01 03 2012

YAYIMLANMIŞ İLK ŞİİRLER / NAZIM HİKMET

YAYIMLANMIŞ

İLK ŞİİRLER

www.e-kitap.us

HALÂ SERVİLERDE AĞLIYORLAR MI?

Bir inilti duydum serviliklerde

Dedim: Burada da ağlayan var mı?

Yoksa tek başına bu kuytu yerde,

Eski bir sevgiyi anan rüzgâr mı?

Gözlere inerken siyah örtüler,

Umardım ki artık ölenler güler,

Yoksa hayatında sevmiş ölüler,

Hâlâ servilerde ağlıyorlar mı?

84

www.e-kitap.us

İMAN

İlk Yıldız

Loşlukta ararken elini, elim:

«Kırk akşam üst üste bakarsan eğer

İlk çıkan yıldıza, dedi sevgilim,

Dolarmış gönülde boş kalan bir yer!..»

Kırk akşam üst üste: «Sevsin!» sözünü

İlk çıkan yıldızla getirdim yâda.

Yine aratıyor her yarın dünü.

İmanım kalmadı yıldızlara da!..

85

www.e-kitap.us

NAMUS

Ayşe'nin Mercanları

O güzel Ayşe'nin ak gerdanında

Daima parlardı üç dizi mercan.

Bunu takan derviş durup yanında:

Kopsun, dedi, günah işlediği an!..

Uzun günler geçti, nihayet bir yıl

Bir günah işledi kaynayıp kanı!

Ayşe eski Ayşe, yalnız o kızıl

Mercanlar sarmıyor ak gerdanını!..

www.e-kitap.us

ÜÇ ÖLÜM

Madem ki vurmayan yine kalbimdir,

Bembeyaz bir gülü koklarken ölsem,

Bir pala altında can versem de bir...

Madem ki vurmayan yine kalbimdir!

1

Bu akşam korsanlar bekliyor pusu...

Enginden engine taşan rüzgârla,

Gökler alçalıp da kararınca su

Kalyonlar çatıştı gıcırtılarla.

Her pala yararken yer yer gökleri

Zulmete fışkırdı bir enseden kan

Boşlukta bir gölge ileri, geri

Sallandı.. Devrildi.. Öldü bir korsan.

87

www.e-kitap.us

2

Sonbahar, sonbahar, geldin mi yine,

Hastalar beklerken son günlerini?..

Beyaz bir gül alıp bir kız eline

Sıkıyor o şifa bulmaz yerini.

Birden için için bu hıçkırık ne?

Bir iki damla kan kızarttı gülü.

Gölgeler inerken san benzine

Elinden düştü gül... Şimdi kız ölü.

3

Işıklar solgundu avizelerde;

Siyah tülleriyle üryan kadınlar

Loş gölgeler gibi kıvrandı yerde...

Bu akşam Hakanın son matemi var!

Avutmak istiyor sebepsiz derdi...

Şehvetle damarlar şişip boynunda,

Bir billur kadehi kırıp can verdi.

En son bakirenin beyaz koynunda.

88

www.e-kitap.us

ÖKSÜZLÜK

Sahillerden açılan balık sandalları var...

Tâ baş taraflarında yakılan ateşlerin

Durgun suda alevden sallanan dalları var.

Yükseldi uzaklaşan sandallardan bir şarkı...

Bu, son bir hıçkırıktır, bir elemdir ki derin

Matemiyle anıyor yıkılan yüce Şarkı.

Pul pul parıldıyorken ayın altında deniz,

Arkamdan sesi geldi ufka dalan eşlerin...

Bu ilkbahar gecesi yalnız benim kimsesiz.

Kimsesiz, son matemin yaşıyan yâdıyım;

Bir ah bile demeden can veren yiğitlerin

Yollarını gözleyen illerin evlâdıyım!

Şimdi tâ uzaklara, Şarka dönerken yüzüm,

Anladım ki zavallı yurdumun acısını

Duymayan bu beldede kimsesizim, öksüzüm!

89

www.e-kitap.us

BİZ VE DENİZ

Büyük kardeşim

Faruk Nâfiz'e

Ademi hatırlatan ufuklarınla, deniz,

Azap çeken şu hasta göğsümüze dol, boşal!

Son seste benzimizi solduran gölgeyi al,

Biz ölürken gülmeyi isteyen kalblerdeniz.

Deniz, ne hulyalıdır sonsuz derinliklerin;

Durulmuş sularının koynunda uyut bizi.

Alsın da dalgaların en son nefesimizi,

Fânilerin gezdiği yorgun sahillere in.

İn, de ki: Sevenlerin alnını ölüm eğmez;

Atılın dalgalara, beklerken sizi adem.

Parlatmasın gözleri ölürken bir damla nem,

Elli yıllık ömrümüz hicrana bile değmez!

90

www.e-kitap.us

HERKES GİBİ

Gönlümle başbaşa düşündüm demin;

Artık bir sihirsiz nefes gibisin.

Şimdi ta içinde bomboş kalbimin

Akisleri sönen bir ses gibisin.

Maziye karışıp sevda yeminim,

Bir anda unuttum seni, eminim,

Kalbimde kalbine yok bile kinim

Bence artık sen de herkes gibisin.

91

www.e-kitap.us

i.¥

UYAN FATMA

Göğsüme yaslan da yatağından in,

Gel uyan uykudan, beni ağlatma!

Geçen yıl elinle bağa diktiğin

Üzümler sarardı... Ah uyan, Fatma!

Bak, sabah açıldı... Bak, kütükleri

Işıklar parlattı, uyan, diyorum!..

Saatler geçiyor, ben bu esmeri

Baygın uykulardan silkemiyorum...

92

www.e-kitap.us

SULARI SOĞUK PINAR

Suları soğuk pınar,

Sulan soğuk pınar,

Ateşten dudaklarını

Göğsüne koydu da yâr

Sen neden ısınmadın

Sen neden ısınmadın?

93

www.e-kitap.us

Gençliğe Masal: 1

KIRK HARAMİLERİN ESİRİ

Ahmet Hâmit'e

Geniş dallardan sızan gecenin gölgesiyle,

Ormanda uğuldayan rüzgârların sesiyle,

Bu akşam renklerini kaybedince her çiçek:

Bir kahraman esirin kolları kesilecek...

Bu bir şanlı erdir ki Rabbi bulmuş kanında..

Bir kere düşürmeden yüksek mağrur alnında

Alevden bir sancağın taşımış gölgesini..

Memleketler çökermiş yükseltince sesini.

Tam altı yüz yirmi yıl bir nur için dövüşmüş,

Fakat günün birinde kâfir eline düşmüş..

Şimdi ezmek istiyor onu Kırk Haramiler,

Bu son akşam kalbinde Rabbi bulmazsa eğer

Ormanda renklerini kaybedince her çiçek

Bir vuruşta bin kesen kolları kesilecek!

94

www.e-kitap.us

İşte rüzgârda uçan alevleriyle yer yer

Siyah ağaçlıklardan parladı meş'aleler..

Dumanlı bir kızıllık ormanı gölgeliyor

Şanlı esirleriyle Haramiler geliyor..

