir. Bu düşünceler de genellikle deneme yazısı olarak kaleme alınmaktadır. Bu konuyla ilgili belli başlı deneme kitapları şunlardır:
Duygu Asena (1946-), Kadının Adı Yok (1987); Esra Nuray Sezer, Bir Genç Kız Yetişiyor (1997); Gülay Atasoy (1956-), Aile Huzuru (1994); Nuriye Çeleğen (1955-), Kadın Nasıl Mutlu Olur (1996). (Sürecek)