...Ağaçsız bir meydanda büyük kütükler yandı:

Haydutların karanlık yüzleri aydınlandı...

Küçük bir oda gibi yosunlanmış bir taşı

Kendisine taht yapan Haramilerin Başı:

Bir şeyler mırıldandı bir şeyler emreyledi

Sonra boğuk bir sesle: Haydi kesiniz, dedi..

Haydutlar ağır ağır çekilirken geriye

Geniş yüksek bir gölge itildi ileriye...

Tunç bir çehre parladı alevin rüzgârıyla

Yüksek gururlu alnı, geniş omuzlarıyla

Kolları kesilecek kahraman esirdir bu...

Ne dudakları sarı, ne gözlerinde korku

Bir demir heykel gibi öyle hissiz bekliyor...

Nihayet hep kütükler olunca bir yığın kor:

Haydutların içinden birisi ilerledi

Kolların kesilecek haydi hazırlan dedi...

Zulmette parıldadı çeliği bir baltanın

Kuru bir ses duyuldu, sonra fışkıran kanın

Damları ateşten yer yer duman çıkardı:

Şimdi şanlı esirin yalnız bir kolu vardı...

Ormanı baştan başa dolaştı boğuk bir ses

«Öteki kolu da kes! Öteki kolu da kes!..»

Bıraktığı baltayı cellât alırken yerden,

Meydana gölgeleri yakınlaşan göklerden:

Haykırdı bir büyük şanlı mazinin yâdı

Birden balta esirin elinde parıldadı!..

95

www.e-kitap.us

LÂDES

Güzide Halama

Lâdes tutuşalım seninle diye

Dün gece yalvardım şen sevgiliye,

İmalı bir eda verip sesine,

Sevgili dedi ki: «Söyle nesine?.»

Dedim: « -Aldatırsam eğer ben seni,

Bir kere öpeyim beyaz enseni;

Aldanırsam üç gün yüzüme bakma!

Saçını önümde çözüp bırakma!..»

Görelim yenecek diye kim kimi,

Güldü, kabul etti bu teklifimi.

Artık her sözümden bir hile seçti...

Dakikalar geçti... Saatler geçti..

96

www.e-kitap.us

Ne onu aldattım, ne de aldandım,

Bu böyle seneler sürecek sandım...

Onun dalgınlığı benden de derin,

Eski bir Şark işi ipek minderin

Bir ucunda kendi, bir ucunda ben,

Gözlerimiz yerde düşünüyorken

Ne hiyle bulalım diye yarına,

Birden o saçını omuzlarına

Tel, tel dağıtarak karşımda, durdu.

Sonra dizlerime düşüp oturdu,

Dedi ki: «-Yakınlaş! Yakınlaş! Eğil!»

Artık ben lâdesi cezayı değil

Bütün varlığımı unuttum bir an..

Bu beklenilmeyen iltifatından

Binlerce ihtimâl gelirken akla,

Dedi: «-Şu fildişi ince tarakla

Saçımı tara bir tel incitmeden!.»

Daha tarağına elim gitmeden

Güldü «lâdes» diye yerden kalkarak:

Düştü parçalandı yerlerde tarak...

97

www.e-kitap.us

EFENIN NASIHATI

Fanî enginlere atıp ruhunu

Bir nura yürüyen ölüleriz biz!

Mukaddestir bizim son harabemiz

Çekil yolcu!. Çekil çiğneme onu!.

Beyninde ademin şimşeği çaksın,

Bu yerler tarihi kanla yenmiştir,

Her taşı ölümle sihirlenmiştir;

Yolcu! Gafil yolcu! Çarpılacaksın!

98

www.e-kitap.us

BAHARIN İLK GÜNÜ

Seyredip baharı penceresinden

Mazisi bembeyaz geçmiş bir kadın.

Dedi: Elem duydum her şen sesinden

Keşke bahar! Keşke açılmasaydın!.

Ömrümün hep böyle sevgisiz, sessiz

Maziye karışmış kaç baharı var?.

Ne eski bir çehre, ne kalbde bir iz!

Ah!. Açılma bahar! Açılma bahar!.

99

www.e-kitap.us

BİR DAKİKA

Sevgili Yusuf Ziya'ya

Deniz durgun göl gibi, gitgide genişliyor

Sular kayalıklarda nurdan izler işliyor,

Engine sarkan gökler baştan başa yıldızlı..

Şimdi göğsümde kalbim çarpıyor hızlı hızlı.

Göklerden bir yıldızın gölgesi düşmüş suya

Dalmış suyun koynunda bir gecelik uykuya

Bazan uzunlaşıyor, bazan da kıvranıyor

Durgun suyun altında bir mum gibi yanıyor

100

www.e-kitap.us

Yakın olayım diye bu gökten gelen ize

Öyle eğilmişim ki kayalardan denize

Alnımdan düşen saçlar yorulmuş suya değdi

Baktım geniş ufuklar başımın üstündeydi

Bilemem nasıl oldu geldi ki öyle bir an

Yenilmez bir haz duyup denize atılmaktan

Kurtulmak ne kolaymış faniliğimden dedim

Doğruldum atılırken bir dakika titredim.

Bir dakika sonsuzluk doldu taştı gönlümden

Bir dakika bir ömrü kurtarmıştı ölümden

101

www.e-kitap.us

KAÇIRILAN KIZ KARDEŞLER

Biri: Efelerin yavuklusudur

Baygın gözleriyle bir içim sudur.

Öbürü: Fırtına ezdi ezeli

Yıkılan sarayın en son güzeli.

Biri: Akdeniz'de saçını tarar,

Sahilde sönerken ölü dalgalar

Dişi kaplan yatmış gibi pusuda,

Kırılan aksini seyreder suda..

Öbürü: Kasrının kubbelerini,

Ulu mabedinin en dik yerini,

İki şanlı nehre aksettiriyor.

Bu aksin önünde ruhu ediyor..

Birinci çapkındır, şen, edalıdır,

İkinci yorgun bir söğüt dalıdır!

Bu iki kardeşe göz koymuşlardı;

Göz koyanların bir kölesi vardı;

Bu köle tarihin namlı hırsızı,

İlk önce kaçırdı birinci kızı!.

Nabzını boşlukta sayan bir gece,

Göğsünde şahaplar kayan bir gece,

Arkadan kolları bağlayıp kızın,

Baygın kaçırıldı kız apansızın...

102

www.e-kitap.us

Yorulmuş efeler uyuyorlardı,

Hepsinde son cenkten bir yara vardı.

Yüzlerde matemin derin izleri,

Biraz solgun gibi tunç benizleri!

Nihayet ufukta açınca sabah,

Dağlardan, dağlara aksetti bir ah!.

Her efe hırsından bir kaya kırdı..

Gözleri kanlanan Reis haykırdı:

O kahpe hırsızı git devir efe!..

Atına atlayan her demir efe,

Kaçırılan kızın ardına düştü..

Yolda bine karşı bir tek dövüştü,

Her sıyrılışta palası kından,

Eğilip dört nala giden atından,

Boşluğa bir kafa yuvarlıyordu!

Önünde kaçarken bu kahpe ordu

Ala boyuyordu mor cepkenini..

Sağ kolundan sarkan sırma yenini

Paladan damlayan kan kızartmıştı,

Onun dövüştükçe gayzı artmıştı...

Bir leke sürmedi o gururuna,

Böyle senelerce aşkı uğruna

Durup dinlenmeden döktü kanını

Bütün bir cihanın dört bir yanını

Kulaktan kulağa dolaştı adı,

Bir efsane oldu aşkının yâdı.

Böyle senelerce kendini yordu,

Ne çare bir türlü bulamıyordu..

Şimdi sevgilisi çok uzak yerde,

Bin pusu kurulan dik tepelerde.

Onunsa kalbinde gizli bir yara,

Çalan ve çaldıran mağrur başlara

Bir yıldırım gibi gökten düşecek,

Kıyamete kadar tek dövüşecek!..

103

www.e-kitap.us

AZİZE

Bir ilâhi gibi içten duyulur

Seven gönüllere âşinâ sesin:

Başında hâlenur, gözlerinde nur,

Sevda mabedinde bir azizesin...

Sihrinle dolarken boş muhayyelem,

Gözlerinle telkin edilen dinin

Kitabı ne kadar olsa da elem

En zahit kuluyum ben mabedinin

Rüyaya daldıran şarabını sun,

Önünde gönlümle gelirken dize.

Şu yanan alnıma bir kere dokun,

Azize! Gözleri nurdan Azize!..

104

www.e-kitap.us

BENİM GÖNLÜM

Gönlü kelebek olan şaire

Benim gönlüm bir kartaldır,

Nerde güzel görürsem ben:

Haydi derim haydi saldır!

Böyle her an kan dökmekten

Gagasının rengi aldır!..

Göklerinde tek yaşıyor,

Gönüllerin ilâhıdır!

Gönüllerle uğraşıyor,

Her fırtına bir âhıdır!..

105

www.e-kitap.us

Açılır kanatları,

Gölgesiyle kaplanır yer!

Kızıl, kumral, siyah, sarı

Bütün başlar eğilirler!..

Hiç bir avcı vuramadı,

Vuramaz da zannederim!

Gönlümün yok başka adı,

Benim gönlüm benim derim!..

Hayır!.. Gönlüm bir kartaldır,

Nerde güzel görürsem ben;

Haydi derim haydi saldır!

Böyle her an kan dökmekten,

Gagasının rengi aldır!..

106

www.e-kitap.us

DERGAHIN KUYUSU

Büyük babama

Ne içli bir dua, ne içten bir âh,

Uyuyor serviler altında dergâh!..

Kaç kere gönlümü dinledi bu yer.

Tek tük kandillerde yorgun alevler

Titriyor gecenin sert rüzgâriyle.

Gece sanki sönen yıldızlariyle

Gölgeli dergâhın dolmuş içine...

Bir inilti, bir ses... Bu yalvarış ne?

Yarabbi, ne içten anıldı adın!..

«Ölmeden öl!» diyen bir itikadın

Gönülden duyarak ulu sesini,

Ruha şifa sunan felsefesini,

Biri zikrediyor dergâhta işte.

Göklere yükselen bu inleyişte

Elemi gizlidir bir âh ü vâhın.

Çoktan dervişleri yattı dergâhın...

Bu yalvaran kimdir, kim bu zikreden?

Yoksa ağlıyor mu gönlüm bilmeden!

107

www.e-kitap.us

Gönül! Bu inilti senden mi geldi?.

Hayır, işte o ses yine yükseldi,

Yine yalvarıyor, yine ağlıyor.

Gözümü dumandan eli bağlıyor

İçimde yakılan bir buhurdanın...

Vuruşu duruyor kalbimde kanın.

Bir hayalet oldu yanan benliğim:

Bu kuvvetli ruh kim? Bu zikreden kim?

Kim bu varlığımı kendine çeken?..

Şimdi bir zulmette gölge gibi ben

O yalvaran sese ilerliyorum,

«Benliğim ölmeden öldü!» diyorum...

Böyle yürüyerek geçtikçe her an,

Gitgide geliyor sesi yakından

Gitgide sinerken ben gölgelere

Yorgun ayaklarım çarptı bir yere.

Titredim bir taşa anî temasla,

Ömrümde bu kadar korkmadım asla:

Sanki ta kalbimi bir bıçak yardı..

Önümde bir küme karanlık vardı.

Bütün varlığımı bir an unuttum,

Yavaşça eğilip o yeri tuttum.

Dergâh kuyusunun duvarıydı bu..

Yeniden benzimi sararttı korku.

Burdan geliyordu o iniltiler!

Gönülde titrerken şüpheli bir yer

Allaha yalvaran Allahın adı

Beynimin içinde bir uğuldadı.

Sanki bir dakika çarpmadı kalbim...

Ey ulu Allahım, ey ulu Rabbim!

Kuyuda zikreden, ağlayan kimdi?

İçine eğildim... Anladım şimdi:

İsm-i Celâlini candan andıkça,

Yer yer yükselerek çalkalandıkça,

Kuyunun zulmette parlayan suyu...

Kuyu zikrediyor, ağlıyor kuyu!..

108

www.e-kitap.us

DERENİN KENARINDAKİ İHTİYAR

Dünün tesellisini bekleyerek yarından

Bir akşam geçiyordum bir dere kenarından.

Sararmış yosunlarla sürükleniyordu su.

Kıyılarda çürüyen yaprakların kokusu

Ölen bir sonbaharın na'şından yükselmişti,

Bir koku ki açılan bir mezardan gelmişti..

Bu ölü yaprakların karşısında titredim,

Çürüyen baharların son kemikleri dedim.

Bir su ki gider mutlak işte serviliklere..

Artık ilerliyorum, başım eğilmiş yere;

Ağır ağır arkamdan geldi ayak sesleri,

Bir ak saçlı ihtiyar gördüm dönünce geri.

O yüzüme bakmadan yürüdü suya doğru,

Dikkatle gözetledim ne yapacak diye bu.

Kıyılarda çürüyen yapraklara eğildi,

Hepsini birer birer alıp eliyle sildi,

Hepsini kucaklayıp koynunda sıktı.. Sonra,

Teker teker fırlattı sürüklenen sulara...

Şimdi arkalarından ağlayarak bakıyor...

Suları gölgelendi, dere yorgun akıyor...

Bir sonbahar gecesi matemiyle alçaldı,

Artık orda ihtiyar bir yığın gölge kaldı.

109

www.e-kitap.us

AYIN AKSİNDEKİ GÖZLER

Bir Bebek için

Bu gece beyazlaşmış, ayın altında yine,

Deniz durgun uzuyor göz alabildiğine...

Uykuda kâinatın rüya gören bir demi:

Sislerde hayaletler sulardan yükseliyor.

Kalbden sayıklayarak ummandaki elemi,

Deniz loş gölgelerle bana doğru geliyor!.

110

www.e-kitap.us

Şimdi yorgun alnımda hafif serinliği var

Suları yavaş yavaş kımıldatan rüzgârın.

Başımın üstünde: Ay, tek tük sönük yıldızlar,

Önümde: Beyazlaşan gölgesi kayaların...

Sonra, kırık bir ayna, gökteki ay yerine

Parlayan parçalarla sularda sallanıyor,

Bu beyaz kırıkların bakarsa içlerine

insan kendi aksini göreceğim sanıyor.

Eğildim görmek için korkudan koptu ödüm,

Birleşti yavaş yavaş o parlayan parçalar.

Kendi aksimi değil, iki siyah göz gördüm:

Şimdi ne yana baksam o sevgili gözler var...

111

www.e-kitap.us

MERAK

(Fantezi Köy Hikâyesi)

Çok sevdiğim babacığıma

1

Köylü diyordu ki geçti üç salı

Bu kız köyümüze ayak basalı;

Sıkıntı veriyor burada yeri;

Köye ilk geldiği salıdan beri

Çıkmadı en ufak bir işi bile,

Yüzünü görmedi bir kişi bile,

Hatta tanımıyor kadınlarımız,

Köye merak oldu doğrusu bu kız!

Yaşıyor bizlerden büsbütün ayrı

Ne şerri dokunur ne de bir hayrı,

112

www.e-kitap.us

Bizden yüksek görüp kendi yerini

Bozmasaydı köyün âdetlerini!

Gücümüze giden budur diyordu,

Sonra birer birer naklediyordu:

Günü saran çitin dışarısında,

Dağa giden yolun tam yarısında

Yağan yağmurlarla damı kararmış,

Duvarları çökük bir evi varmış,

Bu yer benziyormuş âdeta ine,

Kadınları gitmiş safa geldine,

Kapısını birçok defa çalmışlar,

Ne kapı açan var, ne bir cevap var!..

Senelerce evvel, yine bu köyle

Kurulan eski bir âdete böyle

Riayet etmiyen kim olabilir?

Böyle saygısızlık kimin haddidir?.

Bu sır günden güne derinleşmede;

Her akşam toplanıp kızlar çeşmede:

«Dertli bir Sultandır bu» diyorlarmış

Evinin önüne gidiyorlarmış.

Çıkmadan dağların sert rüzgârına,

İnmeden güneşli tarlalarına,

Her sabah o yoldan geçen gençlerin

Manâlı gözleri daha çok derin.

Kiminde boncuklar kiminde çiçek

Hepsi de diyor ki: Beni sevecek!

Kahvede yine bu dedikodu var,

Ev ev dolaşarak kocakarılar

Diyorlar ki: Bu kız kahpe bir kadın.

Bu hâli mutlaka kem bir maksadın!..

Kötü söz söylerken herkes bu hâle,

Eminim bütün köy girdi vebale.

Fakat taassubun omzunda merak

Kar topu gibi yuvarlanarak

Saatler geçtikçe bir çığ oluyor,

Evi susuz bir hayvan gibi soluyor.

113

www.e-kitap.us

2

Nihayet kahvede karar verdiler,

Bu kız kapısını açmazsa eğer

Çeşmeye gelince yine bu gece

Zorla açılacak yüzünden peçe!

Bu karara imam itiraz etti,

Köylüler ilk önce biraz naz etti,

Sonra yemin edip hepsi Allaha,

Dediler: Gidilsin bir kere daha

Kapıyı açmazsa bu sefer de, biz

O kıza haddini bildireceğiz!..

3

Kadınlar kapıyı yine çaldılar,

Fakat yine aksi cevap aldılar!

Köyü baştan başa sarstı bu haber,

Coşan halkla doldu her sokak, her yer,

Hepsinin bir kalbe toplanıp kalbi

Dalgalarla akan bir nehir gibi,

Homurdanaraktan çıktılar yola,

Bazı sağa taşıp bazan da sola

Nihayet o eve gelip durdular,

Kapıyı bir kere daha vurdular,

Fakat bir netice çıkmadı bundan,

Belki bayılmıştı kız korkusundan!..

Şimdi camları bir bir kırıyorlar,

Hep emrediyorlar, haykırıyorlar:

«Ya evi yakarız! Ya evinden çık!..»

Bu coşan kitlenin önünde artık

imamın sözleri kâr etmiyordu,

Herkes: Yakılmalı evi! diyordu.

Şimdi son noktaya gelmişti merak,

114

www.e-kitap.us

Fakat içlerinden kimse çıkarak

Bu belâlı işi başedemedi:

Hepsi gece gelsin görelim dedi!

4

Zavallı üç gece çıkmadı suya,

Dalarken zulmette dağlar uykuya

Köylüler yolunu hep beklediler,

Yarın gece mutlak çıkar dediler.

Bu işte heyecan duyuyorum ben,

Nihayet dördüncü gün bitmeden

Merakın önünde boynumu eğdim,

Ben de köylülerin içlerindeydim..

Hissimiz mantığın çok haricinde,

Göğüslerimizden bir an içinde

Fırlayacak gibi çarpan kalbimiz,

Karanlık yolları bekliyorduk biz!

Yüksek çınarların altına yattık,

Hep birbirimizi gülüp aldattık,

İşte bak karşıdan geliyor diye!

Kimimiz: Bir öküz olsun hediye,

Şunu ilk görene benden! diyordu;

Canı sıkılanlar hep gidiyordu.

Nihayet kalmıştık on, on beş kişi.

Sonuna erdirmek için bu işi,

Dedikodusunu yaparken kızın,

Bilmem nasıl oldu, sustuk ansızın,

Ne bir söz söyleyen ne de bir gülen,

Baktım, uzaklarda ufka gömülen

Dağların ardında ateş yanıyor,

Gökler ağır ağır aydınlanıyor,

Yola çınarların düştü gölgesi,

Yorgun köpeklerin ürüyen sesi

115

www.e-kitap.us

Akisler inletti boş sokaklarda,

Damlar aydınlattı loş sokaklarda,

Dağların ardından ateş yükseldi,

Parlayan bir kavis boşluğu deldi,

Ay doğuyor dedi, yanımdan biri.

Elimle eşerek yattığım yeri:

Artık vakit geçti, gelmez ki dedim!

Bu gece boş yere ben de bekledim.

Ayın doğduğunu haber veren ses

Dedi ki: Sus artık, lâkırdıyı kes!

Bak, yolun ucunda bir karaltı var.

Baktım, bembeyazdı uzayan yollar,

Uzakta bir gölge, bu oydu mutlak;

Bazan ilerleyip bazan durarak

Büyüdü şeklaldı geçti önümden.

Bir anda düşünüp anladım ki ben

Nihayet çıkmıştı kalınca susuz,

Uzun gecelerden sanki uykusuz,

Her adım attıkça bir sallanıyor,

Bu gece yolları emin sanıyor.

Şimdi titriyorken heyecanımdan:

Dur! diye haykırdı biri yanımdan,

Bir anda fırlayıp tarlayı aştım,

Ben de köylülerle kıza yaklaştım;

Öyle vahşiydik ki, zavallı yıldı!

Birden bir hamleyle peçe açıldı!

Yan gözle şöyle bir yüzüne baktım;

Kendimi sıkmasam ağlayacaktım:

Yarabbî ne çirkin bir kadındı bu!

Yarabbî ne çirkin bir kadındı bu!

116

www.e-kitap.us

ŞEHVET

Ormanda yanan kız

Dallardan süzülüp batarken güneş,

Ormanda kayboldu şehvetin kızı..

Bir kucak çalıdan yaktı bir ateş.

Elleri kırmızı, yüzü kırmızı..

Birden tâ omzunda parladı alev,

Boynundan çift örgü düşüp sallandı.

Kapladı ruhunu ateşte bir dev,

Sokuldu... Sokuldu... Sokuldu yandı...

117

www.e-kitap.us

BİR PRENSES İÇİN MEKTUP

Karanlık yollarda karanlık esen

Bir rüzgârım ki ben membaı çamur,

O yeşil gözlerle öyle bakma sen,

Başka bir gönülde git tahtını kur...

Gözlerinde yanan o alevi sil,

Atılırım aşkı görsem her kimde.

Ben iblisim kadın, yanmaktan değil,

Yakmaktan zevk duydum cehennemimde!

118

www.e-kitap.us

OCAK BAŞI

İkinci İhtiyar

Öyleyse gel şöyle karşıma otur

— Bir müddet sükût —

Şimdi seviyorum ocak başını,

Bizlerin bu en son arkadaşını!

Birinci İhtiyar

Ne dedin?

İkinci İhtiyar

Evet hep ihtiyarlar

Bu küllü ateşte teselli arar;

Emin ol yegâne dostumuz odur!

119

www.e-kitap.us

Birinci İhtiyar

Böyle bir düşünce beni korkutur!

İkinci İhtiyar

Sonra, ocak başı ne hoştur bilsen,

Şöyle bir koltuğa gömülüp de sen

Kızaran küllerde rüya gördün mü?..

Birinci İhtiyar

Hayır ben doğrusu.. Şey..

İkinci İhtiyar

Ya!.. Gördün mü!

Ne diyordum evet öyleyse dinle:

Başbaşa kalınca kendi kendinle

Koltuğu çekersin ocağa karşı,

Kışın da gül açan bu bağa karşı!

Solgun avuçların kırmızılaşır,

Gözlerin içinde yıldızlar taşır,

Bırak, uğuldasın damda rüzgârı,

Sen dinlerken ince çıtırtıları

Eğilip dalarsın külde korlara,

Kapanır içinde her gizli yara.

Kalbine bir ılık baygınlık dolar,

Gitgide...

«Birden susar, birinci ihtiyara bakar»

Fakat sen dinlemiyorsun!..

Birinci İhtiyar

«Dalgın»

Hayır diyorum ha! Ne diyorsun?..

120

www.e-kitap.us

İkinci İhtiyar

Anladım boş yere söylemişim ben!

Yalnız bir köşede hayatı geçen

Her ihtiyar bilir bu hali mutlak!

Birinci İhtiyar

Çok yanlış düşündün bu sefer de bak.

İkinci İhtiyar

O da niçin?

Birinci ihtiyar

Çünkü... Yalnız değilim!

İkinci İhtiyar

Arkadaşın olan bu bahtiyar kim?..

Birinci İhtiyar «Mağrur ve mes'ut»

Kızım!..

İkinci İhtiyar

Ne, kızın mı? Nasıl şey?. Nerde?.

On yıl gençleşse de şimdi bu yerde

Yine memnun olmaz gönlüm bu kadar..

Birinci İhtiyar

Evet sırma saçlı bir çocuğum var,

Kırlara çıkmıştı nerdeyse gelir,

Gelir boş kalbimde sesi yükselir!.

121

www.e-kitap.us

İkinci İhtiyar

Güzel mi? İsmi ne?.. Haydi cevap ver,

Sen böyle daima susarsan eğer

Ben şimdi meraktan çatlayacağım!

Birinci İhtiyar «Müstehzi»

Bir odun atıver söndü ocağım..

İkinci İhtiyar

Hain!..

«Kapı tarafından ayak sesleri gelir»

Birinci İhtiyar

Dur: Üzülme geliyor işte!

İkinci İhtiyar

Öldüren bir şey var bu bekleyişte!

«Kapı tarafından kahkahalar işitilir sonra taze

bir genç kız sesi»

Kızın Sesi

Baba!.. Açılmıyor bir türlü kapı,

Çiçekler düşecek, ne aksilik bu!..

122

www.e-kitap.us

İKİ DERT

Yusuf Ziya'ya

Gönülden inledi, içten inledi,

Ben anlatayım da bir dinle, dedi,

Sonra sen istersen bu hâlime gül:

«Evde üç kişiyiz, üç dertli gönül;

«Hepimiz elemle uğraşıyoruz,

«Kör dolaşıyoruz, kör yaşıyoruz,

«Bir gün anlamadık birbirimizi,

«Sade bir damla kan bağlıyor bizi,

«Annem düşünceli, daima küskün,

«Yok ömrümde onu şen gördüğüm gün;

«Kardeşim neş'esiz, durgun bir çocuk,

«Hep gözleri yaşlı, hep benzi uçuk,

«Ben vakitten evveli ihtiyarlayan,

«Sevgisiz, emelsiz, günleri sayan,

«Maziye ağlayan bedbaht, bir deli,

«Her gün biraz daha gönlüm kederli,

«Onların içinde ben de sessizim;

«Düşün ki: Ne hazin oluyor bizim

123

www.e-kitap.us

«Aynı dam altında toplanışımız,

«Maziyi hasretle her anışımız...

«İsli bir lambanın kör ışığında

«Koynuna gölgeler gömülen oda

«Dinlerken soluyan nefesimizi,

«Başka başka hisle ayırır bizi:

«Annem gençliğini içten yâd eder,

«O eski günlerim ne günlermiş der,

«Tam sekiz yıl evvel can veren babam,

«Gözümün önüne gelir her akşam!

«Kardeşim: Kafesten geceye dalar,

«Kim bilir onun da ne elemi var?

«Ben, beni terk eden, beni aldatan,

«Bir sonu gelmeyen kâbusa atan

«Kadının yaşarım hâtırasını;

«Gönlüm tutuyorken hâlâ yasını

«Maziyle uğraşan vuran dövüşen

«Gururum kırılır... Lâmbadan düşen

«Işıkta görürüm onun yüzünü,

«Yeniden yaşarım her eski günü!

«Boynuma dolanır sanki kolları,

«Uzun kirpiklerle o anda yarı

«Kapanan gözleri: Seviyorum, der!..

«Arzuyla tutuşup kalbimde bir yer:

«Söyle beni neden bıraktın? derim,

«İçimden kahrolur ölmek isterim!.

«Bir azap akarken heyecanıma

«Uzanan kollarım düşer yanıma;

«Önümden kaybolur o yavaş yavaş!.

«Gönlüme dökülür iki damla yaş..

«Bu böyle giderse öleceğim ben!.

«Emin ol kardeşim o yanımdayken

«Ne böyle elemli, ne de bîkestim!..»

«Artık ağlıyordu, sözünü kestim,

«Dedim ki: Üzülme, derdim senden çok,

«Benim annem de yok, sevgilim de yok!.»

124

www.e-kitap.us

CEMİL ÖLÜRKEN

Mesut Cemil'e

Elâ gözleri dalgın, geniş alnı sararmış,

Bir sanatkâr hastadır, Cemil hasta yatıyor.

Odayı bir matemin görünmez rengi sarmış,

Başında duranların kalbi yorgun atıyor.

İnce parmaklarını ıslattı göz yaşları.

Odanın sükûnunda hıçkırıklar inledi.

Hastanın yavaş yavaş çatılarak kaşları,

Sanki derinden gelen bir sadayı dinledi.

Mukaddes elemini andı bir kere daha;

Uzak serviliklere çevirerek yüzünü.

Ah! Ey gafil faniler iman edin Allaha!

Bir ilâhi ruhun da geldi işte son günü...

Çok kudretli oluyor bir dehanın gururu.

Ecel! Onun yanına sen de el bağlayıp gir!

Nefesinle titreyen fanilerden değil bu,

Ölmeyen bir sanatkâr ölüm döşeğindedir.

Gökler geri alıyor yeryüzünden sesini.

Şimdi geniş alnında ebedin gölgesi var!

Başında ağlayanlar sonuncu bestesini,

Ağır ağır kapanan gözlerinden duydular!..

125

www.e-kitap.us

MEVLÂNA

Sararken alnımı yokluğun tacı

Gönülden silindi neş'eyle acı

Kalbe muhabbette buldum ilacı

Ben de müridinim işte Mevlâna

Ebede set çeken zulmeti deldim

Aşkı içten duydum Arşa yükseldim

Kalbden temizlendim huzura geldim

Ben de müridinim işte Mevlâna.

126

www.e-kitap.us

YABALI HAYALET

Karaosmanoğullarından

Cevat ve Fevzi'ye

Bir gece bir odada dört arkadaş toplandık;

Bir uzak rüya olan geçmiş günleri andık.

Gözlerimiz yaşlıydı, gönüllerimiz mahzun,

Hepimiz memleketten konuştuk uzun uzun.

Dördümüzden ikisi Aydın uşaklarından,

Efelerin kanıydı damarlarındaki kan;

Onlardı en ziyade ağlayan için için...

Bu hali nihayete erdirebilmek için

Bir sedefli tambura vererek küçüğüne

Dedim ki: «Kımıldanın. Bu küskün hâliniz ne?

Bir çal da dinliyelim, haydi, «Sarı Zeybeğ»i;

Canlansın gözümüzde yalçın dağların beyi..»

Çaldı, tamburasından tarihin sesi geldi,

Dağlara yaslanarak Sarı Zeybek yükseldi.

Çaldı, her nağmesinde haykırarak şanını,

Şu dağlarda bir olan Zeybeğin destanını...

127

www.e-kitap.us

Kardeşi adım adım oynuyordu ortada;

Gölgeler kırılıyor, sarsılıyordu oda,

Diz çökerek vurdukça sağa sola dizini.

Başına çıkan kanı kızartmıştı benzini;

Parlayan bakışları ilâhileşiyordu...

Her sarsıntı gönlümde bir külü eşiyordu!

Gözlerim yavaş yavaş dumanlandı, karardı,

Sandım ki odamızı bir mavi duman sardı.

Gitgide hayal oldu orta yerde oynayan.

Sonra, birden, o hayal parçaladı bu sisi,

Artık şimdi oynayan değildi deminkisi...

Daldım karanlığına en derin hayretlerin;

Her adımı beynimde uğuldayan bir erin

Endamı ince uzun, omuzları enliydi,

Sarı burma bıyıklı, sırma mor cepkenliydi.

Kaç kereler görmüştüm bu yüzü rüyada ben!

Yer gök yarılır gibi haykırıyor oynarken,

Gönülden âşinâyım erliğine bu sesin.

Sen misin, Sarı Zeybek? Sarı Zeybek, sen misin?

Zeybek, sendeliyorsun! O ne? Soluyor benzin!

Yere, eskisi gibi, hızlı vurmuyor dizin...

Gözlerin kapanıyor... Sana ne oldu, aman?

O ne? Mor cepkeninden neden akıyor al kan?

Bir kâfirin imansız kurşununa yandın mı?

Ah ey Sarı Zeybeğim, sen de yaralandın mı?..

Teşrinievvel, 1336 [1920]

128

www.e-kitap.us

YOLCU YOLUN ŞARKSA

Yolcu, yolun Şarksa, ansızın çöken,

Her taşı mukaddes harabeyi sor.

Orada son damla kanını döken

Yaralı yiğitler döğüş ediyor.

Yolcu, yolun Şarksa, bahçelerinde

Güllerin üstüne silâh çatılan,

Baharı kan olan illere in de,

O yeri özleyen gönülleri an.

Yolcu, yolun Şarka uğrarsa yarın,

Elinde zaferden kopan çiçekle,

Göklere dayanan karlı dağların

Ardından yükselen güneşi bekle.

129

www.e-kitap.us

GÖLGESİ

Suat Derviş'e

Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını;

Bir kere eğemedim bu kadının başını.

Kaç kere sürükledi gururumu ölüme

Fırtınalar yaratan benim coşkun gönlüme.

Cevapları o kadar heyecansız ki onun,

Kaç kere iman ettim, hiçliğine ruhunun.

Kaç kere hissettim ki, yine bu gece gibi,

Güzelliğin önünde, dolup, çarpmadı kalbi.

Ne mehtabın aksine yelken açan bir sandal,

Ne de ayaklarında kırılan ince bir dal

Onun taştan kalbini sevdaya koşturmuyor.

Bir çiçeğin önünde bir dakika durmuyor...

Dönüyoruz yine biz bir uzun gezintiden

Gönlümün elemini döküyorken ona ben,

130

www.e-kitap.us

O bana kedisini, gülerek, naklediyor:

«Bilseniz mavi boncuk nasıl yaraştı» — diyor.

Ya bu kadın delidir, yahut ben çıldırmışım,

Ben ki, birçok kereler kırılmışım, kırmışım,

Ömrümde duymamıştım böyle derin bir acı;

Birden onun yüzüne haykırmak ihtiyacı

İçimde alev alev tutuştu yangın gibi,

Bir dakika kendimin olamadım sahibi;

Hiç olmazsa hıncımı böyle alırım, dedim,

Yola mağrur uzanan gölgesini çiğnedim.

131

www.e-kitap.us

ÇANAKKALE MASALI

Hilâl şunu nakleder her göğe çıkışında:

Bundan yıllarca evvel İstanbul'un dışında

Üç denizi seyreden bir eski kale vardı:

İçinde pek mübarek bir evliya yatardı.

Yalçın duvarlarını aydınlatırken gurup

Uzaktan bakılınca, bu kale bağdaş kurup

Tepelere oturan bir devi andırırdı.

En cesur yüreklerde korku uyandırırdı.

Nur inerken semâdan karanlık mazgallara

Yeşil sarıklı bir pîr, bürünerek allara,

Göğsünde bir ay yıldız her gece zikr ederdi.

«Burası mukaddestir, kimse giremez!» derdi.

Velinin kudretine inanmıyan dört çapkın

Bu kaleye ettiler köleleriyle akın

Sanki bir an içinde çalkalandı bir deniz;

İçten gelen bir dua dolaştı dehliz dehliz;

«Göster bu kâfirlere kudretini Yarabbî!»

Birdenbire yıkıldı kale dağ göçer gibi;

Dört çapkın kölelerle taşlar altında kaldı.

Karanlıklar boşlukta sallanarak alçaldı.

O gece evliyanın ruhu uçtu Allaha!.

Hiç kimse yaklaşmadı bu kaleye bir daha...

Vâlâ Nureddin - Nâzım Hikmet

132

www.e-kitap.us

BOSTAN DOLABI

Halil Nihat'a

Yaz akşamı, bağlarda bekliyorken rüzgârı,

Hüzün verir gönlüme şu bostan dolapları

Dökülen sularında günün rengi sönerken,

Boğuk gıcırtılarla o zayıf at dönerken

Her adım atışında bir inilti yükselir;

Bu yalvaran feryadın uzaktan aksi gelir.

Beyazlanmış yelesi sürünürken rüzgârda,

Bağlanmış gözleriyle sonsuz karanlıklarda

133

www.e-kitap.us

İnleyip, inleterek döner zavallı döner...

Geçtiği aynı yoldur, yorulduğu aynı yer.

İşte biz de böyleyiz: Gözlerimiz bağlıdır,

Gönlümüze yalvarır, gönlümüz dualıdır,

İnleyip inleterek senelerce döneriz,

Aynı yerde başlarız, aynı yerde söneriz.

Deriz ki ilerledik, aynı yoldur geçilen,

Bu ebedî zulmette bir saraydır seçilen.

Nihayet bir gün gelir açılır gözlerimiz,

Kurtuluruz dönmekten son sözü söyleyip biz.

27 - Kânunuevvel - 336

134

www.e-kitap.us

MARMARA'DA BİR GURUP

Halil Vedat'a

Güneş göçtü bir mülkün yıkılan tahtı gibi.

Ufuklar kararıyor yurdumun bahtı gibi.

Sahilde üç kişiyiz: Ben, bir genç, bir ihtiyar.

Önümüzde uzayan köpüklü bir deniz var.

Bir deniz ki yol vermiş hakanımın atına,

Şahit olmuş Fatih'in koca saltanatına..

Fakat şimdi inleyip yükseltiyor sesini,

Yabancı gemilerin taşıyor gölgesini.

Yabancı gemilerin en eski kölemin de.

Bu hali görmiyeyim karanlıklar ininde!.

Yıldız dolu bir gece Marmara'ya alçaldı.

Ben, Ah! Ey İzmir, dedim. İhtiyar ufka daldı.

Delikanlı sarsarak bu ufka dalan pîri,

Dedi: Ne yana düşer bana göster İzmir'i?..

135

www.e-kitap.us

SEKİZ YÜZ ELLİ YEDİ

Vâlâ'ya

İslâmın beklediği en şerefli gündür bu;

Rum Kostantaniyye'si oldu Türk İstanbul'u!

Cihana karşı koyan bir ordunun sahibi,

Türkün genç padişahı, bir gök yarılır gibi

Girdi «Eğrikapı»dan kır atının üstünde;

Fethetti İstanbul'u sekiz hafta üç günde!

O ne mutlu, mübarek bir kuluymuş Allahın...

«Belde-i Tayyibe»yi fetheden padişahın

Hak yerine getirdi en büyük niyazını:

Kıldı Ayasofya'da ikindi namazını,

İşte o gündenberi Türkün malı İstanbul,

Başkasının olursa yıkılmalı İstanbul.

136

www.e-kitap.us

İÇ ANADOLU'YA İLK BAKIŞ

İki arkadaş tuttuk dağlara giden yolu.

Öyle yükselmişiz ki sahilde İnebolu

İnce sokaklarıyla ufaldıkça ufaldı,

Minareler bir çizgi, camiler nokta kaldı.

Evleri birbirine giren şehrin içinde,

Ufuklar genişledi önümüzde gitgide;

Denizi kucaklayan iki açık yol oldu.

Rüzgâr esti, denizin suları yol yol oldu.

137

www.e-kitap.us

Dökülmüştü yerlere yığınla kuru yaprak.

Yaprakların üstünden sendeleyip kayarak

Dağın son kayasının dibine varabildik.

Bu tepede bu kaya mağrur bir baş gibi dik!

Çıkıp onun üstünden bakabilirsek eğer,

Çocukken masallarda dinlediğimiz bir yer,

Güzel İç Anadolu görünecekti bize.

Onu nakşetmek için bir anda kalbimize,

Son adımı atmadan gözümüzü kapadık.

Gözümüzü açınca karşımızdaydı artık

Sisli vadileriyle rüyalı Anadolu.

Görüyorduk uzaktan dereye inen yolu:

Sağ yanında bir çayır, solda çam ağaçları.

O kadar yakındı ki dağların yamaçları

Dereye düşen bahar bir daha çıkamamış

Bu ne güzel memleket: Yüksek dağlarında kış,

Yollarında sonbahar, deresinde ilkbahar,

Altın güneşinde de yazın sıcaklığı var.

İnebolu - Kânunusani 37 [1921]

Vâlâ Nureddin - Nâzım Hikmet

138

www.e-kitap.us

YOL TÜRKÜSÜ

Alnımızda yanar gençliğin tacı,

Yorgunluğun anasını satarız.

Elimizde neşemizin kırbacı,

Ufukları önümüze katarız...

Göğsümüz kuvvetli, gönlümüz temiz,

Tükenmez yolları tüketiriz biz,

Ne saray, ne hamam, ne han isteriz,

Nerde gün batarsa orda yatarız.

Sabah buradaysak, akşam ordayız.

Günlerin peşinde bir hovardayız.

Bazı mısra gibi dudaklardayız.

Bazı «Kimsin» diye soran bulunmaz.

Hey anam hey! Yolcu yolunda gerek.

Bazı altımızda kuştüyü döşek,

Bazı örtünecek yorgan bulunmaz!

Nâzım Hikmet - Vâlâ Nureddin

139

www.e-kitap.us

MUM

Cüce bir sihirbazın kıvılcımlardan eli

«Senin olsun» diyerek bana bahşetti işte

Alınları sallanan alevlerle haleli

İki çıplak kadının mermerden vücudunu.

Fakat görüyorum ki bir hile var bu işte,

Kadınlar taşırlarken onun ateş putunu

Gitgide süzülüyor, gitgide eriyorlar,

Beyaz vücutlarını zulmete veriyorlar.

Nâzım Hikmet - Vâlâ Nureddin

140

www.e-kitap.us

VASİYET

Yol Arkadaşlarıma

Başları göğe değen sıradağlar karlıdır

Dağların yamacında geçitler rüzgârlıdır

Bu rüzgârda savrulan karlara gömülürsek

Bu güzel memlekete doyamadan ölürsek

Dünyaya açık olan gözlerimiz kapanmaz

Ruhumuzda ölümün şifalı nuru yanmaz

Taşırız bir hortlağın tesellisiz ruhunu

Siz ey bizi sevenler istemezseniz bunu

İstemezseniz eğer böyle gam çekmemizi

Doymadan öldüğümüz Anadolu'da bizi

Evliyalar mezarı tepelere gömünüz

Bir şefaatçi bulur ahirette gönlümüz.

141

www.e-kitap.us

16 MART

Adalı Haydut'a

Daha dün atıldığın, daha dün kovulduğun,

Daha dün kaçmak için ummanı dar bulduğun,

Daha dün kapısında dövüldüğün bir yere,

Girdin bir kahpe gibi sığınıp hilelere.

Girdin karanlıklarda adî bir hırsız gibi!

Şimdi de diyorsun ki: Artık benim sahibi,

Ölmez güzelliğiyle artık İstanbul benim!

Ben bütün bir cihanı yumruğuyla ezenim!..

Ah bu senin yumruğun!. Ah bu kirlenmiş yumruk!..

Bu bütün hakikati hileyle yenmiş yumruk

Bizim dik alnımızın üstünde yükselemez!..

Sen! Ezilmez hakkını çiğnettirenleri ez!..

Ey! Sade âcizleri düşkünleri titreten!.

Ey! Daima zulmette arkadan hücum eden!

Ah ey! Adalı Haydut şunu unutma ki biz

Mukaddes haklarını ezdirmiyenlerdeniz!..

142

www.e-kitap.us

ADALI HAYDUT

Adalı haydudun titresin tacı!

Kırılan bir zincir uğultusu var

Doğudan batıya göçen bu seste.

Ey matem diyarı, gözyaşını sil!

Kanlı bir tacidâr uğruna değil;

Kurtuluş içindir döktüğün bu kan.

Nuh'un beklediği güvercin gibi

Dualı dudaklar özleyen ruhlar

Bekliyor Asya'nın kızıl kuşunu.

Istırap içinde bütün bu cihan

Asya'dan umuyor kurtuluşunu.

143

www.e-kitap.us

DÖRT SEVGİLİM VAR

Birbirinden güzel dört sevgilim var:

Acı bir haz ile her gece gönlüm

Birinden boşalır, biriyle dolar...

Birincinin bilmem henüz adını.

Aşkıma ne cevap verecek diye

Merakım seviyor bu genç kadını.

İkinci diyor ki: Delikanlı, sen

Gönlümün en mes'ut sahibi oldun!

Okşanan gururum onu sevdiren...

Üçüncü: Kalbimde bir hiçsin! diyor.

Dizinde ağlayıp reddolundukça,

Ezilen gururum onu seviyor!

- Ne kadın! - diyorlar dördüncüsüne,

Onda âsabımdır vurulmuş olan

Güzel vücudunun bütün süsüne.

Birbirinden güzel dört sevgilim var;

Fakat hâlâ gönül, bilinmez neden,

Evvel zamandaki sevdayı arar?..

144

www.e-kitap.us

TEVEKKÜL

Yollarda gezmekten yorgun her gece,

Yıldızlar ölürken eve dönünce,

Bir zavallı gibi inildeyerek,

Kapının önünde bekler bir köpek.

Evimde sükûna koşuyorken ben

Bilinmez bir hisle onu önümden

Her gece kovarım, her gece gelir;

Her gece yalvaran sesi yükselir.

İçinde baş eğmiş tevekküle bu

Sarı gözlerinde ağlayan ruhu

Bir şifa dilenir karanlıklarda.

Za'fa isyan edip ruhunda bir an

İçinden zinciri o kırmamıştır.

Bu sağır göklere haykırmamıştır!..

Hep boynu bükülü, gözleri nemli,

Daima hıçkıran gönlü elemli

Gönlünde ağlıyor sonsuz bir enîn

Her gece yalvaran bu biçarenin

Kapım kapanınca yüzüne birden:

inleyen sesinden ürperirim ben.

Derim: Hor görmesin bunu kalbimiz,

Bu ruha o kadar benzeriz ki biz!

145

www.e-kitap.us

AĞA CAMII

Havsalam almıyordu bu hazin hali önce.

Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce

Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;

Allahımın ismini daha çok candan andım.

Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!

Böyle sokaklarda ki, anası can verirken,

Işıklı kahvelerde kendi öz evlâdı var..

Böyle sokaklarda ki çamurlu kaldırımlar,

En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,

Üstünde orospular yükseltiyor sesini.

Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,

Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.

Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu,

Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu

Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen

Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!

Ey bu Caminin ruhu: Bize mucize göster

Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer

Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla,

Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!

146

www.e-kitap.us

YAĞMUR

Selâmi İzzet'e

Yağmur serpeliyor... Yağmur değil bu,

Teselli yağıyor sanki göklerden.

Allanın kalblere baktığı yerden

Yağmur serpeliyor... Geceler serin,

Zulmeti şifalı şimdi göklerin...

Geceler kalbime daha çok yakın!

Geceler, bu yaşlar dinmesin sakın,

Gönülden muhtacım serinlemeğe,

İçimden silkinip bir «Oh» demeğe...

Göklere çevrilen alnıma yer yer,

Batıyormuş gibi soğuk iğneler,

İnce damlalarla yağmur düşüyor,

Bir «Oh!» diyemeden kalbim üşüyor!.

Yağmur serpeliyor... Yağmur değil bu,

Kalbe dert yağıyor sanki göklerden.

147

www.e-kitap.us

SON HIRS

Donan benliğimi kavrayıp birden

Esîri kılsa da sihirli bir el,

Gecenin o kayan gölgesiyle ben

Dalsam mezarına, ey muzlim güzel!

Yanımda atsa da ölümün kalbi,

Kansız vücudunu sarıp bacağım,

Soğuk bir mermeri kucaklar gibi,

Koynuna sokulup ısınacağım...

148

www.e-kitap.us

SİZ DE Mİ SATILDINIZ?

Gel ey imanlı gençlik, gel ey beklenen gençlik,

Gel ki Anadolu'da senin bükülmez, çelik

İmanına, azmine ümit bağlayanlar var!

O satılmış vezire, o satılmış kullara

O satılmış hünkâra siz de mi katıldınız?

Sizde mi satıldınız, siz de mi satıldınız?

149

www.e-kitap.us

KARA KUVVET

Asırlar vardır ki, bu memleketin,

En sade, en temiz gönüllerine,

Göklerin ezelî nuru yerine,

Zulmeti siniyor kara kuvvetin.

Asırlardanberi bu kara kuvvet,

Bir yara ki ruhumuzda kanıyor,

Susuz bir kurt gibi homurdanıyor,

Bir nura koşarsa eğer memleket.

Bu kara kuvvetin kara elleri,

Böyle sarılırken boğazımıza,

Gönüllerimizde biz bu hırsıza,

Hâlâ veriyoruz en kutsî yeri.

Nankördür imanlı «gönüller bütün,

Şükranla secdeye varmazsa eğer,

Gençliğin nurunu çalan bu eller,

Hırsız eli gibi kesildiği gün!

150

www.e-kitap.us

DELİNİN BİRİNCİ DUASI

Fâni halk ettiyse beni de eğer

Zaman gelecek ki yorgun gözlerim

Derin çizgilerle çevrilecektir.

Yarabbi, o zaman kış olsun, derim!

Uzun, sonsuz, bir kış, son kar yağarken

Bahçeler bir daha çiçeklenmesin.

Tahamm

9615
0
0
Yorum Yaz